VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
30 Ekim 2013 Çarşamba | Anasayfa > Haberler > Bir tuhaf tarihtir Salah Bey’inki!
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Bir tuhaf tarihtir Salah Bey’inki!

‘Resmi tarih’ denir, ‘sivil tarih’ denir ama bir türlü “Salâh Bey Tarihi”ne gelmez söz. Oysa Salah Birsel öyle bir tarihten söz açar ki, yazmayı neden sevdiğimizi, şiire neden gönül düşürdüğümüzü ve ille de okumak istediğimizi anlarız.

Enver Aysever


Tarih tartışmalarının pek sığ, içerikten yoksun, hatta can sıkıcı olduğu bir dönemdeyiz. Şimdilerde pıtrak gibi biten, orada burada gördüğümüz tarih yazıcılarından türlü kavramlar ediniyoruz çok şükür. Lakin ‘resmi tarih’ derler, ‘sivil tarih’ derler de bir türlü “Salâh Bey Tarihi”ne getirmezler sözü. Eğer bir kimse Türkçeden iki satır okumuşsa, İstanbul sokaklarında sağı solu kolaçan ederek adım atmışsa, hele ki iki yudum içip kafayı gıcır hale getirmişse, resmi veyahut değil yolu mutlak Salâh Bey’e düşecektir. O Salâh Bey ki akıl almaz meselelerin peşinden koşar, köşe bucak kahvehaneler gezip öyküler biriktirir, sonra da kaçı kurmaca, kaçı sahiden yaşanmıştır diye düşündürür durur okuru! Böyle bir lezzeti hangi tarih yazıcısının dilinde bulacaksın? Salâh Bey olmadan ne Beyoğlu tarihi, ne de içkinin, yazarların tarihi yazılabilir. Elinde koca bir büyüteç vardır sanki, illa da bunu gör, şunu izle der bize!
Bugünlerde karmaşık duygular içinde yollanıp durduğumuz İstiklal Caddesi’nde biraz daha keyifle salınmak, hayatın tadına biraz daha derinden dalmak için mutlaka bir Salâh Birsel sözü edinmek gerekir. Söz derken, ‘denemecilik’ denen türün sınırlarını zorlasa, metinleri yeni kılıklara sokup biraz da kafayı bozsa da, karşımızda söz’ün hasını bilen bir şair vardır. İstanbul’da gevezelik, hovardalık, serserilik ve de dırdır yapmadığı zamanlar yolu şiirdedir hep Salâh Bey’in. Denemelerin içinden çıkmak için sezgilerine güvenen, hatta biraz bilmece bulmacaya merak saran okur için bu şiirler hem eğlendiren, hem dinlendiren türdendir.

Caddelerden İstiklal Caddesi
Havuzdur da havuzdur
Kadınlar da ördekleri
Dolaşır şıpıdak şıpıdak
İstiklal Caddesinde dükkanlar
İki yandadır da iki yandadır
Vitrinlernen incik boncuk
Şıkırdaktır da şıkırdaktır
İstiklal Caddesi dediğin
Antep kilimine benzer
Beyazlar yeşiller karalar
Fırıldaktır da fırıldaktır
Caddelerden İstiklal Caddesi
Uzundur da uzundur
İstiklal Caddesinde bekarlar
Dolaşır şıpıdak şıpıdak

Caddede boy gösteren kişi, kendinden önce kimlerin buralarda adım savurduğunu, gidilen yol boyu hangi düşler kurulup ne tartışmalara girildiğini hesap etmezse, İstiklal’in havasından sadece avucunu yalayarak sus payını alacaktır. Türlü muharrirlerin, ediplerin buluştukları bu caddede rastlantı sandığımız, sanki güçlü bir romancının kurgusudur. Salâh Bey tarihini kaleme alırken tanıdık, bildik dostlardan söz açar sık sık! Söz gelişi yolunuz mutlaka Markiz’e düşecektir bir vakit. Orada göreceğiniz kimi asık, kimi gülen yüzlerden çoğu tanıştır size. Ya bir hikâyesini okumuşsunuzdur bir zaman, ya şiiri dilinizde bir tattır, ya da romanında kâh gözyaşı akıtmış kâh tutkulu âşık olmuşsunuzdur. Haldun Taner oradadır işte.
Markiz’in buluşmak, söyleşmek için olduğu düşünenlerden değildir usta. Her daim meşguldür kafası ve meraklısına göstereceği belgeler yanındadır. Haldun Taner için Markiz bir pastane değil bireysel bir kahvedir. Her masa da bir ada! Gelir Allah’ın günü kendi adasına sığınır. Markizciler ve Leboncular diye iki takım var mıdır tam bilemiyoruz ama, İstiklal’in önemli buluşma, tartışma, ara sıra oynaşma ve mutlaka hırlaşma yerlerinden biri de diğer kahvesidir. Lebon’da da yazan, çizen, düşünen kimseler sıkça görünür. Memleketin hâli üstüne uzun uzadıya tartışmalara girişilir. Aralara kimler sıvışır, hangi gammazcılar o lanetli görevi yerine getirir bilmeye olanak yoktur. Lakin surata baktığınızda kim, kaç karat adamdır anlaşılmaz değildir! Salâh Bey Tarihi’nde, bu Lebon’da bir ara mutlaka Namık Kemal’e denk gelirsiniz. Edebi tartışmalar, memleket sorunları üstüne lakırdılar edilir çoklukla, ama gün gelir koleradan kırılan İstanbul ahalisi hakkında da fikir söylendiğini işitirsiniz oralarda. Üstat bir keresinde fena öfkelenir, Naim adında Diyarbakırlı bir ozana verip veriştirir. Başkasının şiirini kendininmiş gibi sunan bu kalleş, kovulduğu yerin bacasından yeniden giriverirmiş ortama. Salâh Bey’den işittiğimiz üzere Namık Kemal dilin tüm zenginliğini bu adama sıfat olarak sayıp dökmüş; “Bilisizler bilisizi, utanmaz, dümbelek şöhret, çömlek tıynet, fitne berduş, şeddesiz merkep!” Bu satırların yazarı, Salâh Bey’i yakından tanımamışsa da, yüzünü görmüşlüğü vardır. İlk gençlik yıllarında, bir kitabın peşine düşüp, aklını kaybettiği hallerde bulmuştur karşısında bir tuhaf tarihin yazarını. Büstü gibi yazdıklarının çekiciliğine de kapılır kısa zamanda. Onca eğlenceli, alacalı bulacalı satırların yazarının ağzından bir söz dökülmesinin bunca güç olduğuna inanamamıştır. Dudaklarına yerleşmiş o acayip gülümseme hiç aklından çıkmamıştır. Derinlemesine üzerine düşündüğünde yazma işinin doğasında bu türden karmaşık duygu hâllerinin olduğunu bulmuş, ileriki yıllarda kendini tuhaf bulan, koca gözlerle bakanların şaşkınlığına şaşmıştır. Salâh Bey bize öyle bir tarihten söz açar ki, yazmayı neden sevdiğimizi, şiire neden gönül düşürdüğümüzü ve ille de okumak istediğimizi anlarız. Kıyıda mahzun kalmış bir şair görünce içimiz derinden sızlar. Kimselerin bulmak için gayret etmeyeceği o dizeleri şıp diye önümüze koyar. Bir yitik ozandır Halit Asım, unutulmaya terk edilmiş...

Dört resim aldık
Duvara çiviledik ömrümüzü
Birinde akşam oluyor,
Taşları kızıl bir mezarlık,
Mezarlıkta yürüyen bir ihtiyar...
Birisinde şarkı söylüyor balıkçılar...
Ve ben bugün hissediyorum dostlardan habersiz,
Resimdeki ihtiyara gizlice küstüğünüzü.
Birisinde vakit sabahtır,
Denizi seyreden iki çocuk,
Çocukların gözlerinde “uzak”
Uzakta hayal ettiğimi,z yaşamak!
Birinde muhteşem bir yalnızlık
Ve uykuma musallat olan bir deniz var.
Dağıtırız bu dört resimde hüznümüzü,
Şarkılar kayıkları doldurur,
Ufuk kokulu çocuklar gündüzümüzü.
İhtiyar çok yaşayacak;
Ve biz bir dua gibi bırakacağız,
Kendi denizimizden şikayetçi.
Dört resim satın aldık.
Bu dört resimdir Allahın memleketi...

Salâh Bey “Paf ve Püf” koyar kitabının adını, ecnebi memlekette gezinen yazarların hâletiruhiyelerini tasvir eder, görür gibi olur insan onları. Birdenbire bambaşka bir toprakta bulur kişi kendini, sevecen, renkli ve bereketli. Sahi bu memlekette Salâh Bey Tarihi bilmeden yazıcı olunur mu ki?

Paylaş

Öyleyse ‘Yaşasın edebiyat!’ Geçen ay Grand Pera Emek Sineması’nda çok önemli bir edebiyat davetine katıldım. Davet önemliydi çünkü,Türk edebiyatının “yaşayan” 50 şairinin/yazarının, kendini, edebiyatını ve hayata bakışını anlattığı “Yüz Yüze Konuşmalar, Yaşayan Edebiyat” projesi tanıtıldı.

Devam