VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
12 Ocak 2016 Salı | Anasayfa > Haberler > Bir uyumsuzun ''hafif'' tanıklığı
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Bir uyumsuzun 'hafif' tanıklığı

Kiminin derin yarası, kiminin büyük Tomnis Uyar, Aşkın Yıpranma Payında bilmediğimiz sularda geziniyor. Tarabya’dan Çiçek Pasajı’na geçiyor, çocukluk, ergenlik, gençlik ve yaşlılık üzerine lakırdı ediyor, “cinselliğin sınırları”nı sorguluyor. Hatta spordan çiçeklere, kedilerden teröre, diskotekten çiğköfteye uzanıyor!

MURAT MERİÇ



Feridun Nâdir üstadımız, iki yıl önce, BirGün Pazar’da yayımlanan “Rakı İçilesi On Kadın” başlıklı yazısı için on kişiden öneri almıştı. Biri bendim ve bana sorduğunda, hiç tereddüt etmeden şu cevabı vermiştim: “Tomris Uyar. Onunla sarhoş olmayı isterdim çünkü bilhassa günlüklerinde cümleleri anason kokar. Bütün sevdiğim adamlar yani Turgut Uyar, Edip Cansever, Cemal Süreya onunla rakı içmeyi sevmiş. Bir bildikleri olmalı!”

Tomris Uyar’ı günlükleriyle tanıdım. İlk aldığım kitabı, “Sesler, Yüzler, Sokaklar”. Alma sebebim biraz dolambaçlı: Ankara’ya üniversitede okumaya gittiğimde elime geçen bir kasetin içindeki bir şarkının adı bu. 1987 tarihli Yeni Türkü albümü “Dünyanın Kapıları”nın üçüncü şarkısı. Sözlerini Murathan Mungan yazmış: “Taş baskısı bir plakta / Yorgun bir ses cızırdar / Küflü sayfalarında bir albümün / Gülümser o soluk fotoğraflar // Kıvrılırken bir kentin alanına / Tutunur geçmiş yıllarına / Tutunur anılarına // İnce uzun duvarlar / Kaç hayat yaşadınız söyleyin / Sesler yüzler sokaklar…” ªarkı, Tomris Uyar’a armağan edilmiş. Sonrasında hayatımı etkileyecek bu büyük yazarın adını, on altı yaşımda bir kaset kapağında gördüğümü gizlemeyeceğim. Bilakis bu şarkıdan yola çıkarak onunla tanışmış olmamı hep bir şans kabul etmişimdir.

YAZAR TANIKLIĞI
“Sesler, Yüzler, Sokaklar”, Tomris Uyar’ın güncelerinden biri. 1981’de basılmış. Arka kapağında, şu ifadelerle tanıtılıyor: “…değiştirilemeyecek bir geçmişi devralmış değiştirilebilir bir geleceği zorlayan ama asıl kendine bağışlanan bugünü aşkla yaşamaya çalışan bir günümüz yurttaşının bir tanıklık belgesi…” Tomris Uyar şahane bir yazar ama her şeyden önce bir tanık. Beni çeken tarafı da bu. Bu yüzden belki, yazılarını öykülerinden ayrı tutar, onları daha bir severim.
Geçtiğimiz haftalarda “yeni” bir Tomris Uyar kitabı yayımlandı: “Aşkın Yıpranma Payı”. Handan İnci’nin derlediği bu kitabın altbaşlığı, her şeyi açıklıyor: “Elele dergisindeki yazılar ve söyleşiler, 1976 - 1985”. Heyecanla aldığım, hemen okumaya başladığım kitabın “sunuş”u, şu paragrafla başlıyor: “Tomris Uyar için kurulacak bir cümleye genellikle ‘Türkçenin en iyi öykücülerinden biri olduğu’ bilgisiyle başlanır. Doğrudur. Ama cümlenin devamına, bu dilin en yoğun okuma tadı veren deneme ve günlüklerini yazdığı, çok iyi bir eleştirmen olduğu bilgisini de mutlaka eklemek gerek. Tomris Uyar’ın öykü dışı kalem verimleri en az öyküleri kadar derin iz bırakır okurda.”

Kitaptaki yazılar, Uyar’ın gazete ve dergi yazılarını derleyen “Kitapla Direniş”ealınmayan Elele yazılarından oluşuyor. Popüler bir kadın dergisine yazılmış “hafif” yazılar bunlar. Uyar, teklif kendisine getirildiğinde şaşırdığını ve tedirgin olduğunu anlatıyor güncesinde: “Kolay değil; alıştığım çevrenin dışına çıkıyorum. Onlara bir şeyler iletmeye çalışırken dilimde ve anlatımımda bir yapaylık baş gösterecek mi? Yoksa kendim mi olacağım?”
Bu soruları sorarken haklı zira bu yazılar, diğerlerinden oldukça farklı. Yine de satırlar arasında ilerlediğinizde onun “ince” duyarlılığını görüyor, o tedirginliği hissediyor, tanıdığınız Tomris Uyar’ın tanımadığınız bir yönüne şahit olduğunuz için heyecanlanıyorsunuz. Bende öyle oldu en azından.

ŞARKILARIN İZİNDE
“Günce”siyle tanıdığım, öykülerinde kaybolduğum Tomris Uyar, söyleşilerinde biraz ketum. Buna rağmen dünyasının kapılarını ardına kadar açan bir belge var elimizde: Roll’un Eylül - Ekim 1999 tarihli 35. sayısında yayımlanan Serkan Seymen - Merve Erol imzalı söyleşi. Bir “blind test” bu. Seymen ve Erol, Tomris Uyar’a şarkılar dinletiyor ve oradan ilerliyor. Okurken alaturkadan caza uzanıyor, sinemadan dansa zıplıyor, Tülây German’dan Pink Floyd’a varıyorsunuz ve hakkında çok şey öğreniyorsunuz. Dans etmeyi sevdiğini mesela. “Gırgır bir dans” olarak nitelendirdiği çarliston dışında fokstrot ve vals yaparmış, Uyar. Romantik danslardan uzak durur, dans ederken kendisini müziğe kaptırırmış. Söyleşinin başlığı, dans bahsini çok iyi anlatıyor aslında: “Müziği sek almayı pek sevmem.”Buna rağmen, çeviri yaparken arkadan “sözsüz” bir müziğin gelmesini tercih ettiğini de bu söyleşiden öğreniyoruz.
Şiirlerin bestelenmesinden de hoşlanmıyor Tomris Uyar. “ªiiri müzik olarak aktaranla şairin ruh durumu birbirini tutuyorsa” şerhini koyuyor ama: “Bunun için şairin o şiiri bir şarkı sözü olarak düşünmüş olması lazım. ªiiri şarkılaştırmak çok güçtür bence. Ben şair olsam, herhalde oturur şarkı sözleri yazardım, bestelensin diye. Ve sanıyorum bir dizemin, mısramın kullanılmasını isterdim sadece bir şarkıda. Nakarat olarak ya da arada bir yerde belirsiz olarak.” Yazının başına döneyim: “Sesler Yüzler Sokaklar” şarkısı onu sevindirmiş olmalı!
Çok yazmış Tomris Uyar. Okumayı öğrendiği andan itibaren yazdığını söyleşilerinde söyler. Yazdıklarını yayımlamaya başlamadan önce de yutarcasına okumuş. Edebiyatın her alanını “inceledikten” sonra öykücü olmaya karar vermiş. Sadece Türkiye’de değil, başka dillerde yazılan öyküleri de yutmuş. Türkçesine güvenmediği için çeviri yapmaya başlamış: “Ben başka bir dili iyi öğrenmek için çeviri yapmam. Kendi dilimi öğrenmek için çeviri yaparım. Kendi dilinin sınırlarını zorlamak, dilinizin ne kadar yeterli olduğunu görmek için çeviri yapmak iyidir. Okuduğunuz kavramın karşılığını bulabilecek misiniz diye denersiniz.” Bu “deneme”lerin İngilizceden dilimize altmıştan fazla kitap kazandırdığını söyleyeyim. Şu konuda iddialıyım: Tomris Uyar, Türkçenin gördüğü en iyi çevirmenlerden.

GÜNDELİK HAYATA DAİR
Öyküleri, günceleri ve eleştirilerine eklediğimiz Elele yazıları, onun gündelik hayata bakışını bize yansıttığı için de heyecanla okuduğumuz yazılar. Bunların bir önemi daha var: Tanıklık. Yine Handan İnci’den aktarayım: “1970’lerin ortasından 1980’lerin ortasına kadar, yaşadığı toplumda kadın ve çocuk hayatına dair aksayan ne varsa kavrayıcı bakışı ve güçlü eleştirisiyle bir bir elden geçirir Tomris Uyar. Türkiye’deki sosyal hayatı dönüştüren ekonomik ve siyasi hareketlerin en etkili yılları diyebileceğimiz bu on yıllık dönemin, Tomris Uyar gibi bir yazarın kontrollü de olsa sözünü sakınmayan eleştirisiyle önümüze serilmesi, bu yazıları ayrıca dikkate değer kılıyor.”

Kitabı şöyle tarif etmek mümkün: Tanıdığımız Tomris Uyar, bilmediğimiz sularda geziniyor. Heyecanı artıran, biraz da bu. Tarabya’dan Çiçek Pasajı’na geçiyor, çocukluk, ergenlik, gençlik ve yaşlılık üzerine lakırdı ediyor, “cinselliğin sınırları”nı sorguluyor, eşcinseliği anlatıyor, evliliğin “sevişmenin sonu” olduğunu söyleyenlerle tartışıyor, gündemde olan konular hakkında fikir yürütüyor. Yelpazesi geniş: Spordan çiçeklere, kedilerden teröre, diskotekten çiğköfteye uzanıyor! Kitabı değerli kılan bir başka yönü, Uyar’ın Elele adına yaptığı söyleşilere de yer vermiş olması. Altan Erbulak, Mengü Ertel, Turhan Selçuk, Sait Sökmen, Halit Refiğ, Ayten Alpman gibi değişik disiplinlerden gelmiş isimlerle yaptığı bu söyleşileri okumak ayrı bir zevk. Sorduğu sorularda, hayata bakışının izlerini bulmak, onları öyküleri ve yazılarıyla harmanlayarak kimliğine ulaşmaya çalışmak, bambaşka bir dünyanın kapılarını aralamamızı sağlıyor. Hiçbir zaman içine giremeyeceğimiz bir dünya belki bu: Bir “uyumsuz”u tanıma çabası: Nice şairlerin şiir dizdiği bir şahane “uyumsuz”u…

Tomris Uyar, döneminin en büyük şairlerini çevresinde toplamış bir kadın. Ülkü Tamer ve Turgut Uyar’la yaptığı evlilikler bir yana, şairlerle olan “arkadaşlık”ları, zaman zaman bambaşka boyutlara ulaşmış. Kiminin derin yarası, kiminin büyük aşkı olmuş ama ne olursa olsun hep onların yanında kalmış. Yazık ki, “iş”inden ziyade bu fasılla ilgilenmiş çoğu okur. Memleketin magazine düşkünlüğünün bir cilvesi. Bu yüzden, Tomris Uyar’ın, magazini ihmal etmeyen bir kadın dergisine yazıyor oluşunu ironik olarak algılamak da mümkün.

Roll söyleşisine döneyim, “şairler” bahsinden ilerleyeyim… “Arkadaş”ları arasında en çok Cansever’den etkilendiğini gizlemiyor: “Edip’in kendine göre özel bir dili vardı. Hikâyeli yazardı. Turgut Uyar’dan da, Cemal Süreya’dan da Edip’ten etkilendiğim kadar etkilenmem. Edip daha çok anlatan -bunları iyi anlamda söylüyorum-, daha süslü ve imgesi bol bir yazardı. Tekrarı seven bir şairdi.” ªu iki cümleyi de bu bahise ekleyeyim: “Tavlayıcı şiir de sevmem ben. Güzeldir, görkemlidir, alır götürür ama bir şey kalmaz arkada.”

Tomris Uyar, 2003’te aramızdan ayrıldı. Ardında pek çok kitap bıraktı. Hiçbir zaman “tavlayıcı” yazmadı. En “hafif” yazılarını bile. Papirüs’ü çıkartan ekiptendi. Şiiri sevdi ama bulaşmadı. Eleştirdi. Sevdi, sevildi, sevmeleri ve sevilmeleri öykülere, şiirlere sirayet etti. Onun için şarkı yazılmadı belki ama ondan esinle bir şarkı yazıldı. Yazının başında yarısını aktardığım Murathan Mungan imzalı bu şarkıyı, yazının sonunda tamamlayayım: “Yankısı kalmadı seslerin odalarımızda/ Sahipleri çoktan öldü fotoğrafların/ Adımlarımızdan yoruldu yollar/ Kaç hayat yaşadınız söyleyin/ Sesler yüzler sokaklar/ Şarkısını yitirmiş sesler/ Gençliğini yitirmiş yüzler/ Evlerini yitirmiş sokaklar/ Kaç hayat yaşayacaklar daha/ Daha kaç hayat yaşayacaklar/ Unutulur mu yoksa bir gün/ Sesler yüzler sokaklar/ Bunca yaşamışlıktan sonra/ Hiç unutulmayacaklar…”



Paylaş

Bir VatanKitap’ın perde arkasıBu ay üç özel röportajla çıkıyoruz okur karşısına. Bunlardan ilki Türk tiyatro tarihine sahneleye çıkan ilk kadın oyuncu Afife Jale'nin yaşamını romanlaştıran Osman Balcıgil'le bu büyük değer üzerine Ece Erol'un yaptığı şöyleşi oldu. Diğer bir özel röportajımızı Cemre Nur Meleke, Aslı Perker'le yeni romanı Flamingolar Pembedir üzerine gerçekleştirdi. Sinemaya da uyarlanan Kocan Kadar Konuş kitabıyla büyük çıkış yakalayan Şebnem Burcuoğlu ise özlenen sıcak mahalle özlemimizi, Cemal Süreya'ya gönderme yaparak Cemal ve Süreyya aşkı üzerinden giderdiği yeni romanı Süreya Kuaför Salonunu anlattı.

Devam