VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
23 Temmuz 2012 Pazartesi | Anasayfa > Haberler > Bir yalanmış geçen yazlar
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Bir yalanmış geçen yazlar

Yaz ve yalan... İki cazip sözcük. Yakıcılığı benzer, iyileşme süreçleri farklı iki kavram.

Levent Tülek

Bernard Schilink’in “Yaz Yalanları” kitabındaki öyküleri okumaya başladığımda, yukarıda bahsettiğim düşünce hızla kaybolup yerine beklemediğim bir duyguyu örmeye başladı: Umut... Evet, her okuduğum kitabın, dinlediğim müziğin, sevdiğim insanın, tattığım yemeğin nasıl olur da umut vaat ettiğini anlamadan tüketiveririz duygusunu sorgulamaya başladım kendimde.

Geçtiğimiz yıllarda izlediğim ve beni pek etkileyen “The Reader” (Yön: Stephen Daldry , Oyn: Ralph Fiennes, Kate Winslet) filminin öyküsünün aynı adlı “Okuyucu” romanından alındığı Alman Yazar Schlink’in dönemdaşları olan diğer tüm Alman yazarlar gibi toplumlarının savaş sonrası pişmanlık üzerine yeni bir hayat inşa etmiş olmalarının da etkisiyle bu travmaları yaşamış insanları ve hayatlarının öykülerini yazdığını görüyoruz. Günümüz modern toplumunun yaralarına tuz basmış insanlarının yaşlanıp çoluk çocuğa, torunlara karışmış bir kuşağın neleri ıskaladığını, acılarını ve bu acılara tuz olarak bastıkları yalanları okuyoruz Schlink’in kitabında.

İKİLİ İLİŞKİLER YORUMU

Sadece yukarıda anlattığım kadar kadar kara, kasvetli ve ağır bir kitap değil “Yaz Yalanları”. Tam tersi başta “acaba ikili ilişkiler, aldatmalar, yalanlar, trajediler ve bunun gibi klişelerle dolu çoksatar bir kitap mı bu acaba?” diye burun düşünürken, o kolay hafif, akıcı anlatımın altında çok derin, yaralı, sert ancak umut bulduğum bir kitap okuyuverdim.

“Okuyucu”daki Nazi kadının tutkuyu ve aşkı kendisinde küçük bir oğlanla yaşarken nasıl insan oluverdiğine, evrildiğine şahit olduysak “Yaz Yalanları”ndaki modern Batı toplumunun şüpheci, bireyci, mantıklı ve önyargılı insanlarının umutlanma, mutlu olma, tüm marazları ile insan olma serüvenlerini hazin yalanlar izleğinde sunuyor bize yazar. Karı koca, sevgili, anne-baba, torunlar, akrabalar ve dostlarla olan ilişkilerin, kısaca insani tüm durakların haritasında, ölçek ölçek yalanlarından arındırmayı (bazen de olduğu gibi bırakmayı) tercih ederek iddiasız bir şekilde yeni bir umut coğrafyası sunuyor bize.

Halen New York ve Berlin’de yaşayan Bernard Schlink öykülerini yine bu coğrafyalarda anlatıyor. Doğallıkla ağırlıklı olarak Alman kahramanların ağzından yaşıyoruz öyküleri. Dikkatimi çeken bir ayrıntı ise öykülerini ortak “yalan ve yaz” temasına dayandırırken tarz olarak oldukça serbest ve özgür davranmış yazar. Örneğin “Baden Baden’deki Gece” Dostoyevskivari bir Rus edebiyatı havası taşırken,” Ormandaki Ev” Hollywood’a göz kırpan Stephen King tarzı bir gerilim sunuyor bize.

Kitabın sonundaki öykülerin kahramanlarının yaşlı Almanlar olması ise kendi özelinde travma yaşamış tüm savaş mağdurlarının insani ilişkilerde çuvallamalarının bir özeleştirisi gibi duruyor. Tabi başta da dediğim gibi Yaz ve Yalan’ın yanına bir de Umut’u koyarak.

Doğan Kitap’tan çıkan “Yaz Yalanları” Barış Tut’un özenli çevirisiyle yayınlanmış. Kitapta baskıdan kaynaklandığını sandığım bir iki hata var ama çok küçük şeyler. Kitabın bütününe zarar vermiyor. Edebiyatseveri tatmin eden ve tam da yazın iyi kitap okumak isteyenlere sunulmuş doğru bir seçim.


YazYaz Yalanları

Bernhard Schlink

Detay için tıklayın


SAHİLDE OKUMAK LAZIM

Bahsetmek istediğim bir diğer kitap ise usta mizahçı ve tiyatro (kabare) yazarı Kandemir Konduk’un Remzi Kitabevi’nden çıkmış kitabı “Sahilde Buluşalım”. Ben aslında kitaptan ziyade günümüzde artık iyice ayağa düşmüş, muhalefetini, evrenselliğini ve kalıcılığını yitirmiş mizahı belden aşağı vurmadan yazan nadir yazarlardan olan -yakından da tanıdığım- Kandemir Konduk’u biraz anlatmak istiyorum size.

80’li yıllarda Ali Poyrazoğlu Tiyatrosu’nda çalıştığım günlerde büyük usta Altan Erbulak’la da aynı sahneyi paylaşma şansına erişmiştim. Altan abi bana anılarını anlatırken bu anılardan biri çok ilgimi çekmişti. 70’li yılların başında Altan Erbulak, Metin Serezli başta olmak üzere birkaç tiyatrocu arkadaşı ile Kocamustafapaşa Çevre Tiyatrosunu kiralarlar ve oyun arayışına girerler. Bu sırada genç mizahçı, oyun yazarı Kandemir Konduk “Yüzsüz Zühtü” adında bir komedi oyunu yazmıştır. Altan abi “oyunu getir de okuyalım” der ve evinin adresini verir. Olayın bu kısmının birazını da Kandemir Konduk’un kendisinden dinleyip teyit ettim... Konduk oyunu daktiloda yazar. O zamanlar değil bilgisayar fotokopi makinesi bile yoktur. Sadece teksir makinesi vardır ve onda da metin çoğaltmak çok pahalı bir iştir. Kandemir Konduk tekstinin tek nüshasını koltuğunun altına koyar ve Altan Erbulak’ın evine gider. Ancak evde kimse yoktur. Metni kapıcıya teslim eder. Daha sonra Altan Erbulak eve geldiğinde kapıcı dosyayı kendisine verir. Altan abi o anı şöyle anlatmıştı:

“Oyun metnini elime aldım, kapağında ‘Yüzsüz Zühtü” altında da küçük harflerle ‘2 Perde 1 Korniş’ yazdığını gördüm ve kahkahayı bastım. Daha içini bile okumadan ‘ben bu oyunu oynarım kapı baca kırar’ dedim. Hakikaten tiyatroyu bu oyunla açtık ve oyun yoğun ilgi gördü. Fakat sonra Kandemir’den öğrendiğime göre oyun tek nüshaymış... Be adam nasıl cesaret ettin kapıcıya vermeye! Çocuğu yırtabilir, karısı sobayı yakmak için tutuşturabilir, ya da apartmanın gazete artıklarıyla çöpe gidebilirdi. Sadece yazdığı şahane oyun için değil bu cesaretinden dolayı da Kandemir’i kutlamak lazımdı...”

Nüktedan şekilde anlattığı bu hikayeyi yıllardır unutamadım Altan Erbulak’ın. “Sahilde Buluşalım” elime geçtiğinde tekrar anımsadım bu anıyı. Sonraları daha çok Devekuşu Kabare için yazdığı olağanüstü kabare metinleriyle, oyunlarla bir marka haline gelmiş ismin başlangıç serüveninin öyküsüne ilk ağızdan tanık olmak da biraz benim şansımdı. Kandemir Konduk 70’li yıllardan başlayarak günümüze kadar bir çok genç mizah yazarını etkilemiş, 80’li yıllarda açtığı Güldürü Üretim Merkezi (GÜM) ile bir çok mizahçı yetiştirmiş, mizahın ciddi bir tarz olduğunu unutmadan titizlikle çalışıp disiplinle üretmiş bir yazardır. Günümüzde pek de iyi örneklerini görmediğimiz, edebiyatta olsun, sinema ve televizyonda olsun üretimi çok zor olan mizahı kolaya kaçmadan, ahlaklı ve evrensel olması gerçeğini göz ardı etmeden eserler vermiştir. Geyik muhabbetinin mizah olarak algılandığı günümüzde, hele şu sıcak yaz aylarında sadece “Sahilde Buluşalım”ı değil “Aşklar da Değişti”, “Üniformanın Hatırı Var”, “Geldim, Gördüm, Çok Güldüm” başta olmak üzere bulabildiğiniz Kandemir Konduk kitaplarını kaçırmayın derim.

Sadece mizah değil, öykü ve diyalog ustası olan Kandemir Konduk’un bu yıl yazarlıkta 40. Yılı. Bu ülkede mizah yapan bir sürü sanatçı ona çok şey borçlu. Bunlardan biri de benim.

Nice 40 Yıllara usta!

SahildeSahilde Buluşalım

Kandemir Konduk

Detay için tıklayın

Paylaş