VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
15 Ocak 2012 Pazar | Anasayfa > Haberler > Bir yarım diğer yarımı işgal ediyordu; sanki hem işgalci hem de kurbandım
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Bir yarım diğer yarımı işgal ediyordu; sanki hem işgalci hem de kurbandım

Yazar, hikayesini, yüz yüze sadece birkaç kez görüşebildiği akrabalarının hatıralarına, e-posta ve telefonla kurduğu bağlantılara dayanarak anlatıyor.

Özlem Akalan

Leilah Nadir’in 2007 yılında yayınlanan anı kitabı “Bağdat’ın Portakal Ağaçları”, “Sora sora Bağdat bulunur” atasözümüzle açılıyor. Ne var ki kitap, en kaba özetiyle, atalarımızın bu sözü söylediği zamanlardaki cennet bahçesini andıran kentin yerinde bugün yeller estiğini anlatıyor. Önce İran-Irak Savaşı, ardından Körfez Savaşı, son olarak da Irak’ı özgürleştirmek adına gerçekleştirilen işgal, ülkeyi yaşanmaz ve tanınmaz hâle getirmiş. İşin ilginç yanı, tüm bu savaşlar boyunca olanları bize aktaran, “memleketi” Irak’ı hiç görmemiş bir gazeteci. Yine de “Irak”ı iliklerimde hissediyorum” diyor Nadir; “Oraya hiç gitmedim. Bağdat gecesine kokusunu veren bir yasemini veya portakal çiçeğini hiç koklamadım...”
Leilah Nadir’in babası İbrahim, 1960 yılında, henüz 16 yaşındayken, kazandığı bursla Irak’tan İngiltere’ye gitmiş. Gidiş o gidiş... Önce İran Savaşı, ardından Saddam iktidarı İbrahim’in gözünü korkutmuş. Irak’a giderse bir daha asla Avrupa’ya geri dönemeyeceğine inanmış.
“Bağdat’taki evimizi hatırlıyorum” diyor İbrahim; “Güller; çiçekler ve koyu yapraklar üzerinde yükselen portakal ağaçları ile duvarlar boyunca uzanırdı...” Kitabın yazıldığı 2007 yılında baba İbrahim, Bağdat’ı hâlâ çocuk gözleriyle hatırlıyor.
Leilah Nadir’in baba tarafı, Suriye’den Irak’a gelmiş Hıristiyanlardan. Annesi İngiliz. Yazar ise 1971 yılında, petrol mühendisi babasının o dönemde iş bulabildiği tek ülke olan Kanada’da dünyaya gelmiş. Ardından aile yeniden İngiltere’ye taşınmış. Tatil için Londra’ya gelen üç halası da Irak’ın Kuveyt’i işgal ettiği 1990’dan bu yana İngiltere’de yaşıyorlar. Ülkeden çıkamayan diğer akrabaları ise, “Biz daha önce de savaşı yaşadık. Bombardımanın ne demek olduğunu biliyoruz. Aslında biz hep bombalandık” diyerek kaderlerine razı görünüyorlar. Irak’ı terk etmek isteyenlerinse eli kolu bağlı. Çünkü hiçbir ülke onları kabul etmiyor.

ÖZGÜRLÜK MÜ, İŞGAL Mİ?

İntihar bombacıları, bomba yüklü arabalar, bitmek bilmeyen hava saldırıları, hedef olan siviller... 2003 yılında, ABD ve Birleşik Krallık önderliğindeki Koalisyon Kuvvetleri her ne kadar “Irak’ı Özgürleştirme Operasyonu” adıyla yola çıksalar da Iraklıların gözünde bu tam bir işgaldi. Hem Iraklı hem de İngiliz kanı taşıyan Leilah Nadir, o dönem hissettiklerini şu sözlerle anlatıyor kitabında:
“Savaş devam ederken uyuyamıyordum ve günlük hayatımın ritüellerini yaşayamıyordum. Annemin kültürünün babamın kültürünü yok ettiğini anlamıştım. (...) Şimdi savaşı izlerken sanki bir yarım diğer yarımı işgal ediyormuş gibi hissediyordum. (...) Sanki ben hem işgalci hem de kurbandım. Ben hem düşman hem müttefiktim.”
Leilah Nadir, kitabını yazarken akrabaları ile zaman zaman e-posta yoluyla, zaman zaman da telefonlaşarak ve mektuplaşarak bilgiler toplamış.
Kitabın can alıcı noktalarından biri de Leilah Nadir’in kuzeni Karim’e telefonda sorduğu soruya aldığı cevap oluyor: “Saddam’ın düşürülmesinin ardından hiçbir şey iyi yönde değişmedi. Saddam hükümdarlığında yaşamaktan hiçbir farkı yok. Her gün başka bir problem çıkıyor. Elektrik yok, su yok. (...) Her tarafımızda savaş var ama biz damda yatmak zorundayız. Bugün damdaki yatağımızın içinde bir kurşun bulduk. Gece düşmüş olmalı. Sokaklarda her gün silah sesleri duyuyoruz...”
Leilah Nadir, kitabını yazma aşamasına geçmeden önce aylarca “hiç görmediğim ve dilini bilmediğim bir ülke üzerine yazmaya hakkım var mı?” diye düşünmüş. Sonunda Irak’ı bilmese bile Iraklıları tanıdığını ve kendi ailesinin hatıralarıyla bu yolculuğa çıkmasının pek çok göçmenin geçmişine de ışık tutacağına karar vermiş.
Yazar, 2007 yılında kitabı yayınlandıktan bir hafta sonra, Irak’ta sıkışıp kalan akrabalarından bir haber almış; Şam’a kaçmayı başarmışlar. Geride evlerini ve hatıralarını bırakarak. “Irak’ta bıraktıklarımızı nasıl geri alacağımızı ya da en azından bir gün gidip gidemeyeceğimizi bile bilemiyorum” diyor Nadir.

Paylaş