VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
21 Haziran 2012 Perşembe | Anasayfa > Haberler > Bir yetişkin olma hikayesi
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Bir yetişkin olma hikayesi

David Nicholls, Türkçede yayımlanan son romanı “Bir Soru Bir Aşk”ta, aynı şeyi yaşamadıysanız da tanıdık gelen bir hikaye anlatıyor.

Canan Hatiboğlu

Her ne kadar farklı kültürlerde, farklı deneyimler yaşansa da dünyanın neresinde olursa olsun, üniversiteye başlama halinin evrensel bir yanı var: 17-18 yaşında olan bir bireyin, çocukluk halinden kurtulup çok da matah bir şey olduğunu düşündüğü yetişkinlik haline yelken açtığını düşünmesi... Dahası çocukluğunuzu, ergenliğinizi, sizin tarihçenizi bilen; dolayısıyla o güne kadar olduğunuz kişiye dair epeyce fikri olduğunu iddia eden insanların arasından çıkıp yepyeni bir ortama karışıp tarihçenizi sil baştan yazma şansının ele geçtiği fikri... Kendini baştan yaratma fırsatı bir nevi... “Bir Soru Bir Aşk” da bir anlamda bu hissi anlatarak başlıyor.

David Nicholls, dünyada olduğu kadar Türkiye’de de bilinen bir yazar. Malum “Bir Gün” oldukça popüler oldu. Kaldı ki “popüler olan kötüdür” mantığına inat buna hakkı da olduğunu kanıtladı. 20 yılda insanın nasıl küçümsediği hallere dönüşmesinin çarpıcı bir yansıması... “Bir Soru Bir Aşk”ta ise hikaye bu sefer sadece belli bir tarihte kalıyor. Üniversiteye yeni girmiş, yetişkin olmak yolunda büyük bir adım attığını düşünen Brian Jackson’un hikayesini kendi dilinden anlatıyor.

Brian, pek kendi hakkında aynı tanımlamayı kullanmasa da öğrenci diliyle “inek” diye tabir edebileceğimiz... Okul hayatı da öyle geçmiş. Ama diğer taraftan artık bu kalıpta kalmak istemediğini hissediyorsunuz. Aslında tam olarak birinci tekil şahıs... David Nicholls hiçbir şekilde Tanrı bakışının cazibesine yenilmeden, karakterin zaman zaman ezikliğini, eksik hissedişini, aşkını, arkadaşlıklarını anlatıyor. Bu noktada David Nicholls’ı Nick Hornby’e benzetenler haksız sayılmaz. Tam anlamıyla Hornby kadar olmasa da aynı tadı yakalamak mümkün... Hatta Brian’ın “Ölümüne Sadakat”teki Rob’u andırdığını söylemek bile mümkün...

İNGİLİZ POP KÜLTÜRÜ
Bir yandan da hikaye fazlasıyla “İngiliz”. Ama bu söylediğim yanlış anlaşılmasın. Romanın İngiliz kültürüne, özellikle 1980’lerin popüler kültürüne fazlaca gönderme yapıyor olması okurken kaybolmaya yol açmıyor. Zaten yabancılaşmak ne kadar mümkün ki? 1980’lerin ortasında üniversiteye dair hayalleri olan, kendini değiştirmek istese de bunu nasıl başaracağını bilemeyen bir genç... Hadi haddimi aşayım, küreselleşmenin iyi yanlarından biri belki de yakın tarihte geçen edebiyatın neyi kastettiğini az çok anlıyor olmamızdır.

Her bölümün bilgi yarışması formatında bir epigrafla açılması önceleri anlamsız gelse de sonraları anlam kazanan bir unsur. Dahası bir süre sonra eğlenceli hale gelmeye başlıyor. Brian’ın kendine özgü ironisi sadece yaşadıkları hakkında anlattıklarında değil, epigraflarda da anlam kazanmaya başlıyor.

Aslında Brian hakkında anlatabilecek çok şey var. “Üniversiteler Düellosu”, aşık olduğu kız ve sersem aşık halleri ya da delisi olduğu Kate Bush. Ama galiba en önemlisi üniversiteye gitmenin otomatik olarak yeYetişkinliğe gidilen yolda yaşanan saflıklar, eziklikler, ezikliğini belli etmeme çabası, bir yandan kendini var etmeye çalışma, kafada oluşturulan rol modele ulaşma çabası... Tanıdık. O çağdan, o ülkeden, o cinsten olmasanız da tanıdık gelen tarafları var. Belki de David Nicholls’ı popüler yapan tam da budur, insan olmanın tanıdık halleri...

Paylaş

Yeni sayı yeni heyecanBu ay kapağımıza Türk edebiyatının yaşayan en büyük yazarlarından Selim İleri'yi aldık. Selim İleri, edebiyatta 51 yılı geride bıraktı ve bu yıl karşımıza iki yeni romanla çıktı.

Devam