VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
18 Nisan 2012 Çarşamba | Anasayfa > Biyografi > Bir zamanlar Adım Ali’ydi, illegaldim!
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Bir zamanlar Adım Ali’ydi, illegaldim!

Sadece yazarlığıyla değil, bütün bir hayat hikayesiyle karşınızda Ahmet Ümit...

Buket Aşçı






Ahmet, ünlü ve sevilen bir yazarsın. Ama kimsin? Ailen, çocukluğun.. Biraz anlatır mısın?

Adım Ahmet Ümit. Pek çok yazarda ya da hayatının bir dönemini illegal sürdürmüş kişilerde rastlandığı üzere bir isim değişikliğim yok. Gaziantep’te doğdum. Altı erkek, bir kız çocuğu olan bir ailenin en küçük oğluyum. Annem terzi. 9 odalı bahçeli bir evde büyüdüm. Kalabalıkta büyüdüğüm için yalnız kalmaktan korkarım. Mesela asla tatillere yalnız gitmem. Abilerimden biri 14 yaşındaydı... Sol dünyada çok yüksek. Abim bir dergi işinden ötürü Ankara’da içeri girmişti. Ben de küçük yaşta devrimci oldum.

Solcu yıllarına gelmeden ailenden biraz daha konuşalım...

1967-68’li yıllar... Bir abim Londra’da, bir diğeri İstanbul’da, öbürü de Ankara’da okuyor. Dünyada ve Türkiye’de sol rüzgârları esiyor. Eve sürekli kitaplar giriyor; Marks’ın, Bernard Russell’in, Hegel’in... Annem çok okuyan biri. Terziydi. Elinden kitap düşmezdi. Tam bir Cumhuriyet kadınıydı... Babamsa dindardı. Politik olarak annemle farklıydılar.

Baban ve annen arasındaki bu görüş farkı bir çatışma yaratır mıydı?

Hayır, çünkü dişli bir kadındı annem. Düşünsene Dosteyevkski, Çalıkuşu okuyan bir kadın... Babamsa sadece Kuran okurdu. Ama çok iyi Arapça, Osmanlıca bilirdi. Aslında ikisinin evliliği tam Türkiye’nin ikili durumunu yansıtır. Fakat nasıl başarıyorlardı bilmiyorum ama çatışmıyorlardı.

Sizin solcu faaliyetleriniz onlar arasında bir gerilim yaratmıyor muydu?

Annem bize, solcu faaliyetlerimize destek verirdi, babam vermezdi ama bizi çok severdi. O bize bir zarar gelmesin diye uğraşırdı. Okulda bir dernek kurmuştuk, 16 yaşında bu derneğin başkanıydım. Ülkücüler gelip evimize yazılar yazmışlardı. Babam gidip şeflerini bulup tehtit etmişti.

Babanın dindarlığı kız kardeşinizin hayatına yansıdı mı?

Evet. Ablamı okutmadılar dini gerekçelerle. Oysa ablam, muhteşem bir insandır, çok zekidir. En sevdiğim kardeşimdir. Her hafta ararım. Okuyabilseydi bugün daha iyi bir yerde olabilirdi.

Gelelim solculuk faaliyetlerine...

1974’te 14 yaşındayken, duvarları afişliyor, eylemlere katılıyordum. Öğrenci lideri olmuştum. Ve sonunda lise 3’teyken “Antep sınırlarında okuyamaz” diyerek sürgün yiyip Ergani’ye gittim. Kim sürgün etti? MEB, polis... Dövdüler de! Çok sert günlerdi.

Niye dövdüler?

Okulda kavga çıktı. 24 kişi okulda bize saldırdı. Sağcılar okula (Atatürk Lisesi) dışarıdan silahlara girdiler. Ama yine de biz dövdük onları. Ama milliyetçi cepheden polisler, sağcı hocalar geldi. Ele başı olarak beni gösterdiler. Sınıftan dışarı çıkardılar beni. Koridor işkencehaneye dönmüştü. Ama bana vurmadan ben onlara çaktım ve kaçtım. Ama yakalayıp ölümüne dövdüler. Gözümü açtığımda 1. Şubedeyim. Serbest kaldıktan sonra bile 15 gün sırtımdaki morluklar geçmemişti...

Sonra İstanbul mu?

Evet. Bakırköy İlerici Gençler Derneği’nde yönetim kuruluna girdim. Korsan eylemlerde konuşmacıydım, sloganlar, şiirler... Banka önlerinde mavi bereliler olurdu, banka soygunları yüzünden. NATO’ nun kuruluşunu protesto etiğimiz gün, Lale Sineması’nın oradaydık... “Kahrolsun NATO!” diye pankart açmıştık. Bir arabanın üzerine çıktım, konuşuyorum. Jandarmanın elinde tüfekler, ateş etse vurulurum... Bu bir çeşit sarhoşluk, inançtı. Bana bugün sık sık “Ünlü olmak nasıl bir şey” diye soruyorlar. “Beni ilgilendirmiyor” diyorum çünkü ben o zaman da ünlüydüm. Herkes severdi beni. Çünkü sahnedekilerden biriydim ve insanlar sahnedekilere bakar.

Sonra yeraltı dönemin başlıyor bildiğim kadarıyla?

Evet. 12 Eylül darbesi ile yeraltına indik. Darbeye direniş gösteriyorduk. “Darbeye hayır” diye duvarlara afişler asıyordum. Daha 22 yaşındaydım. O yüzden şu an “Darbeye hayır” demeyi çok marifet görmüyorum, marifet darbeye o zaman karşı gelebilmekti.

Yer altı günlerini açalım biraz...

Devrimci edebiyat ile büyüyen bir kuşaktanım. Hep faşizme karşı romanlar okuduk. O yüzden kendimi o günlerde bir roman kahramanı gibi hissederdim. Dünyada faşizme karşı savaşan birileri vardı. Fransız, İspanyol, Bulgar direnişçiler... Onlar gibi hissediyordum kendimi. Mesela yolda bambaşka bir güvenle yürürdüm. Zalim darbeci güce karşı dövüşüyorum ya!

Eşin Vildan ile evliliğin de bu dönemde oldu değil mi?

Evet örgüt evinde evlendik ve Gül isimli bir kızımız oldu. 21-22 yaşında sevimli bir çift! O yüzden başımıza bir iş gelmedi ya. Gül bizi korudu çünkü kimse şüphelenmedi. Vildan’la da 1978’de bir cenaze töreninde tanıştık. Önce arkadaştık... Sonra tutuklandım, doğru 2. Şube’ye... O gün “Gidip bu kızla konuşayım!” dedim ve evlendik. Vildan okulu bitirince çalışmaya başladı, babam para yolladı, öyle geçinip gittik.

Bir de Moskova dönemin var...

Bana bağlı 250 kişi vardı. Örgüt “Moskova’ya git” dedi eğitim için. 1985’te gittim ve bir yıl kaldım. Polis beni bulamıyordu çünkü bir sürü isim kullanıyordum. Durumum iyiydi hatta “5 yıl daha kal” dediler ama orada, hayalimdeki sosyalizmi görememiştim. İnsanların ruhu gitmişti. İşte o zaman yazar olmaya karar verdim.

Adın neydi?

Adım Ali’ydi, Frankfurt’ta teknisyen bir Almancıydım. O dönemden tek fotoğraf yok çünkü çektirmezdik. Kimliklerimiz açıığa çıkmasın diye. Varsa da MİT’tedir.

Sonra ülkeye döndün ve yazarlık başladı...

Dönünce şiir yazmaya başladım. Bir kitabım çıksın istiyordum. Sonra hikaye kitabım çıktı; “Bir Ses Böler Geceyi.” Ödül de aldı. Vedat Günyol’un etkisiyle... O kitapta “Pezevenk” diye bir öykü vardı. Ali Taygun bu öyküden hareketle “Ahmet sen polisiye yaz” dedi.

1996’da “Sis ve Gece” çıktı ve hem senin hem de polisiye romanın Türkiye’deki seyri değişti...

Bunu beklemiyordum. Üstelik umursamıyorum da. Fethi Naci ilk başlarda beni çok eleştirmişti. Bu kitapta Susurluk’u anlatmıştım. Sonra bu yavaş yavaş anlaşılmaya başlandı. “Bu adam kim?” diye merak etmiş. “Bizdenmiş, devrimciymiş” demişler. Sonra ahbap olduk kendisiyle.

Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Ağustos 2017 Yıl : 13
Sayı : 162