VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
14 Mart 2015 Cumartesi | Anasayfa > Haberler > Birazcık adalet
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Birazcık adalet

Varoluşçuluk ve absürdizm akımının öncülerinden Fransız yazar Albert Camus’nün “Adiller” adlı eseri Rus Devrimi’nin ayak seslerinin duyulduğu Çar döneminde devrimcilerin terörle hesaplaşmasını anlatıyor. “Adiller”, siyasi bir devrimi konu almasına rağmen bir aşk ve insanlık metni olma özelliği taşıyor.

“O kadar hızlı koştunuz ki... İnsan olmak bile ardınızda kaldı.” Adiller


Son iki yılda iki büyük yazarın iki önemli oyununda oynadım. Bu iki yazarın da birbirine benzer tarafları vardı. Ancak en belirgin özellikleri güçlü edebiyatçılıklarının dışında ikisinin de politik anlamda tartışmalı kişilikler olmasıydı. İkisi de gençliklerini güçlü komünist ilkelerle kuşanmış olarak geçirseler de belli bir süre sonra totaliter rejimleri eleştirmişlerdi. Dolayısıyla komünizm eleştirisi de girmişti bu tartışmalara ve kendileri de tartışmalı hale gelmişlerdi. Bu yazarlardan ilki bu sene oynadığım gerçekten çok güçlü bir edebiyat metni ve uyarlanmış haliyle de çok etkili bir tiyatro teksti olan “Hayvan Çiftliği”nin yazarı George Orwell, bir diğeri de yazımıza konu olan ve geçen yıl oynamış olduğum “Sıkıyönetim”in yazarı Albert Camus.

Can Yayınları’ndan çıkan “Adiller” tiyatro oyunu Rus Devrimi’nin ayak seslerinin duyulduğu Çar döneminde devrimcilerin terör üzerine insani bir hesaplaşmasını anlatırken, “Hayvan Çiftliği” metaforik olarak hayvanlar üzerinden devrim sonrası Stalin döneminin totaliterizmini eleştirir. Her iki metnin temelinde de aynı sorunsal vardır. Evet adalet, evet eşitlik, evet insanca bir dünya ama ya insan zaafları? Ya adalet için verilen savaş adaletsizlik doğurursa? Ya it ürür kervan yürürse?

“İnsanoğlunun üstlenebileceği görevlerin en acımasızın da, vicdanlarının onmaz sızısını duyan bu kadın ve erkeklere duyduğum saygı ve hayranlık dolayısıyla yazdım bu oyunu. Bu insanları anmanın nedeni; onların haklı başkaldırılarını, zorlu dayanışmalarını bir ‘düşünce’ uğruna öldürmeyi ve ölmeyi kabullenmek için harcadıkları sınırsız çabayı gösterebilmek.” diyor Camus “Adiller” için. Ama her sanat eseri gibi “Adiller” de okuyucusuna -izleyicisine- bu temennilerden daha fazlasını bırakıyor. Soru sorduruyor, şüpheye düşürüyor, insan varoluşunu sorgulatıyor. Ama her şeyden önemlisi o kadar insani ve gerçekten de hakkaniyetli bir denge sunuyor ki size, metindeki sorunsalın doğru veya yanlışlığından bir görev çıkarmıyorsunuz kendinize. Onları -teröristleri, onları yargılayanları, zulmedenleri, zulüm görenleri vs.- çıplak, pür insan olarak görüyor ve onları olduğu gibi kabullenip içselleştiriyorsunuz.

Geçen yıl Bakırköy Belediye Tiyatroları’nda oynadığım “Sıkıyönetim” ise Camus’nün İspanya İç Savaşı’ndan etkilenerek yazdığı bir oyun. Camus’nün önemli metni “Veba”nın tiyatroya uyarlanmış hali diyebiliriz onun için. (Veba’dan bir sene sonra 1948’de yazılmıştır.) Üstadın “Korku Çağı” buyurduğu 21. yüzyılın savaşlar, kanlar, acılar, zulümlerle geçen yıllarının ve bir türlü değişmeyen ezen ve ezilenler argümanının bir başka hikayesidir “Sıkıyönetim”.

Bir tarafta sefillik, yoksulluk, açlık, sömürü, öbür tarafta doymak bilmez bir güç, zenginlik, ihtişam, taviz vermez iktidar, para ve hırs varken bu savaşların, yıkımların, çatışmaların -Adiller’de olduğu gibi terörün- olması doğal değil midir? İnsanların evlerini, çocuklarını, topraklarını, yaşama sevinçlerini elden alan bu acımasız döngüye baş kaldırmaları nasıl engellenebilir ki? Tabi ki korkutarak, sindirerek, ezerek...

“Sıkıyönetim”de iktidar gücünü veba salgınıyla özdeşleştirmiş yazar. Halk bu, zaafları var, sonuçta insan, acıkıyor, üşüyor, seviyor, merhamet ediyor, öldürmüyor, kıt kanaat geçiniyor... Ama bir de madalyonun öbür yanı var. O da her çıbanının şişip şişip patlaması gibi bir devrim fikriyle geliyor. İşte “Sıkıyönetim”deki bu ana fikir “Adiller”de de bu devrime inanan ve bu uğurda insan öldürmenin (terörün) adaleti sağlayıp sağlamayacağı fikriyle vücut buluyor.
Kitabın siyasi ve felsefi derinliği üzerine değil bir kitap tanıtım yazısı, kitaplar yazılır. Benim anlatmak istediğim başka bir özelliği daha var “Adiller”in.

Tıpkı tiyatroda oynadığım diğer oyunu “Sıkıyönetim” (Veba) gibi “Adiller” de sırf sahnelenmek için değil okumak için de yazılmış bir eser. Tiyatro metni okumak, işin profesyonelleri ve meraklıları dışında sıkıntılı bir süreçtir. Oysa Camus, yarattığı dünya, koyduğu argüman, çizdiği karakterler ve tabi ki efsanevi diliyle hem kağıt üzerinde hem de sahne üzerinde ayrı ayrı muhteşem tatlar bırakacak bir metin bırakmış tarihe. Aslında ilk etapta baktığınızda tiyatro yazarlığıyla müsemma değildir Camus. Genç yaşında yazdığı “Yabancı” ve “Sisifos Söyleni” düz yazıdaki dehasının ilk göstergeleridir. Daha sonra her Parizyen aydını gibi salt düz yazı veya kurgu edebiyata değil, zamanın ciddi disiplini tiyatro ile de halvet olur.

Ancak tiyatro yazınındaki eserlerinin sayısı romanları ve denemeleri kadar çok değildir. Yine de kurduğu dünya, anlatımındaki derinlik ve üç boyutluluk, (ilaveten de Sartre’dan etkilendiği varoluşçuluk) tiyatro ve sinemayı o kadar etkilemiştir ki birçok kitabı önemli dramaturglar ve yazarlar tarafından oyunlaştırılmıştır.

ÇAĞININ GÖZLEMCİSİ

Camus’nün her okunduğunda lezzeti artan edebiyatının, anlattığı meselelerin dünya değişe de insanın değişmediği göz önüne alınırsa değerini koruduğu aşikardır. Zaten her ölümlünün kıyısından bucağından fikir sahibi olduğu yazarın bence tekrar ve tekrar keşfedilmesi gereken yanı tiyatro ve sinemaya uyarlanabilecek eserleri olmalıdır diye düşünüyorum. Çünkü çağın tanığı diye bir klişe kullanacaksak eğer Camus 20. yüzyılın en önemli gözlemcilerindedir. Adalet duygusunu ve başkaldırışa olan hayranlığını terazinin kefelerine koyup öyle sunar hikayesini okuyucuya... Her anı gerilimlerle, savaşlarla, sefalet ve adaletsizlikle dolu dünyamızı, aynı gerilimi hissettirerek ve adeta bir bıçağın üzerinde yürürmüşçesine hassas bir şekilde taşır kitaplarına.

Tiyatro ya da sinema için gerekli olan merak duygusundan tutun da heyecanın bir kez azalmadığı adalet (öç ya da intikam bunun abartılı ve süslenmiş halidir) duygusunun bu kadar ince anlatıldığı çok az metin vardır. İnsanların yumuşak karınlarını, duygularını, aşklarını dünya meselelerinin önüne koyuyor metinde Camus. Tıpkı aslanlara atılan gladyatörler gibi.

Ve insanlar aslanlar onları parçalamadan önce sonlarının ne olacağını bile bile hesaplaşıyorlar birbirleriyle. Aşklarını ilan ediyorlar. Davalarını haykırıyorlar. Adalet yerini bulsun diye gidiyorlar aslanların keskin dişleri arasına.

“Adiller” Can Yayınları’nın çıkardığı Albert Camus Tiyatro Oyunları serisinin yeni halkası. Yazarın daha önce yine aynı yayınevinden çıkan oyunları ise “Sıkıyönetim”, “Caligula”, “Yanlışlık” ve “Avusturya’da İsyan”. Ayberk Erkay’ın temiz çevirisi ile okuyucuya sunulan “Adiller”in dışında tüm bu külliyata sahip olmanızı da hararetle öneririm. Ayrıca bir yerlerde bir Camus oyunu sahnelenirse lütfen gidin ve kulaklarımı çınlatın...

İyi seyirler ve iyi okumalar.korku filmleri

Paylaş

Bir VatanKitap’ın perde arkasıBu ay üç özel röportajla çıkıyoruz okur karşısına. Bunlardan ilki Türk tiyatro tarihine sahneleye çıkan ilk kadın oyuncu Afife Jale'nin yaşamını romanlaştıran Osman Balcıgil'le bu büyük değer üzerine Ece Erol'un yaptığı şöyleşi oldu. Diğer bir özel röportajımızı Cemre Nur Meleke, Aslı Perker'le yeni romanı Flamingolar Pembedir üzerine gerçekleştirdi. Sinemaya da uyarlanan Kocan Kadar Konuş kitabıyla büyük çıkış yakalayan Şebnem Burcuoğlu ise özlenen sıcak mahalle özlemimizi, Cemal Süreya'ya gönderme yaparak Cemal ve Süreyya aşkı üzerinden giderdiği yeni romanı Süreya Kuaför Salonunu anlattı.

Devam