VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
21 Ekim 2010 Perşembe | Anasayfa > Haberler > Birey artık kendi başına kaldığında mutlaka yeniliyor
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Birey artık kendi başına kaldığında mutlaka yeniliyor

Edebiyat dünyamızın anti-kahramanı, ‘kadın ticaretiyle uğraşan iş erbabı’ Metin Çakır geri döndü!

Canan Hatiboğlu

-Herkesin suça karışmaktan, öldürülmekten korktuğu bir çağda neden polisiye edebiyat ve kriminal diziler çok daha popüler oldu?

Burjuvazi kendi kurumlarını, sistemini yerleştirdikten sonra büyük bir çoğunluk dışarıda kaldı. Zamanla lümpen kesimler de pastadan pay almak üzere harekete geçip organize suç çetelerini oluşturdular. Bunlar ne son on yılda otuz binden fazla insanı öldüren Meksikalı uyuşturucu kartelleri, ne kendi ahlaki kurumlarını yaratmış mafya, ne de kabadayılıktan gelip çete reisi olmuş kişilerdi. Bunlar burjuva adaletinin ulaşamadığı, uyuduğu yerleri ele geçirip hükümlerini sürdüler. Mesela, Allah’ın sokağını parselleyip otopark diye para aldılar. Bu türden birçok örneği sürekli yaşamaktayız. Birey artık kendi başına kaldığında mutlaka yeniliyor. Çünkü karşısında her zaman memleket, siyasi görüş ya da benzeri gruplar çıkıyor. Birine “höt” dediğinde alıp başını gitmiyor, cebinden memleketlilerinden birine telefon ediyor, bir anda elli kişiyle karşılaşıyorsun. Tartıştığın taksici telsizle bir anda yirmi kişi topluyor. Hâliyle burjuvazinin yarattığı “ideal” kahramanlar da artık tek başlarına bir şey beceremez oldular. Hatta suç emniyet teşkilatlarının içine o kadar sızdı ki sistem kendini korumakla yükümlü kurum karşısında aciz kalmaya başladı. Bu durumda birey ne yapsın? 300 liralık çelik kapısının ardında güvende olduğunu zanneden birey de mutlu sıcak yuvasında okuduğu kitabın ya da seyrettiği filmin kahramanıyla özdeşleşip uyuşuyor. Yarın işine gitmek için enerji topluyor.

-Geleneksel polisiyenin gideceği yol bitti mi?

Varolan hiçbir geleneksel sanat ürünü ya da akımı bitemez. Ne kadar geleneksele karşı çıksa da mutlaka bir yerlerden toplumsal yaşama sızar ve de kendine bir yer bulur. Zamanla benimsenir ve o da gelenekselin bir parçası olur. Polisiye de roman gibi bize yüz yıllar sonra gelmiş. Yapılan, varolan her şey zaten bunları yaratan ve üreten coğrafyada var. Eminim ki şu anda farklı anlatım tarzları deneniyor ve kısa bir süre sonra bizde de çevirilerini izleyebileceğiz. Ancak Batı’yla aramızdaki süreç her geçen gün kısalmakta, fark kapanmakta. Orhan Pamuk’un aldığı Nobel ödülü de bunun bir göstergesi zaten.

-Suçu kovalayanın değil, suçlu olanın gözünden anlatmak geleneksele ironiyle bakmak mı, polisiye edebiyatta yazarın kendisine alternatif bir yol açması mı?

-Bu tamamen bir tarz sorunudur. İroni de bir tarzdır. Sürekli anlatılan bir anekdota göre Hollywood’da 24 çeşit öykü varmış. Zengin kız- fakir oğlan, zengin oğlan -fakir kız vs. gibi. Bunu tüm üretilen eserlere uyarlayabiliriz. Önemli olan her şeyden farklı bir anlatım tarzı bularak, herkesten farklı bir şekilde öykünü anlatabilmek. Sinema-TV’de okurken hocaların anlatmaktan keyif aldığı bir şey vardı, “Bir hikâyeyi beş farklı yönetmene ver, beş farklı film çıkar” diye. Doğrudur. Önemli olan her yazarın kendi anlatım tarzını geliştirebilmesi, yazdıklarının onun imzası olmasıdır. Ben de Metin Çakır’ı yaratırken bunu kullandım. Bir yerden sonra öyle oldu ki, ironi ile benim anlatımım birleştiler, sembiyotik bir bağ kuruldu. Benim anlatımım da tarz olarak gelenekselin içinde yer alıyor, kovalananın gözünden anlatılan öyküler de hiç yeni değil. En azından benim tarihimde “Kaçak” dizisine kadar gidiyor. Bence bu alternatif bir yol açmak değil de farklı bir anlatım tarzı benimsemiş olmaktır.

POIROT TAKINTILI MIKE HAMMER ET BEYİNLİ

-2005’ten beri herhangi bir eseriniz yayınlanmadı. Yazmaya belki de yayınlamaya neden 5 sene ara verdiniz?

-Benim kafamdaki kriterlere göre, bir yazar, yazdıklarıyla geçinebilen bir insandır. Nafakasını yazarlıktan çıkarır. Ancak buna göre Türkiye’deki yazar sayısı bir elin parmaklarını aşamaz. Onların çoğu da edebiyatçı değildir zaten. Elbette aileden ya da başka bir yerden geçim kaynağı olup da yazabilen ya da herhangi bir eser üretebilen sanatçılar da vardır. O kesim ayrı. Ben de kendi yazdıklarımla geçinemeyeceğimi anladığımdan, yazarlık öncesi yaptığım işlere devam ettim bu süreçte. Elbette adına enerji dediğim ilham da önemli bir faktör. İlk kitabımı bitirdikten sonra merakla sağıma soluma bakınıyordum, bundan sonra ne olacak diye merak ediyordum. Kitabım milyonlar satmadı, galeyana gelen halk kitleleri kitapçılara saldırmadı. Ama aldığım bir iki eleştiri amiyane tabiriyle beni o kadar gaza getirdi ki, bir çırpıda ikinci kitabı yazabildim. Hatta bence birinciden bile daha iyi olmuştu. Ama ardından maalesef enerji kalmayınca bir boşluk vermek, yaşayabilmek için başka işler yapmak zorunda kaldım. Elbette başka işlerde çalışmak ruha önemli katkılar yapıyor. Sürekli mücadele içindesiniz. Zamanla doluyorsunuz. Sonunda da bu enerji, bir kitap haline bürünüyor.

-Neden hikâyenizi anlı şanlı karizmatik bir komiser ya da dedektif üzerinden değil de korkak bir pezevenk üzerinden anlatıyorsunuz? Neden geleneksel polisiye tarzı benimsemek istemediniz?
Roman bir burjuva sanatıdır. Haliyle burjuva ideolojisi olan idealizmin peşinden gider. Tüm bunların nihayetinde, romanlarda ideal bir kahraman yaratılır. Onurlu, dürüst, namuslu, vs. vs. Gerçi bu kahramanların her birinin mutlaka bir ya da daha fazla sorunu vardır; Sherlock Holmes uyuşturucu kullanır, Poirot takıntılıdır, Mike Hammer etbeyinlidir... Daha da istenirse uzatılabilecek bir liste. Ama hepsi üstün insandır, yakışıklıdır, değilse karizmatiktir. Üstün zekalıdır, analizci akılları vardır, bir çok sporu başarıyla yapabilirler, sanattan, siyasetten konuştularmı mangalda kül bırakmazlar. İşte bu yüzden, içimdeki muhalefet geni harekete geçti, bunların tam tersi bir kahraman yaratmaya çalıştım. Onların ki yakışıklıysa benimki çirkindi, onlar ne kadar yücelttilerse ben o kadar batırdım. Sonunda ortaya Metin Çakır çıktı. Genelde anti-kahramanlar, yalnızca karakter olarak “kötü” oluyorlar. Yaptıkları her zaman burjuva demokrasisine hizmet. Metin ise sadece kendi hayatını kurtarmaya bakıyor, o biraz da post-modern bir kahraman bu açıdan. Bu şekilde diğerlerinden ayrılıyor.

Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163