VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
11 Ocak 2017 Çarşamba | Anasayfa > Haberler > Bitmeyen kâbus
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Bitmeyen kâbus

Savaşlar kadar savaş sonrası travmalar da edebiyat ve sinemanın esin kaynağı. Belçikalı senarist Emmanuelle Pirotte’un bu ilk romanı, küçük bir Yahudi kızla bir Alman casusun tuhaf yoldaşlığını anlatıyor.

BURAK ELDEM


Akıl ve sağduyu hepten yok olmuşçasına, tüm dünya insanlarının neredeyse tüm coğrafyalarda birbirini öldürmeye çalıştığı şu “büyük savaş”ların insan ruhu üzerinde nasıl yıpratıcı, hatta lime lime edici bir etki yarattığı bir sır değil. Ardındaki “motivasyon kaynağı” ne olursa olsun, belli ittifak grupları altında birleşmiş farklı uluslara ait insanların birbirlerini anlaşılması güç bir hırsla, neredeyse topyekûn yok etmeye karar vermiş gibi acımasızlaşması, modern dönemde psikolog ve toplumbilimcilerin üzerine en çok kafa yorduğu konulardan biri. Sadece onlar değil elbette; edebiyatçılar ve sinema endüstrisinin yaratıcı ekiplerinde çalışanlar için de, şiddetin şahikasının yaşandığı, kâbusa benzeyen bu dönemler, ürpertici esin kaynağı oldu diyebiliriz. Yalnızca İkinci Dünya Savaşı ve onun insanlar üzerindeki etkilerini konu alan yüzlerce hikâye ve film senaryosunun bunca ilgi görmesi bile, savaş kavramının zihinlerimizi (ve ruhumuzun derinliklerini) nasıl sarstığının göstergelerinden biri.

Yetişkinlerin bile başa çıkmakta zorlandığı yıkıcı etkilerin, çocukların henüz oluşmaya başlamış düş dünyalarını nasıl yerle bir edebileceğiyse, bütünüyle ayrı bir konu. Çocukluğunu savaşın ağır dönemlerinde, “ateş çemberi”nin içinde ya da çok yakınında geçirenlerin yetişkin olup hayatın içine karıştıktan sonra bile, o sert travmaların darbelerini zaman zaman nükseden eski bir hastalık gibi nasıl yaşadıklarını, psikolog ve psikiyatrlar gayet iyi biliyor. Hele de söz konusu savaşın içinde yalnızca “milli değerler, ulusal çıkarlar” gibi beylik bahaneler değil, “ırkçılık” ve “soykırım” unsurları da varsa, travmanın boyutları ve biçimi çok daha çarpıcı. İkinci Dünya Savaşı, en çok da bu yönüyle yazarların ve sinemacıların ilgisini çekti bu nedenle. Cephedeki şu malum göğüs göğse çarpışma hikâyelerinin ötesinde, sivil halkın olduğu her yerde şiddet ve ayrımcılığın zirve yapması, Avrupa toprakları üzerinde derin yaralar açtı. Yaşlı, çocuk, kadın demeden toplama kamplarına gönderilenler ya da sokak ortasında öldürülenlerin anıları, “modern dünya” tarihi
üzerinde etkisi hâlâ süren bir kara gölge.

Tuhaf yol arkadaşları
Belçikalı senarist Emanuelle Pirotte’un ilk romanı “Bugün Hayattayız Ya”, böylesi koşulların egemen olduğu bir dönem üzerine yoğunlaşırken, bugüne dek bildiklerimizden oldukça farklı bir hikâyeyi sunuyor bize. Savaşın sonları yaklaşmış, Nazilerin yenilgisinin kaçınılmazlığı belirginleşmiştir artık. Ancak Avrupa kentlerinin, kasabalarının birçoğunda hâlâ, geri çekilen bu “ölüm makinelerinin” yıkıcı etkileri hissedilmektedir. Özellikle de, Yahudiler için kâbus henüz bitmemiştir. Alman ordularının yaklaşmasının getirdiği korkuyla, bir süredir sığındığı evden uzaklaştırılan ve kaderine terk edilen Renée adlı küçük kız çocuğu, böyle bir ortamda Yahudi olmanın bedeliyle karşı karşıyadır. Yolu, Avrupa kırsalında ABD askeriymiş gibi davranan bir Alman casusuyla kesişir René’nin. Kılı kıpırdamadan insan öldürebilen, özel eğitimli bu casus, anlayamadığı nedenlerle küçük kıza kıyamayacak; onu sahiplenerek “yol arkadaşı” yapacaktır. Roman, bu tuhaf ikilinin savaşın tam göbeğinde yaşadığı sıra dışı serüveni, oldukça sürükleyici bir dille anlatıyor. Son sayfaya dek ilgi ve merakınızı üzerinde toplamaya aday “Bugün Hayattayız Ya”, Pirotte’un bir sinema filmi dinamizmiyle okura sunduğu çarpıcı bir hikâye. Savaşın karmaşası içindeki insani ayrıntılarla ilgili değişik bir şey okumak isteyenlerin hoşuna gidecektir.

Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayı : 163