VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
20 Mayıs 2013 Pazartesi | Anasayfa > Haberler > Bizim küçükburjuvaziyi en iyi anlatan yazar
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Bizim küçükburjuvaziyi en iyi anlatan yazar

Berrak ve yalın Türkçesi, anlatımdaki rahatlığı ile varoluşçu damarını sonuna kadar kullanmış ve sonunda parlak, çarpıcı ve tarihsel olarak dönüp kendinizi, toplumunuzu yeniden sorgulamanızı dürtükleyecek bir eser yaratmış Demir Özlü.

Levent Tülek leventtulek@gmail.com

Dile kolay, “Bir Küçükburjuvanın Gençlik Yılları”nı okuyalı tam 34 yıl olmuş. 15 yaşında yeni yetme, hevesli bir edebiyatsever olarak ne bulursak okuduğumuz yıllardı. Benim daha çok Sait Faik, Melih Cevdet, Sabahattin Ali gibi genç Cumhuriyet dönemi yazarlarına müptela olduğum ama bir yandan da dönemin ateşli atmosferinden etkilenip siyasi söylemlerinin ve dillerinin sağlamlığına inandığımız yerli ve yabancı yazarları hatmettiğimiz dönemlerdi. Bir yanda roman, öykü, şiir, deneme derken öte yandan tiyatro, sinema oradan oraya koşturduğum, İstanbul’un merkeze uzak bir semtinde yaşamama rağmen hafta sonları okul tatillerinde benim kafamdan olan arkadaşlarla Beyoğlu’na, Kadıköy’e, Ortaköy’e aktığımız harika zamanlardı. Okuduğumuz her kitap iştahımızı daha bir depreştiriyor, her satır damağımızda lezzetli tatlar bırakıyor, ezberlediğimiz paragraflar geceden gündüze ışıl ışıl dünyamıza ateşler sunuyordu. Bu ateş hem politik damarlarımızdaki kanı hızlandırıyor, hem de yaşıtlarımız daha ergenliklerinin şaşkınlığını yaşarken biz aşkların en büyüklerini kitaplarla, fikirlerle, tartışmalarla, tiyatro fuayelerindeki havada uçuşan repliklerle doyasıya yaşıyorduk. Zaman zaman yaşımın ve fiziksel olarak da ufak tefek, kavruk bu genç çocuğu ciddiye almayan boyumdan büyük ortamlara girsem de, çok genç yaşta okuduğum kitaplar, tanıdığım edebiyatçılar, melankolik genç şairler ve bohem hayata göz kırpan entelektüel ağabeylerin arasında mayhoş bir baş dönmesi ile dolaşıp duruyordum. Çin masalları, Doğan Kardeş dergisi (ilkokulda iken birkaç yazım ve şiirim yayınlanmıştı), Pal Sokağı Çocukları, Ömer Seyfettin, Reşat Nuri derken birdenbire sınıf atlayıp Dostoyevski’lere, Gogol’lere, Hemingway’lere bulaşmıştım. Ama bir de madalyonun öteki yüzü vardı. Orta sınıf memur bir ailenin çocuğu olarak bir medcezirin suları gibi yükseldiğimiz bohem kıyılarında şaşırdığım, ürktüğüm, heyecanlandığım bambaşka bir yaşam olduğunu keşfetmiştim. İşte tam o zamanlarda anlayamadığım, tam olarak kavrayamadığım küçükburjuvaziyi (ben de mi öyleydim acaba?) anlamamı sağlayacak bu farklı kitap karşıma çıkıvermişti.


Demir Özlü’nün 70’li yılların sonuna damgasını vuran kült romanı “Bir Küçükburjuvanın Gençlik Yılları” ve diğer önemli iki kitabı “Bir Uzun Sonbahar”, “Bir Yaz Mevsimi Romansı”, Yapı Kredi Yayınları tarafından yeniden basıldı. Yaklaşık on beş gün önce elime geçen bu üç kitabı da yeniden soluksuz okudum. Bilhassa “Bir Küçükburjuvanın Gençlik Yılları”nı daha çok anımsadığımı, bende daha çok iz bıraktığını, 80’li yıllarda değişen Türkiye toplumunda ve kendi sırça fanuslarında yaşayan entelektüel küçükburjuvaların nasıl kabuk değiştirdiklerine, darbenin her kesimden insanı nasıl değiştirdiğine ve toplumsal travmaların bizi nasıl başka insanlara dönüştürdüğüne bu yaşımda bir kez daha, berrak bir şekilde şahit oldum.

SÜRGÜNDE GEÇİRİLMİŞ YILLAR

Döneminde tartışmalar yaratmış, bazı çevrelerce gayr-ı ahlaki, nihilist ve özenti bulunmuş (şu an bile hayatımıza giren sosyal medyada bunu görebiliriz), bu kitabı ve yazarı şu an yeniden okumak başlı başına bir heyecan. Yazarın 35 yıl öncenin edebiyatına ne kadar ileri, farklı ve yeni bir soluk getirdiği, dili kullanışı, kurguyu özgün bir şekilde dallanıp budaklamadan basitçe ama tekrar tekrar dönüp okuma isteği bırakarak kurmuş olduğunu görüyoruz. Berrak ve yalın Türkçesi, anlatımdaki rahatlığı, parizyen ekolü çok sık sezilse bile yerel üslubunu bozmamış, varoluşçu damarını sonuna kadar kullanmış ve sonunda parlak, çarpıcı ve tarihsel olarak da dönüp tekrar kendinizi, toplumunuzu yeniden sorgulamanızı dürtükleyecek bir eser yaratmış Demir Özlü.
Hayatının büyük bir bölümünü sürgünde geçirmiş bir yazar Demir Özlü. Siyasi kişiliğini, tavrını ve argümanlarını yazdığı her romanda görebilirsiniz. Ama bence onun edebiyatının en dikkate değer tarafı İstanbul’un hepimizin geçtiği ama es geçtiği- yerlerini bu kadar ayrıntılı, derinlikli ve çarpıcı betimlemesi. Karakterlerin yaşadıkları, dolaştıkları, kavga ettikleri, seviştikleri yerler 70’lerin merkez semtleri... Beyoğlu, Şişli, Fatih, Karaköy, Suadiye, Kadıköy... Ve o yıllarda çoğalmaya başlayan varoşlara da buradan bakıyor yazar. Uğruna kavga verdiği, bunaltı geçirdiği ve zihnini yiyen temel sorunsala kendi rahat, konforlu ve küçükburjuva dünyasından bakıyor ve yazarın nihlizmi de burada başlıyor.
Demir Özlü’nün kitaplarında varoluşçuluk kadar hiçliğin de sürekli hayalet gibi gezindiğini görürsünüz. Ne gece hayatı mutlu eder onu, ne varsıl dostları ne de güzel aşıkları. Hep bir mutsuzluk vardır, satırlarını besleyen. Hatta o andan değil gelecekten de umutsuzdur, mutlu son sevmez, belki sever ama sezdirmez, ya da buna hakkımız olduğunu bile ima etmez, çünkü kendi dahil bu dünyayı kirletmiş; kurallarla, baskılarla, kötülüklerle onanmaz bir tahribat yaratmışızdır. Bu tahribatın kızgınlığıdır biraz da Özlü’nün edebiyatı. Levanten binaları, Rum tavernaları, Ermeni sanatçıların kente bıraktıklarını anlatırken özenti tuzağına düşmeden ikna eder okuyucuyu; yıkıcılığına, mutsuzluğuna, hiçliğine...


Karakterlerin hepsi çok diri ve gerçektir. Sadece küçükburjuvaları ve zaman zaman onların duhul ettikleri burjuva hayatlar da dahil sıradan bir karakter sokup bozmaz bu girdabı yazar. “Bir Uzun Sonbahar”da bir ara adını geçirdiği babası Köy Enstitülü bir doğulu sempatizandan bahsederken kılıçlarını indirir yere. İlk kez şefkat görürsünüz... Hatta bu şefkatin yarısını ne aşklarına göstermiştir ne de akrabalarına. Bir küçükburjuvanın günlüğünde, anlatıcı karakter bir ara annesinin evinde kalmasına rağmen anne karakteri saydam gibidir. Nedir, nasıl görünür, tek bir kelime etmez. Onun derdi ve can verdiği karakterleri kendi bunalımını, dolayısıyla edebiyatını besleyen bohem karakterleridir. Ancak bu karakterlere uzak durmanız gerektiğini hissetseniz de aslında kendiniz olduğu tuzağına da düşürüyor yazar sizi. Yazar birinci ağızdan yazığı hikâyelerinde karakterini ve diğerlerini öyle bir harcıyor ve sallıyor ki siz karakterlere öykünmek bir yana onlara acıyor ama bir süre sonra aslında kendinize acıdığınızı görüp kızıveriyorsunuz, yine de bu tuzağa düştüğünüze…
Daha çok şey söylenebilir Demir Özlü ve edebiyatı için. Ama beni etkileyen aynı romanı okuduğumuz iki farklı tarihteki duyularımız... Büyük klasikleri okuduğumuzda aynı zamanda tarih de okumuş oluyoruz ama “Bir Küçükburjuvanın Gençlik Yılları”, “Bir Uzun Sonbahar” ve “Bir Yaz Mevsimi” romanları aynı zamanda bizim bizzat yaşadığımız tarih. Hem de jet hızıyla değişen, dönüşen ve başkalaşan bir tarih. Eminim ki çoğunuz okumuştur ama bence bu küçük külliyatı kütüphanenizde bulundurun ve tekrar karıştırın. Eminim oraları da yok olmadan tünel meydanına bakan kafelerden birine oturup gelip geçene bakma isteği duyacaksınız. Ve emin olun o geçenlerden en az biri Demir Özlü karakterlerinden biri olacak. İyi okumalar.

Paylaş

Bir VatanKitap’ın perde arkasıBu ay üç özel röportajla çıkıyoruz okur karşısına. Bunlardan ilki Türk tiyatro tarihine sahneleye çıkan ilk kadın oyuncu Afife Jale'nin yaşamını romanlaştıran Osman Balcıgil'le bu büyük değer üzerine Ece Erol'un yaptığı şöyleşi oldu. Diğer bir özel röportajımızı Cemre Nur Meleke, Aslı Perker'le yeni romanı Flamingolar Pembedir üzerine gerçekleştirdi. Sinemaya da uyarlanan Kocan Kadar Konuş kitabıyla büyük çıkış yakalayan Şebnem Burcuoğlu ise özlenen sıcak mahalle özlemimizi, Cemal Süreya'ya gönderme yaparak Cemal ve Süreyya aşkı üzerinden giderdiği yeni romanı Süreya Kuaför Salonunu anlattı.

Devam