VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
14 Şubat 2016 Pazar | Anasayfa > Haberler > Borges’in cennetinin kapıları tekrar açıldı
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Borges’in cennetinin kapıları tekrar açıldı

Cenneti bir tür kitaplık olarak hayal eden Borges’in tüm dünyadan seçtiği ve fantastik edebiyatın demirbaşları arasında gördüğü, kimi pek az dile çevrilmiş novella ve öykülerden oluşan “Babil Kitaplığı“ tekrar basılıyor. Efsanevi diziyi, yayına hazırlayan İlknur Özdemir kaleme aldı

İLKNUR ÖZDEMİR


Arjantinli yazar Jorge Luis Borges’in ölümünün üzerinden 30 yıl geçti. Çok yaratıcı, çok özgün bir yazardı. Öyküler, denemeler, şiirler yazdı. Dahası iyi de bir çevirmendi. Ne yazık ki, 55 yaşındayken görme yetisini kaybetti ve Braille alfabesini de öğrenmediğinden sonrasında hiçbir şey okuyamadı. Hayatı yazmak demek olan biri için korkunç bir yazgıydı bu kuşkusuz. Ama onun bu körlüğünün, 87 yaşında ölene kadar, hayalgücünü kullanarak yenilikçi edebiyat simgeleri yaratmasına yardımcı olduğu söylenir.


KÜTÜPHANECİNİN KİTAPLIĞI
“Babil Kitaplığı“, onun fantastik edebiyatın demirbaşları arasında gördüğü, bütün dünyadan seçtiği, kimi unutulmuş, kimi pek az dile çevrilmiş novellalar ve öykülerden oluşan bir seçki. Bu seçkide uzun yıllar kütüphaneci olarak çalışmasının da etkileri var kuşkusuz. Aslında bu kitaplığın fikir babası kendisi değildir, Franco Maria Ricci adında, sanat kitapları ve dergileri yayımlayan ve Borges’i de İtalya’da tanıtmaya çalışan bir İtalyan yayıncıdır. Borges’e böyle bir dizi önermiş, o da kabul etmiş. Ricci’nin koşulu, dizinin adının Borges’in ünlü öyküsü “Babil Kitaplığı“ adını taşımasıymış. Borges’in önerdiği “İnsanın Koleksiyonu” adını istememiş. Bence iyi ki de istememiş, bu ad çok daha iyi kapsıyor diziyi. Söz konusu öyküde Borges evreni, belli bir formatta ve fontta hazırlanmış, belli sayfası olan kitaplardan oluşan geniş bir kitaplık olarak algılar. “Cenneti hep bir tür kitaplık olarak hayal ettim,” diyen bir adam için normaldir bu. Bir metafor evrendir onunkisi. Tıpkı bu öyküde olduğu gibi Borges’in ana temalarından olan sonsuzluk, gerçekdışılık ve labirentler, “Babil Kitaplığı“ dizisine seçtiği öyküler ve novellalarda da bolca var.
Borges, tarzıyla, üslubuyla, konularıyla pek çok yazarı etkilemiş bir isim. Umberto Eco, Michael Ende, Terry Pratchett gibi yazarların yapıtlarında onun izleri açıkça bellidir. Kendisiyse Kafka’ya yakın durur, Edgar Allan Poe’ya, Chesterton’a da; Henry James’in öykülerine sıcak bakar, Wells’e hayrandır. Mark Twain, Robert Louis Stevenson, Lewis Carroll, Joseph Conrad onu etkilemiştir. Yapıtlarında geçmişin, şimdinin ve geleceğin eşzamanlı olarak var olduğunu öne süren İngiliz yazar William Dunne’dan da etkilenmiştir.

Zaten “Babil Kitaplığı“na seçtiği yapıtların çoğu etkilendiği bu kişilerin kitaplarıdır. Muhteşem zekâsı, zengin yaratıcılığı, yoğun ve neredeyse matematiksel üslubuyla, zamanın ve mekânın ötesinde yaratır Borges hayali ve simgesel dünyalarını, kitaplığa da bu türleri seçmiştir. Büyük ve kalıcı kitapların müphem olması gerektiği görüşündedir Borges, ona göre bu kitaplar okurun özelliklerini tanıtan bir aynadır, yazar ise yapıtının taşıdığı önemden habersizmiş gibi görünmelidir. “Babil Kitaplığı“ dizisine seçtikleri bu bağlamdadır.


YENİ BASKILARIN ÖZELLİKLERİ
Biz, Kırmızı Kedi baskılarında kapakları değiştirdik. Bunun aslında cesaret isteyen bir iş olduğunu biliyorduk. Seçimimizin bazı gerekçeleri var tabii. Birincisi, kitaplar, çevirmenleri ve bizim tarafımızdan titizlikle yeniden elden geçirildi, bazı kitaplar yeniden çevrildi. İlk kitap olan “25 Ağustos 1983 ve Diğer Öyküler”, Borges’in kendi kitabıydı, ona Enis Batur önsöz yazdı. Diziye, en sona bıraktığımız yeni bir kitap eklendi: “Rüyalar Kitabı.” Bu dizi Türkiye’de bizden önce Dost Kitabevi tarafından uzun yıllar önce yayımlanmıştı. Aradan geçen zamanda bazı kitapların baskısı tükenmişti ve bulunamıyordu. Ayrıca yeni bir okur kuşağı katılmıştı aramıza. Bütün bunları düşününce biz kitapların hem içini, hem dışını farklı bir tasarımla sunmanın, yeni ve taze bir soluk getireceğine inandık. Farklı bir yayıneviyse, farklı bir sunum olsun dedik. Daha modern, ama öykülerin yazıldığı dönemin de havasını korumaya çalışan kapaklar kullanmak istedik; Borges’in varisleri ve temsilcileri de onaylayınca böyle değişik kapaklarla çıktık.

Enis Batur yazdığı önsözde, “Binbir Gece Masalları ile en modern çağın arasındaki yüzyılları bir nefeste kateden özel bir yazar Borges,” diyor. “Babil Kitaplığı“ dizisinin de Borges gibi zamanı silebilen kitaplardan oluştuğunu düşünüyoruz. Bu zamansızlığı da kapaklara taşıyabilmek istedik. Borges’in seçtiği yazarlara bakınca gerçeküstü türde korkudan bilimkurguya, fantastikten gerilime uzanan bir yelpaze görüyoruz. Bu yelpaze değişik dillere de genişliyor. Her öykü okuyana farklı bir şekilde dokunuyor. Ama dizinin tek özelliği seçilen eserler değil; Borges’in önsözlerini, yazarlarla ilgili düşüncelerini okuyabilmemiz, onun rehberliğinde kitaba yönelmemiz de çok önemli. Örneğin “Sevimsiz Öyküler”in önsözünde Bloy için “Wells, her zaman, en fantastik bulgularının gerçekmiş gibi görünmesini sağlar, en azından okunma sürecinde; Bloy da, Hoffmann ve Poe gibi, öykülerinin daha başından itibaren kusursuz olmasını yeğler,” diyor.

Beckford’ın “Vathek”i içinse, “Thomas de Quincey, Poe, Charles Baudelaire ve Huysmans’ın şeytansı görkemlerine hazırlık niyetinde olduğunu” düşünür. Demek istediğim, sadece ele aldığı yazarı değil, o yazarın edebiyat dünyasındaki öneminden, etkisinden başlayıp yazarlar arasındaki dil ve anlatım benzerliklerini, farklılıkları ve temaları analiz ettiğidir.

HER AY İKİ KİTAP

Tüm bu özellikleri birleştirdiğimizde “Babil Kitaplığı“ serisinin Türk okurların kalbinde neden özel bir yer edindiğini anlayabiliyoruz. Yıllardır bu dizinin yeni baskılarını bekleyenler var. Bunu, kitapları duyurduğumuzda bize gelen e-postaların, atılan tweetlerin, facebook’tan bize ulaşanların sayısından, coşkulu sözlerinden anlıyoruz. Bunlara tanık olmak bizim için de heyecan verici, sevindirici.

Seriye “25 Ağustos 1983 ve Diğer Öyküler”le başlayıp “Rüyalar Kitabı“ ile bitirmek istedik. “25 Ağustos 1983”, Borges’in temalarının rahatlıkla görülebildiği olgunluk dönemi eserlerinin bulunduğu bir seçki. “Yorgun Bir Adamın Ütopyası” öyküsünü ele alırsak, Borges, Ricci’ye yazdığı bir mektubunda bu öyküyü kendi yazımının “mejor página”sı olarak gördüğünü söylemiş yani en önemli öykülerinden biri. Kitapta bulunan diğer öyküler de 80’inci yaşının eşiğinde yazılmışlar. Kitap María Esther Vázquez’le yapılan bir söyleşiyle bitiyor. Bu söyleşi Borges’in hayatına nüfuz edebilmemiz için ayrı bir önem taşıyor. Borges’in kendi yapıtlarını nasıl gördüğü, politik görüşleri, Avrupa’daki ergenlik yılları, kuzey dillerine ilgisi gibi çok farklı konulara değiniliyor.

Seriye her ay iki kitapla devam edeceğiz ve dizi 2017 sonunda tamamlanacak. İlk iki yazarımız olan Borges ve Bloy’un ardından Cazotte ve Stevenson okurlarla buluşacak. Stevenson ülkemizde çok bilinen bir yazar ama bu tanışıklık birkaç kitabın ötesine geçemiyor. Cazotte ise pek bilinmiyor. Serinin bir başka kitabı, “Kaçan Ayna” ve yazarı Papini için de aynı şey geçerli. Okurların, sevdikleri yazarların bilinmeyen öyküleriyle karşılaşabilmelerinin yanında bilmedikleri yazarlarla tanışmaları için de çok güzel bir fırsat “Babil Kitaplığı.”

Her kitabın Borges için, edebi özelliğinden öte, kendi hayatına işlemiş tarihsel bir özelliği de var. Örneğin Alarcón’un “Ölümün Dostu” kitabı Borges’in çocukluğunda okuduğu öykülerden oluşuyor. “Bu seçkide yer alan öykülerden çocukluğumda haberdar olmuştum; geçen zaman, o günlerde duyduğum esaslı dehşeti yok etmedi. Yaşım yüzyılla birlikte ilerliyor, şimdilerde, çocuk yaşımdaki sıcak kabulü gösteremesem de, aynı minnet duygusu ve benzer bir heyecanla onları tekrar okuyorum,” diyor Alarcón için. Borgesvari temaların kökeni Borges’in fobi ve saplantılarına dayandırılsa da, edebi dilinin ve bu temaların oluşumundaki duygusal birikimin izleri “Babil Kitaplığı“ndaki kitaplarda sürülebiliyor.
“Babil Kitaplığı“nı arayıp da bulamayanlara, merakla bekleyenlere hoş bir sürpriz yapmış olmayı umuyoruz.


Uygar bir ülke ilgi çekici olmayabilir

(...) edebiyata, dizelere karşı bir hissim olduğunu düşünüyorum -yazarken değil de okurken. Bu his tek bir kelime için bile duygulanmamı sağlıyor. Ayrıca, güzelliğin sanılanın aksine nadir bir şey değil, gayet yaygın bir şey olduğunu düşünüyorum.
Örneğin ben Macar edebiyatını yakından tanımıyorum ama eminim ki, tanısaydım diğerlerinde bulduklarımıonda da bulabilirdim. Afgan şiirine dair de hiçbir şey blmiyorum ama başka şiirlerin bana verdiğini onun da verebileceğini düşünüyorum.
İlgimi çeken hiçbir Avustralyalı yazar bulamadığımı itiraf etmeliyim ama jte yandan, tek bir tanesini bile okumadım şimdiye kadar. Neden onlardan hiç bahsedilmiyor? Ya da Kanadalılar’dan?

Kanada’dayken “Sizin şairleriniz kimler?” diye sordum, Pratt dediler. İsim pek bir şey vaat ediyor gibi görünmemişti bana. Şiirlerinden ikisini okudular: Bir tanesi Toronto’dan neresi olduğunu bilmediğim bir yere giden bir tren yolu üzerineydi (demiryolu işçilerinin türküsü olarak kabul edilebilir mi acaba?) (...) Bana garip gelen, Kanada kayda değer hiçbir şey üretmemişken, Birleşik Devletler’in hatta daha iyisi Kanada sınırına o kadar yakın olan New England’ın Emorson, Melville, Henry James gibi insanları yetiştirmiş olması. Kipling’in dediği gibi, Kanada’nın Birleşik Devletler’den daha düzenli, belki de daha kültürlü bir ülke olduğuna katılıyorum.
Bir ülke yaratmak elbette çok şeydir ama heyecanlı bir şey değildir. Uygar bir ülke barbar bir ülkeden daha üstündür çok da ilgi çekici bir şey olmayabilir bu.

Paylaş

Bir VatanKitap’ın perde arkasıBu ay üç özel röportajla çıkıyoruz okur karşısına. Bunlardan ilki Türk tiyatro tarihine sahneleye çıkan ilk kadın oyuncu Afife Jale'nin yaşamını romanlaştıran Osman Balcıgil'le bu büyük değer üzerine Ece Erol'un yaptığı şöyleşi oldu. Diğer bir özel röportajımızı Cemre Nur Meleke, Aslı Perker'le yeni romanı Flamingolar Pembedir üzerine gerçekleştirdi. Sinemaya da uyarlanan Kocan Kadar Konuş kitabıyla büyük çıkış yakalayan Şebnem Burcuoğlu ise özlenen sıcak mahalle özlemimizi, Cemal Süreya'ya gönderme yaparak Cemal ve Süreyya aşkı üzerinden giderdiği yeni romanı Süreya Kuaför Salonunu anlattı.

Devam