VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
14 Ekim 2012 Pazar | Anasayfa > Haberler > Böyle de bağlanmaz ki!
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Böyle de bağlanmaz ki!

“Grinin 50 Tonu” farklı yapan ne? Dilek Önder’e sorduk, o da anlattı.

Dilek Önder

Bu tanımadığım kadın bana ne diye bunları anlatıyor? Onun cinsel hayatının ayrıntılarından bana ne? Sevgilisiyle yatıp kalkmalarını ve üstelik bunun detaylarını bana niye anlatıyor? Hadi, anlattıkları da bilmediğim, duymadığım ya da “Aaa!!” dedirtecek bir şeyler olsa, neyse... O da yok! Ya terbiyesiz bir manyak ya da deli mi, ne?”
Kitabı bitirdiğimde aklımdan geçen ilk cümle buydu.
Kadının biri, zengin bir adam bulmuş, buldumcuk olmuş, bunlar her karşılaşmalarında seks yapıyorlar ve kadın da bunu ballandıra ballandıra ve üstelik detaylarla bana anlatıyor.
Gerçek hayatta olsa asla dinlemem.
“Bana ne kardeşim? Niye anlatıyorsun bunları? Bas git!” derim...
Yakın arkadaşın olsa, olmaz. “Kızım saçmalama!” dersin...
Hayır, yaptıkları da...
Üç aşağı beş yukarı herkesin yaptığı şeyler! Daha fazlası yok ha!
Var da...
O da insanı “Vay bee..” dedirtecek cinsten değil.
Ne pozisyon, ne duygu olarak!
En fazla ellerini ayaklarını, gözlerini bağlıyor, hafifçe kırbaçlıyor...
AMA BİZ BUNLARI BİLİYORUZ
Çok yaratıcı!
Şimdiye kadar hiç duymamıştık!
Hayır, insan bu kadar çok satan “seks dolu” olduğu iddia edilen bir kitaptan doğal olarak daha fazlasını bekliyor.
Fantezi klişeleri değil!
Bir de üç dakika bunları yapıyor sonra normal sevişmeye başlıyorlar...
Bari allayıp pullasa, klişeyi özel hâle getirse... O da yok!
“Eee? Ne bu şimdi?” diyorsun...
Tabii okurken pozisyonu anlarsan...
Öyle anlatmış ki, anlayabilmen için ya birkaç kere okuman lazım ya da uygulaman.
“Sağ bacağını benimkinin üstüne, sol kolunun alt kısmını bel girintime bastırdı” gibi...
Nasıl yani?
Paragraf paragraf pozisyon tasviri yapmış. Kafanda canlandırabilmen çok zor!
Kitabı bitirdiğimde kendimi hakarete uğramış gibi hissettim.
Hani, zekana hakaret ederler ya, onun gibi...
Oysa kitabın ilk sayfalarında bu kadar kızgın değildim...
“Amaan... Bu ne be? Ergenlik döneminde okuduğumuz ‘Beyaz diziler’ gibi...” diyordum.
O zaman bile, kitabın başını sonunu atlar, sayfaları hızlıca karıştırarak öpüştükleri bölümü okur, geçerdik... Ve bu dönemimiz çok kısa sürdü.
Böyle aptal hikayelerle vakit geçirmemeyi çabuk öğrenmiştik. O zaman bile, “Uzun boylu, esmer, lacivert gözlü, pantolonunun üzerinden güçlü kasları olan adamla dalgamızı geçiyorduk.
İşte bu yüzden çok şaşırdım.
Kafamdaki soru şuydu:
“Şimdi ne oldu da, koca koca kadınlar hem de tüm dünya bu kitabı okuyor?”
Orada ne buluyorlar?
Buket’e söz vermesem, ilk üç sayfadan sonra okumazdım ama “Tamam yazarım” demiştim bir kere...
Mecburen okumaya devam ettim.
İLK ORGAZM YORUMU
Siz şimdi inanmıyorsunuz değil mi?
Bu kadar satan kitap bu kadar basit olamaz diye... Ben abartıyorum sanıyorsunuz.
Peki.
Küçük bir örnek daha vereyim o zaman:
Kız bakire... Ve ilk orgazmını nasıl tarif ediyor?
“Çamaşır makinesinin bir anda su alması gibi!”
Evet.
Aynen böyle...
Evde o bölümü yazarken renklileri makineye atmıştı herhalde... Tam o sırada makine su almaya başlayınca, “Anaa... Hakket aynen böyle!” mi dedi, ne dediyse artık!...
“Anne pornosu” yakıştırması da buradan geliyor olabilir!
Aslında kız adamın az önce fırçaladığı diş fırçasını kullandığında üstelik bunu çok erotik ve heyecanlı bulduğunda kitabı okumayı bırakıp Buket’ten özür dilemeliydim.
Dünyada erotik olabilecek binlerce şey varken, adamın dişlerindeki yemek artıklarından zevk almak...
Hele hele 21 yaşında bakire bir kız için, biraz tuhaftı ama!
Yani benim diyen ‘fantesist’ buna anca katlanır!
Aman sanki tek tuhaflık buymuş gibi!
Şimdi bizim saf, temiz bakire kızımız bir heyecan fırtınasına kapılarak ‘sorunlu’ bir adamın kırmızı fantezi odasına giriyor.
İçeride yok, yok!
Kelepçeler, demir ızgaralar, ip, zincir, prangalar, çark, kırbaç, kamçı, kırmızı deri kaplı bir yatak, tavanda yaylı tutturma bilezikleri falan...
Ama bizim kız en çok neye şaşırıyor?
Yatağın ayak ucundaki bir metrelik kırmızı bir kanepeye!
Peki neden?
Bilmiyoruz.
Tıpkı, odayı gezerken bu odanın sahibi adamı çok yumuşak ve romantik tanımladığını anlayamadığımız gibi!!
FAHİŞE DEDİĞİN...
Şimdi adam çok zengin, çok yakışıklı, çok kültürlü, çok, çok çok ya... Bizim kıza da akıtıyor... Arabalar, telefonlar, bilgisayarlar, kıyafetler... Ama bir de sözleşme imzalamasını istiyor. Sözleşmede fantezi odasındaki aletlerle neler yapıp neler yapmayacağı yazılı... Ne giyip ne içip yiyeceği de...
Düşünün artık.
Peki bizim kız nerede takılıyor?
“Kıyafetler için para kabul etme konusunda emin değilim. Bana yanlış geliyor” diyor.
Bak!
Ha, her şey normal! Yanlış gelen bir tek o!
Kafasının içinde çınlayan, “fahişe” kelimesiyle huzursuz olmuşmuş!
Tıpkı ona araba alınca rahatsız olup o arabanın üzerinde şaapınca olmaması gibi...
Adam ona fantezi odasında köpekler gibi çömelip beklemesini söylerken de bir rahatsızlık duymuyor ama ona satın aldığı iç çamaşırlarını kabul etmek ona fahişelik gibi geliyor!
Sizce de bir kavram kargaşası yok mu?
Zaten hikayeyi bol para ve aşırı lüks beslemese bu kitabı seven hangi kadın bu itaatkarlığı hoş görür ki?
Üstelik oradan buradan toplayarak anlattığı zenginlik tarifleri, dikkat kesildiği ayrıntılar o kadar düşük ve sığ ki, insan ister istemez “Bunlar kimin iştahını kabartabilir ki?” diye sormaktan kendini alamıyor...
Şimdi söyleyin Allah aşkına...
İşte bu yüzden bu kitabı kim okuyup da beğeniyor, bir şeyler buluyor hala anlamıyorum...
ERKEĞE BOYUN EĞMEK...
Bu kitapta olan bitenlerin, bir erkeğe boyun eğmenin dayanılmaz hafifliği ve erotikliği gibi hiçbir derin veya dramatik tarafı yok.
O kadar aptallık arasında olamaz da!
Ha, ne var?
(Sosyolog ve sosyal psikologlar daha iyi bilirler tabii de..)
Bence...
Ve ille de ciddi olmam gerekirse...
Varoş ve varoş kafalı kadınların statü atlama hevesini boş yere beslemekten başka bir şey yok!
Ya da bazı kadınlar bu kitapta yaşadıkları “çarpık” ilişkileri aklıyorlar.
Çarpık derken, aşağılanmalarını...
Aslında acıklı tabii...
Vasıfsız bir genç kadının hem de hiç emek harcamaya da gerek kalmadan tamamen şansına, ülkenin “En” adamını tavlayabilme ihtimali...
Zaten bu da, kendini “onlara” layık görebilme halini de yaratıyor ki, tam da “yeni” kadınların ruh hali...
Bir de üstelik,
Hiçbir özelliği olmadığı halde bütün bunlara nasıl sahip oluyor?
Seksle!
Seks köleliğiyle...
Erkek tarafını incelemeye değer dahi bulmuyorum zira tipik maço ve kıro bir adam...
Aklını karıştırıp kendine “köle” yapabileceği bir genç kadını bulmuş, oynuyor!
Hiç yabancı değil yani!
Bir adam, “Ben sevişmem, düzerim” dediğinde aklı başında bir kadın buna sevinip heyecanlanabilir mi?
“Yürü git!” dersin.
Fantezi yapmıyorsa...
Yani adamla eşit şartlarda değilse!
Ama bunu kabul ediyorsa...
İşte işin acıklı tarafı da burada başlıyor zaten!
Bir üst statüye çıkabilmek için, düşük zevkteki adamları seks köleliğiyle bağlamaya çalışan kadınlar...
E, ama olmaz ki!
Böyle de bağlanmaz ki!

Seçmece ...

- Yeni yıkanmış çarşaf ve pahalı vücut şampuanı kokuyordu.
- Ve yirmi bir yıldır ilk kez öpülmek istedim...
- Burası ciddi anlamda zengin görünüyordu. Bill Gates tarzı zengin...
- Geniş omuzları, daracık kalçaları vardı ve yürürken karın kasları dalgalanıyordu...
- ‘Az önce düzüştüm saçı’ ona gerçekten, gerçekten yakışıyordu.
- Bir doktor eşine çok uygun bir kadeh kaldırma şekliydi.
- Siz sadece güzel bir yüzden ibaret değilsiniz. Şu ana kadar 6 orgazm yaşadınız ve hepsi bana ait.
- Beni sadece bunun için mi istiyorsun, vücudum için?

Tuhaf diyaloglar

-Sen bir sadist misin?
-Ben hakimim.
-Bu ne demek?

***

- Benim ilgilendiğim tek ilişki türü bu.
- Neden?
- Ben böyleyim.
- Nasıl böyle oldun?
HHH
- Öncelikle ben sevişmem. Beceririm...
İkincisi halledilecek başka evrak işleri var.
Ve üçüncü olarak henüz nasıl bir işe bulaştığını bilmiyorsun.

Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163