VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
15 Mart 2017 Çarşamba | Anasayfa > Haberler > Bu bağımsızlık yolu nereye gider?
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Bu bağımsızlık yolu nereye gider?

Muhakkak ki aramızda 2008 tarihli Sam Mendes yönetimindeki “Hayallerin Peşinde” filmini izleyenler olmuştur. Oradaki duru anlatımın usta yönetmenin bir başarısı olduğu fikrini paylaşmışızdır. Ama o güzel filmin gerisinde ise bu sade roman duruyor: “Bağımsızlık Yolu”.

ÖZEN YULA



Romanın yazarı Richard Yates, 1926-1992 yılları arasında yaşamış bir New Yorklu. Ayrılmış ebeveynlerin çocuğu. Hayatına annesiyle devam etmiş. Büyük Depresyon zamanlarını annesiyle beraber atlatmışlar. İkinci Dünya Savaşı’nda Amerikan ordusunda görev aldıktan sonra bir müddet gazetecilik yapmış. Sonra bir şirkette metin yazarı olarak çalışmış. Hatta Senatör Robert Kennedy’nin konuşmalarını da yazmış kısa bir zaman dilimi için. Sakin bir hayatı olmuş. Zaten “Bağımsızlık Yolu”nda bu yaşamın izlerini de görüyoruz. Yates, edebiyat alanında dili ön plana çıkarmadan, sade ve akıcı bir üslupla “evcimen bir yaşamın” insanda yarattığı defoları anlatmış. Öyle büyük kurgu ve dil oyunlarına, söz hünerlerine yüz vermemiş. İlk kitabı “Bağımsızlık Yolu”, Amerikan Ulusal Kitap Ödülü’ne aday olmuş. Yazar 1992’de Alabama Üniversitesi’nde ders verirken de o bölgede yaşama veda etmiş.

Edebiyata parlak bir giriş yapan Richard Yates, öldükten sonra sessiz bir unutuluşun koynuna bırakılmış. Dokuz eseri de büyük kitapçıların kitap raflarından çıkarılmış yavaş yavaş. Ama William Styron, Kurt Vonnegut, Julian Barnes, David Hare gibi usta yazarlar tarafından “bir kuşağın sesi” olarak kutsanmış.

“Bağımsızlık Yolu”da 1950’lerin Amerika’sında Connecticut yakınlarında kendilerine has kılmaya çalıştıkları müstakil bir evde yaşayan Frank ve April Wheeler’ın ve çevredekilerin hikâyesi konu ediniyor. April’in o civarda kurulan bir amatör tiyatroya komşularının çabasıyla dahil olmasıyla beraber olaya tanık olmaya başlıyoruz. Başarısız bir oyundan sonra April büyük utanç duyar ve acı çeker. Sonrasında da eşi Frank’le yaşadıkları büyük anlaşmazlığın ardından onların geçmiş yaşamlarını ve alışkanlıklarını öğreniriz. Frank orduya yazılmış, savaşta Paris’e giden birliklerde yer almış, kendini adeta yoktan var etmiş bir adamdır. Arada doklarda işçi olarak çalışmış, zor hayat koşullarında yaşama uğraşı vermiştir. Şimdi de vaktiyle babasının çalıştığı Knox Ofis Makineleri’nin merkez ofisinde satış bölümünde çalışmaktadır. April ise bir iş yapmadan evde çocukları Jennifer ile Michael’a bakmaktadır.

Yeni bir hayat hayali
Okurları olarak biz, bu ailenin otuz yaşına geldikleri zaman tanırız onları. Geçmişlerinin defoları ve de facto öğrenilmişlikleriyle yaşamla uyumu sürdürmeye çalışmaktadırlar. Frank zaman zaman arabaya yumruk indirecek kadar öfkeli bir yapıdadır. April’in ise adeta kendi kabuğuna çekilip olan biten her şeyi dışarıda bırakacak kadar yaşamdan ve ev atmosferinden kopmasını beceren bir tabiatı vardır. En yakın görüştükleri aile dostları ise oradaki Bağımsızlık Evleri’nde yaşayan, dört erkek evlat sahibi olan Shep ve Milly Campbell’dir. Beraberce oturup içkilerini yudumlar, tartışırlarken kendilerini, kapitalist düzene teslim olmuş ve sorgulamayı çoktan bırakmış yaşıtlarından çok daha entelektüel bir düzlemde hissetmektedirler.

Bu evi onlara bulan Bayan Givings ise hem bu gençleri sevmekte hem de akıl hastanesinde tedavi gören oğlu John’u biraz normal insanlarla tanıştırmak için onlara getirmeyi istemektedir. Zira bu banliyöde çok da doğru dürüst insan bulunmamaktadır ona göre.

Birden April’in kafasında bir plan oluşur. Bunca sene kendi evde oturmuş, Frank onlara bakmış ve istemediği bir işte çalışmak zorunda kalmıştır. Oysa şimdi bu durumu terse çevirebilecek gücü vardır onun. Öncelikle Frank’a planını açar. Ailece Paris’e gidip orada yeni bir hayat kurma ihtimalleri vardır. April bir elçilikte çalışacaktır. Zaten steno bilmektedir. Hatta bunun için de şehre inip iş başvurularını yapar. Frank önce tuhaf karşılasa da sonra kendinin ne istediğini anlayacağı, belki hayatını değiştireceği yeni bir yaşam biçimi ona da ilginç gelir.

Bu yeni düzen üzerine kararı verip çalışırlarken, Frank’in ofisinde üst düzey bir yönetici onun yaptığı bir kitapçığı çok beğenir ve Frank’e özel ilgi göstermeye başlar. Dolayısıyla bu da Frank’in gururunu okşar. O sırada April hamile kaldığını anlar. Artık eşler arasında yeni bir tartışma konusu boy göstermiştir. Bu tartışma ise yavaş yavaş aileyi trajik sona götürecek olan olayların fitilini ateşler.

Efendice kaybedenler
Düz, sade, görsel olarak hemen gözünüzün önünde canlandırmanıza yardımcı olacak netlikte betimlemelerle kurulan bir roman “Bağımsızlık Yolu”. Amerikan banliyösündeki yaşamlara gerçekçi bir bakış atıyor. Kahramanlarımız, yeni bir Amerika’nın kurulduğu dönemlerin insanları. Yates görkemli değil de efendice kaybeden ve bırakıp gidebilenleri anlatmış. Belki de bu nedenle daha parlak, ışıltılı, kurgu hünerlerine dayanan hikâyeler isteyenler için muteber bir yazar olmayabilir. Ama has edebiyatçılar için kendi derdi olan ve bunu yılmadan sıradan insanlarla anlatan bir yazar.

Yıllarca temcit pilavı gibi yeniden sofraya getirilen “Amerikan Düşü”nü yaşayanların aslında nelere rağmen ve neleri göz ardı ederek bunu yaşadığını üç bölümlük yapıyla ortaya koyan bir roman “Bağımsızlık Yolu”. Her düşün bir bedelinin olduğunu usul usul nakşediyor usumuza. Sakince okunan ama bir yandan da derinlerdeki akıntıyı olanca baskısıyla duyuran bir yapı kurulmuş. Bu elbette Richard Yates’in ustalığı. İnsan tabiatındaki şiddetin ve zayıf yönlerin altını ustalıkla çizmiş yazar. Erkek ve kadın olma kalıplarının insanda yarattığı baskıyı ince ayrıntılarla vermiş. Esra Birkan Türkçe yazılmış bir romanı okur gibi hissedeceğiniz bir çeviri yapmış.

İyi bir yazara yıllar sonra yazdıkları ve şanı açısından iade-i itibar gibi bir durum söz konusu. Hem Amerika’da hem Türkiye’de. Richard Yates, zamanın kendi adaletinin halen mümkün olduğunu gösteriyor insanlara.

Paylaş

Mungan’ın odaları Murathan Mungan’ın edebiyatıyla tanışmam eve kapanıp günlerce Dostoyevski, Albert Camus, Kafka okuduğum üniversite yıllarına rastlar.

Devam
19 Nisan 2017 Yıl : 12
Sayı : 158