VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
18 Kasım 2013 Pazartesi | Anasayfa > Haberler > Bu günlükle, kaybettiği yaşama sevincini aradı
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Bu günlükle, kaybettiği yaşama sevincini aradı

2002’de kaybettiğimiz ünlü şair Melih Cevdet Anday, yüz felci geçirdikten bir yıl sonra günlük tutmaya başlamıştı. O günlükteki yazılar ölümünden altı yıl sonra 2008'de Everest Yayınları tarafından 'Bir Defterden' adlı kitapta yayımlandı. Biz de bu vesileyle günlükleri ve yaşamı üzerinden Melih Cevdet Anday'ın dünyasına bir keşif yapalım dedik.

BUKET AŞÇI



2002’de kaybettiğimiz ünlü şair Melih Cevdet Anday, yüz felci geçirdikten bir yıl sonra tutmaya başladığı günlüğünde hem ölümle, yaşlılıkla ve içinde bulunduğu depresyonla mücadelesini hem de ülkenin geçirdiği süreç üzerine fikirlerini kaleme almış.

Türkiye’nin kültür ve sanat olaylarına dönemin romantik sol anlayışının çok uzağında eleştiriler getiren Melih Cevdet’in kişiler ve olaylar üzerine aldığı notlar da tartışma yaratmaya aday.

1976 yılının eylül ayında başlamış günlük tutmaya Melih Cevdet. 61 yaşında. Yani Orhan Veli ve Oktay Rıfat’ın “garip şair” arkadaşı ünvanının yanına çoktan ikinci yeni deneyimini de koymuş, onlardan ayrışmasını da. Dahası sadece şair değil, tiyatrocu, denemeci, romancı, köşe yazarı olarak tanındığı bir dönem bu.
Yani karşımızda tuttuğu günlüğün yıllar sonra hatta o gün bile başkalarınca merakla okunacağını bilen biri var. Oysa metnin ilk cümlesi ne Oğuz Atay’ın ünlü kahramanı Selim Işık’a gönderme yaptığı gibi edebiyat tarihine geçecek türden ne de iç dünyası hakkında bir sırrı ifşa ediyor. “Bütün dillerde köklerin sayıları bellidir” diyen bir ilk cümle. “ Belli ki düşüncelerini paylaşmak istiyorsunuz. İyi de bunu denemelerinde yapmıyor mu zaten? Bu günlüğün anlamı ne?

Metnin tozu ise melankoli yüklü. Sanki günlük az sonra küsüp susabilir ve editör devreye girip “metin buradan sonra birkaç küçük not dışında bitiyor, araştırmalarımız bu dönemlerde şu şiirleri, denemeleri yazdığını gösteriyor” diyebilir. Ancak bir süre sonra günlüğün anlamının bu hüzünde saklı olduğunu anlıyorsunuz. Ünlü şair, bir yıl önce yüz felci geçirmiştir; yaşlılık, ölüm, yalnızlık ve ölüm korkularıyla yüzleşmekte, depresyon ilaçları kullanmaktadırlar. Ama kendisinden öyle uzun uzun depresyon metinleri de okumuyoruz. Birkaç cümle yitirdiği yaşama sevincini, onu aramak isteyişini, arayacak mecalinin olmayışını ve bulamama korkusunu anlatmaya yetiyor. Derken ilerleyen sayfalarda beklenen itiraf geliyor: “Yazmak yaşamaktır. Ben de bu deftere, yaşamımı sürdürmek için yazacağım.”
Dahası Melih Cevdet Anday ne kadar depresif bir ruh halindeyse ülke de o kadar maniktir. Her yönden en sert ideolojik rüzgarlar esmekte, sanatın “halkın geleceği” adına sığlaştırılması alkışlanmaktadır. Ve biz biliyoruz ki, bu günlüğün tutulduğu 1976-79 yılları arasında Türkiye her geçen 12 Eylül askeri darbesine bir adım daha yaklaşmakta, sokaktan fikir hayatına, devletten örgütlere şiddetin dozu artmaktadır. Bu değişim elbette ki depresyondaki şairin gözünden kaçmıyor. Diyor ki; “Toplumumuzun büyük bir felaketten geçtiğini sanıyorum. Her yanı sallanıyor, çöküyor. Yıkılacak kalıntılar arasından doğrulabilirsek ne iyi.”
Anday’a bu cümleleri yazdıran ise Türk solunun içinde bulunduğu karmaşa ve indirgemeci yaklaşımlardır.

Melih Cevdet’in dönemine ilişkin getirdiği eleştiriler günümüzden bakıldığında sıradan görülebilir. Ancak bunların Türk solunun en romantik, şiddete meyilli döneminde yapıldığını hatırlarsak onun soğuk kanlı ve mesafeli yaklaşımını görebiliriz. Belki de bu sayede Nazım Hikmet2in putlaştırılmasını da eleştirmiş, solculuk adına tiyatro sanatına cehaletin sokulmasını da…

Okul yılları boyunca şiirlerini defterlerinin arkalarına, kitaplarının kenarlarına karalamış bir okuru olarak benim için günlüğü özel kılan şairin anlık görüntülerini ve hallerini anlattığı bölümler oldu. Bunları kesip alsanız, bir yere yazsanız yazarı hakkında size öyle çok bilgi verirler ki! Üstelik verdiği ipuçları, metindeki kelime sayısından bile fazla olur. Tıpkı karabasanlarla dolu bir gecenin sabahını anlattığı şu bölüm gibi:

“Sabahleyin zar zor kalktım yatağımdan. Hava çok güzeldi. Gecenin korkunçluğundan olacak, bu güzel hava neredeyse mutluluk verdi bana diyeceğim. Bizim hanımın arap kedisi geldi. Ona süt verdim. Sonra biraz okşadım ve kapının önüne bıraktım. Buruk bir çay içtim. Sonra “ Hesiodos Eseri ve Kaynakları” adlı kitabı açıp oradan Homeros’un o harikulade şiirini, Zeus ile Hera’nın İda Dağı’ndaki sevişmelerini anlatan parçayı okudum. Onu buraya da alacağım.:

Böyle dedi, aldı karısını koynuna, sarıldı
Tanrısal toprak yumuşak bir çimen saldı taptaze
Lotos bir halı serdi toprakla aralarına
Safranlardan, sümbüllerden, tatlı bir halı
Uzanıverdi ikisi de halının üstüne
Sardı onları güzel bir altın bulut
Bulutun çiy damlaları akıyordu pırıl pırıl.”


Kitaptan alıntılar

Nazım yalan söyledi
Aziz Nesin’in Nazım Hikmet üzerine yazdığı şiirlerden birinde ele aldığı “durup dururken de yalan söyledim” dizesi büyük tartışmalara yol açtı. “Nazım Hikmet yalan söylemez” diyenler varmış. Bir toplumun geri kalmışlığı diye işte buna derler, sevdiklerini hemen put yapıyorlar. Nazım Hikmet Rusya’ya gittikten hemen sonraydı, karısı Münevver bana şu hikayeyi anlattı: Birileri bunları akşam yemeğine davet etmiş ve Münevver2e Nazım Hikmet2ten Kafka üzerine görüş isteyeceklerini söylemişler. Münevver davet edildikleri evde karşılaşacağı soruyu bildirmiş kocasına; Nazım Hikmet Kafka’yı hiç okumamışmış, ona yolda giderken Kafka’nın neler yazdığını anlatmış. “Sofrada öyle güzel konuşurlarken, Kafka’yı yerin dibine batırmıştı” diye eklemişti Münevver.

Ecevit pek çok şairden iyiydi
Bülent Ecevit şiir kitabını yollamış, “Değerli ozan Melih Cevdet Anday’a sevgiyle diye yazıyor. Ecevit yalnız şiirle uğraşan pek çok ozandan daha iyi ozan. Hele şiir üzerine yazdıkları ozanlarımızın ve çoğunun anlayışını ve bilgisini aşar.

Çetin Altan’ın mutluluğu
Altan, politika gazetesinde “insan dünyaya mutlu olmak için gelir” gibilerinden bir şeyler yazmış. İlhan Selçuk ise adını vermeden ondan söz eden bir yazı yazdı: özellikle toplum mutsuzsa birey mutlu olmaz dedi. Yani Altan’a sosyalist ahlak üzerine ders verdi. Hep o birey – toplum karşıtlığı söz konusu. Oysa böyle bir karşıtlığın Engels açıkça aleyhinde bulunmuş okudum.

Nobel’i kim alır?
Ferruh Doğan aradı. Çetin Altan gelmiş onlara, Nobel’i kimin alacağı üzerine konuşmuş. Yaşar Kemal alamazmış, bu yıl Türkiye’de ilerici bir hükümet kurulmuş olsaymış( Ecevit’i kastediyor) bana verirlermiş. Çünkü onlar düşünür sanatçı arıyorlarmış. Hoşuma gitmedi değil ama az sürdü. Ben dünyaca tanınmış bir ozan olduğuma inanmıyorum ki…

Paylaş

Bir VatanKitap’ın perde arkasıBu ay üç özel röportajla çıkıyoruz okur karşısına. Bunlardan ilki Türk tiyatro tarihine sahneleye çıkan ilk kadın oyuncu Afife Jale'nin yaşamını romanlaştıran Osman Balcıgil'le bu büyük değer üzerine Ece Erol'un yaptığı şöyleşi oldu. Diğer bir özel röportajımızı Cemre Nur Meleke, Aslı Perker'le yeni romanı Flamingolar Pembedir üzerine gerçekleştirdi. Sinemaya da uyarlanan Kocan Kadar Konuş kitabıyla büyük çıkış yakalayan Şebnem Burcuoğlu ise özlenen sıcak mahalle özlemimizi, Cemal Süreya'ya gönderme yaparak Cemal ve Süreyya aşkı üzerinden giderdiği yeni romanı Süreya Kuaför Salonunu anlattı.

Devam