VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
26 Kasım 2010 Cuma | Anasayfa > Haberler > Bu hızla gidersek beş yıl içinde ilk 10’dayız
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Bu hızla gidersek beş yıl içinde ilk 10’dayız

Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdür Yard. ve Ulusal Yayıncılık Koordinatörü Ümit Yaşar Gözüm""le röportaj...

Göreve gelmenizle birlikte bizler bir anda Kütüphaneler Yayımlar Genel Müdürlüğü diye bir birim olduğunu ve bunun da kitap sektörü ile yakından ilişki kurabildiğini gördük. Bu daha önce neden olmuyordu?

Öncelikle bir konuda uzlaşalım; aslolan kurumlardır, bireyler değil. Kurumlar yönetimlerin kendilerini ifade etmek için oluşturdukları yapısal bağlardır. Kurumlar da ancak bireylerin bilgilenmesi, gelişmesi ve girişimcilik ruhu kazanmalarına rehberlik ederek kalıcı olabilirler. Zaman zaman kurumlar hedeflerinden uzaklaşabilir veya şartlar kurumların heyecanlarını yok edebilir. İşte bu noktada doğru hedefler koyabilmek ve bütün zorluklarına rağmen bu hedefin siyasi iradenin bir parçası olmasını sağlayarak sürdürülebilir kılınması gerekir. Türk Yayıncılığının Yeniden Yapılandırılması Projesi bu ortak hedefin adıdır. Yayıncılığın manifestosu diye tanımlayabileceğimiz bir sayfada toplanan ana başlıklar, yayıncılık sektörünü oluşturan bütün aktörlerin katılımlarıyla detaylandırılmıştır. Devletin sektörle ilk sağlıklı ilişkisi birlikte yönetmek düşüncesinden ve birlikte yönetecek ortak aklı oluşturmakla başladı. Bunun daha önce neden olmadığının değil, niçin olamadığının en temel göstergesidir. Bir kurum kendini “sektöre rağmen her şeyi en iyi ben bilir, ben yaparım” anlayışına hapsederse, yakın ilişki kurmayı ortadan kaldırmış olur ve haklı-haksız, sürekli olumsuz tepkilerin odağına oturur. Kamu da yönetici olmanın en zor tarafı erki oranlamak, kullanırken objektif kalmak ve niçin orada bulunduğunuzu unutmamaktır. Bu zor olanı bugün yayıncılık sektörü adına başarabildiğimizi düşünüyorum ki, değişimin yolu da buradan geçiyor.

Türkiye yayın dünyası ve bakanlık yıllarca birbirine karşı hep mesafeliydi. Bu da belli sorunların birikmesine neden oldu? Sizce Türkiye kitap ve yayın hayatının en büyük sorunu nedir?

Geçmişte mesafeli ve temkinli durma daha doğrusu tarafların olması kaçınılmazdı. Çünkü bir taraf sürekli haksızlığa uğratıldığını düşünen, bu yönde eylemler gerçekleştiren, eleştiren ve hak talep eden konumdayken diğer taraf da çok fazla özgürlüğün önce çift kutuplu dünyada, sonrasında da 1990’ların kutupsuz dünyasında Türkiye’yi nereye götüreceğini kestiremeyen konumdaydı. Türkiye 1940’larda başlattığı yayıncılık hamlesini kesintisiz sürdürebilmiş olsaydı, bugün hakkındaki eksik ve yanlı bilgilenmelerden oluşan olumsuzlukları ortadan kaldırırdı. Türkiye yayıncılığı son 10 yıldır 10 binlerden 35 bin başlığa dikey bir çıkış yaşıyor. Bu çıkış dünya ülkeleri arasında son yılların değer üreten bir ülkesi olduğumuzu gösterir. Sektörün önemli sorunları dün vardı, bugün de var, yarın da olacak. Önemli olan bu sorunlara çözüm önerileri getirebilmek... Son birkaç yıldır başarıyla uyguladığımız da bu.

Peki temel sorunlar ne?

Kurumsallaşma, sermaye birikimi, uluslararası rekabet ve işbirliği geliştirmeye yatkınlık... Bu konularda yeni yeni açılımlar yaşıyoruz. Mesela Türk yayıncılığındaki gelişmeleri ne 10 yıl öncesiyle, ne de 3 yıl öncesiyle mukayese edemiyoruz. Çünkü sürekli kendini yenileyen, rekorlar kırarak emin adımlarla ilerleyen bir sektör bu. 5 yıl sonra nerede olacağımızı bugünden kestirmemiz ise bence mümkün değil. Zira bu hızla ilerler ve yeni engellerle karşılaşmazsak dünyada çapında 10’da yer alabiliriz. Bu mümkün.

FRANKFURT KİTAP FUARINDA EVRENSEL ONAY ALDIK
Ne mutlu ki eskiye oranla kitaplara yönelik açılan davalar, toplatma kararları çok azaldı. Ancak yine de var. Mesela Nedim Gürsel’e açılan ya da Sel Yayıncılık’ın Cinsel Kitaplar Dizisi’ne açılan dava gibi... Bu konuda ne düşünüyorsunuz?


İnsanın zincir vurulamayan en temel eylemi düşünceyse, düşüncenin ki de ifadedir. İnsanlık, tarihin hiçbir döneminde bu hakkın önüne geçilebilmiş değil. Türkiye son dönemde olumsuz yaşanılmışlıkları bir kenara bırakarak ifade özgürlüğünün önündeki engelleri ortadan kaldıracak çözümler üretmeye çalışmakta. Ancak hukuk sisteminde yasal sorumlulukları olanlar zaman zaman durumdan vazife çıkarmak suretiyle yasaları zorlayarak “sınırlayıcı veya ifade ve yayımlama hakkını iade ederek” bir çözüm yolu seçebilmekte. Bugün yaşananlar da bunun sonucu. Ama söylemeliyim ki, son birkaç yıldaki kazanımlarımız yakın gelecekte düşünce ve ifade özgürlüğünün egemen olacağının bir göstergesidir.

Türkiye 2008’de Frankfurt Kitap Fuarı’nın Onur Konuğu oldu. Büyük umutlarla gidildi bu fuara ve meyveleri bir-iki seneye kadar belli olur dendi. Meyvelerini toplamaya başladık mı?

Frankfurt’ta Onur Konuğu olmak sektörün özgüven kazanmasının ötesinde, kültür sanat ve edebiyatımızın evrensel olmamızı sağladı. Onur Konukluğunun amacı, sektörü yola çıkarmaktı. Sektörün taraflarının envanterinin çıkarılması, sunumlarından, standına birlikte ortak projeler gerçekleştirilmesiydi. Frankfurt’un en iyi onur konuklarının başında geldiğimiz ise bizim bir iddiamız değil, evrensel ve onaylanmış bir kabul. Mesela Frankfurt sürecinde oluşturulan yapı çerçevesinde son 3 yılda 5 uluslararası ödülün yanı sıra uluslararası kitap fuarlarının olmazsa olmazları arasında yerimizi aldık. Oysa 5 yıl önce herhangi bir fuar yönetimi karşısında pazarlık gücünüz bile yoktu. Bizi nereye koymak istiyorlarsa, oraya koyuyorlardı. Bugün ise “geliriz ama ilkelerimizle ve isteklerimizle” diyebiliyoruz. Bu yıl TEDA ekibi 300’ün üzerinde profesyonel görüşme yaptı, telif ajansları dünyayı dolaşmaya başladı. Sadece onur konukluğuna giden 2 yılda (2007 ve 2008 ) TEDA kapsamında yapılan çeviri 400’ü aşmıştı ve sonraki yıllarda bu 150’yi aşarak devam ediyor. 5 yıl öncesinin tüm bunlar bir hayaliydi. Ama bunları yeterli görmüyoruz. Çünkü yayıncılık sektörümüz çok daha büyük potansiyele sahip.

ELEŞTİRİLERİ ÖNEMSİYORUZ BU SAYEDE GELİŞECEĞİZ
Peki TEDA şu an hangi aşamada. TEDA’ya övgüler kadar eleştiriler de getirildi, bu konuda ne düşünüyorsunuz?


TEDA geç kalınmasına rağmen, başımıza kondurulabilecek en güzel projelerden biri. Eleştirilerin bir-iki önyargı dışında tamamı projenin geliştirilmesine yönelik eleştiriler. Eleştirileri önemsiyoruz çünkü bu sayede daha da gelişeceğiz. Ancak eleştirirken nerede durduğunuz ve baktığınız da önemli. Örnek verecek olursam, Almanya’ya iki dilli yayınlar için verilen destekler eleştirildi. Devlet olarak 3 milyon insanımızın yaşadığı ve en fazla turist gelen bir ülke burası. Sosyal sorumluluk projeleri kapsamında böyle bir desteğin verilmesi kurulca kararlaştırılmıştı. Bir başka eleştiri ise ortalama yayınevleri yerine Türk klasiklerinin tamamını birkaç milyon Euroluk bütçe yaratarak yayınlatmaktı. Ama nasıl? Öneri yok! Henüz Türk edebiyatının varlığını bile algılamak istemeyen bir entelektüel camiaya devlet destekli bir çıkartma denemesinin dışa açılımımızı nasıl da başlatmadan bitirebileceğini düşünebiliyor musunuz? Bunu örnekleriyle anlatarak ikna etme çabasındayız.

Bandrol uygulamasından birçok yayıncı şikayetçi. Korsana çare de değil. Çünkü onun da korsanı yapılıyor. Bakanlık bu uygulamayı kaldırmayı düşünüyor mu?

Sıralananların tamamına yanlış veya kesin doğru diyebilmek isterdim. Ancak hiçbiri değil. Ancak “Sektörün istisnaları” diyebilirim. Bazı yayıncılarımız bandrolü angarya, bütçelerine ek yük örüyor, bandrolün sahtesinin de basılabildiğini ve bugüne kadar uygulanmasına rağmen korsanı önleyemediğini, ayrıca bunun bir tür devlet denetimi anlamına geldiğini de ileri sürüyorlar. Ayrıca “Gelişmiş ekonomiler, kültürel alanlarda bu türden bir denetim ve fonlama yapmıyor” diyerek örnekler sıralayabiliyorlar. Ancak Türk yayıncılığı alt yapı çalışmalarını ve kurumsallaşma sürecini tamamlamış, sermaye birikimi oluşturmuş, uluslararası alanda rekabet edebilecek ekonomik ve teknolojik güce erişmiş değil. Henüz sektörleşme yolunda hızla ilerleyen bir alanın teknik takipten ve fonlardan mahrum bırakılmasını istemek için biraz daha beklemek doğru olacaktır. Türk yayıncılığının yeniden yapılandırılması projesi ile son 6-7 yılda yüzde 300 büyüyen ve gelişmeye yatkın potansiyel bir sektörden söz ettiğimizi unutmamalıyız...

e-kitap tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de yaygınlaşıyor? Bakanlık olarak ne tür hazırlıklarınız var?

Bu anlamda Türkiye matbaanın gelişi gibi 150 yıl beklemeden dünyayla eş zamanlı olarak yasal tanımlamaları ve düzenlemeleri yapıyor. 3 yıl önce Kültür Bakanı’nın yönlendirmesiyle kendi yayınlarımızın bir kısmını elektronik ortama taşıdık. Bakanlık olarak e-kitapla ilgili dünyadaki her türlü gelişmeyi yakından da takip ederek, meslek kuruluşlarıyla ortaklaşa kongre, kurultay ve sempozyumlar düzenleyerek yazar, yayıncı, çevirmen ve telif ajanslarımızın bu sürece hızla adapte olmasının alt yapısını kurguluyoruz.

Kütüphanemi her yıl gözden geçiririm
Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdür Yardımcısı olarak sizin kütüphaneniz nasıldır? Neler başucunuzda durur, neler arka sıralarda yer alır?

Üniversiteden kalma bir alışkanlık olsa gerek, bir şeyi tekrarlamaktan pek hoşlanmam. TEDA hariç! Onun için başucu kitabım yoktur. Son birkaç yıldır yayınlanan veya yayınlanması planlanan tüm kitap ve dergiler hakkında bilgi sahibi olması gereken bir profesyonel yöneticinin görevlerini yerine getirdiğimi söyleyebilirim. Felsefe, kültürel miras ve edebiyat kuramı ise ihmal edemediğim alanlar. Onun dışında Bakanlık olarak yayınladıklarımızı değerlendirme aşamasında okumak için kendimi zorunlu sayıyorum. Geriye kalan zamanımda da profesyonel eylemlerim için okuyorum. Her yıl kitaplığımı gözden geçiriyorum ve satın alarak okuduğum veya adıma gönderilmiş ama okuma şansı bulamadığım (3 bini aşkın) kitabı da depolamak veya kitaplığımda bekleterek egomu şımartmak yerine, borcuna sadık bir aydın edasıyla doğduğum yerde oluşmasına destek verdiğim üniversite kütüphanesine bağışlıyorum.

Paylaş

Bir VatanKitap’ın perde arkasıBu ay üç özel röportajla çıkıyoruz okur karşısına. Bunlardan ilki Türk tiyatro tarihine sahneleye çıkan ilk kadın oyuncu Afife Jale'nin yaşamını romanlaştıran Osman Balcıgil'le bu büyük değer üzerine Ece Erol'un yaptığı şöyleşi oldu. Diğer bir özel röportajımızı Cemre Nur Meleke, Aslı Perker'le yeni romanı Flamingolar Pembedir üzerine gerçekleştirdi. Sinemaya da uyarlanan Kocan Kadar Konuş kitabıyla büyük çıkış yakalayan Şebnem Burcuoğlu ise özlenen sıcak mahalle özlemimizi, Cemal Süreya'ya gönderme yaparak Cemal ve Süreyya aşkı üzerinden giderdiği yeni romanı Süreya Kuaför Salonunu anlattı.

Devam