VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
30 Ekim 2013 Çarşamba | Anasayfa > Röportajlar > Bu kez başkahraman rüyalar
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Bu kez başkahraman rüyalar

Türk fantastik edebiyatının nadir kadın yüzlerinden Gülşah Elikbank, “Günebakan Üçlemesi”nin ardından yazdığı “Uykusuzlar”da okuru rüyalar âlemine sürüklüyor.

Ersin Şenel


İzmir’de bulunan ve Türkiye’deki ilk ve tek edebiyat konseptli otelin de sahibi olan Gülşah Elikbank, özellikle genç okurların yakından tanıdığı bir isim ve fantastik edebiyatımızın nadir kadın yüzlerinden. Yazar, “Günebakan Üçlemesi”nden sonra şimdi de “Uykusuzlar”ı kaleme adlı. Rüyalarımızın kontrolünü kaybettiğimizde olabilecekleri gözler önüne serdiği yeni kitabı ile Elikbank; “Rüyalarımız, günlük hayatımızda yaşadıklarımızın yansımalarından mı ibaret yoksa var olduğundan bizim bile haberdar olmadığımız düşüncelerimizin yansımaları mı?” sorusundan yola çıkarak, rüyaların insan hayatında sanıldığından daha etkili olduğunu anlatıyor.

“Uykusuzlar”da ana kahraman rüyalar. Bugüne değin romanlarda çoğunlukla metafor olarak kullanılmış bir konsepti, romanın ana eksenine oturtma fikri nasıl doğdu?
Rüya, çocukluğumdan beri ilgimi çeken bir konu. Aslında ben de, rüyaların el verdiği, yol gösterdiği bir çocuktum hep. Kızımın adı bile “Rüya” zaten. Rüyaların metafor olarak işlenmesine, yazarların romanlarında onlara göndermeler yapmasına alışkınız ama ben rüyaların kendi başına bir romanı alıp götürebilecek gizeme, sürükleyiciliğe de sahip olduğunu düşünmüştüm hep. “Neden kimse bunu yazmıyor, bu konu neden hep kişisel gelişim başlığı altında rafta kendine yer buluyor,” diye dertlenirken kendim yazmaya karar verdim. Çünkü konuyu iyi yazabileceğimin farkındaydım. Üstelik herkesin kendi rüyalarının alfabesini öğrenmesinin gerekliliğine inanıyordum.

Baktığımızda, “Uykusuzlar”da bilinçli rüya görme konusunu işlediğiniz görülüyor. Bilinçli rüya görmek mümkün müdür?
Yurtdışında daha gündemde olan bir konu, bilinçli rüya görme. Bizden çok daha eskilerde yaşamış kabilelerde, uygarlıklarda ise bir bilim dalı olarak kabul ve saygı görmüş. Atalarımızın medeniyet olarak bizden ileride olmasında rüyaların da payı olduğuna inanıyorum. Örneğin Senoi kabilesi, rüyalarını bilinçlendirmeyi çocukluktan itibaren öğreniyormuş ve bu nedenle, çok mutlu bir kabile olarak nam salmış. Ben de şu ana kadar üç-dört bilinçli rüya görmeyi başardım yani rüyanın içindeyken rüyada olduğumu anlayarak rüyayı yönettim ve sonlandırdım. Özellikle psikolojik sorunları çözmede etkili bir yol. Lakin çok fazla çalışma gerektiren de bir yöntem. “Uykusuzlar”ın satır aralarında, bunların ipuçlarını paylaştım okurla. Kahramanımız Nina’nın gittiği Rüya Okulu’nda insanlara rüya evreni her aşamasıyla anlatılıyor ve bilinçli rüya görme öğretiliyor.

Okurlarınıza bu çerçeveyi hakkını vererek sunabilmek için nasıl bir çalışma süreci geçirdiniz?
Rüyaları bilimsel olarak inceledim fakat bunun yanında Sufilikteki rüya bilincini, eski kabilelerin rüyalar konusunda neler yaptığını da araştırdım. Felsefe her zaman ilgi alanım olmuş
tur, bu romanda da romanın alt katmanlarına inandığım felsefeyi yerleştirdim. Kafamı kurcalayan birçok soruya okurlarımla birlikte yanıt arıyorum. Örneğin, Maya Kehanetleri.
Ben bu konuya farklı bakıyorum, romanda da bakış açılarını ve insanlığın “sözde” ulaştığı medeniyeti sorguluyorum zaten. Neden insanlar bu kadar mutsuz ve içlerindeki boşluk duygusuyla baş edemiyorlar, buna yanıt aradım aylarca.

AŞK HEP VAR
Romanda bir de yardımcı tema var: Aşk. Peki, aşk bu romanın neresinde duruyor?
Romanlarımda aşk bir şekilde hep var olmuştur ama sanırım bu, hayata aşkla bakmamla ilgili. “Uykusuzlar” romanımda da Ares ve Nina’nın tutkulu ama geleceksiz aşkları var. Bir kadının düzenli hayatını, geleceğe dair planlarını elinin tersiyle itmesini ve yaralarını, kırgınlıklarını rüyalar evreninin kapısını ona açan Ares’le sarma çabasını da okuyoruz romanda. Annesi, o beş yaşındayken intihar eden ve baba sevgisi görmeden büyüyen bir kadının, kendisini de keşfetme öyküsü bu. Romanın gerçeklikle en sağlam bağı da, aşk ve hayatın getirdiği çelişkiler zaten.

Yazarken nelerden besleniyorsunuz? Edebiyat Oteli yazınızı besliyor mu?
Öncelikle rüyalarımdan ilham alıyorum. Yazar olmamdaki en büyük etken de, gördüğüm tanımlanamaz, sınırlanamaz rüyalardır belki de. Sonra, mitoloji ve tarih. Ama bize anlatılan/aktarılan şekliyle değil. Mitolojik ve tarihi kahramanların anlatılmayan yanları beni daha çok cezbediyor. Çok okuyan ve farklı tarzlardaki kitaplara şans veren biriyim. Edebiyat Oteli sürekli yazarlarla, şairlerle birlikte olmamı da sağladığı için, bana büyük bir keyif veriyor. Tabii yazarlar bir araya geldiklerinde de, gündem hep edebiyat ve yeni romanlar oluyor. Turizm farklı yapıda birçok insanı gözlemleme şansı da tanıyor insana. Otelde her yer kitapla dolu, elime kahvemi aldığım zaman, burnuma kitap kokusu geliyor ve bu beni büyülüyor. Otelin koridorlarında yürürken, birden Sabahattin Ali’nin ya da Sevgi Soysal’ın bir cümlesine denk geliyorum ve çok uzaklara gidiyorum sanki.

Fantastik edebiyatın pek geliş(e)mediği ülkemizde, bu türe dayanan kitaplar hak ettiği değeri görmüyor. Bu konuda siz ne düşünüyorsunuz? İlgi bu alana nasıl yönelebilir sizce?
Son üç yılda, bu türde müthiş bir uyanış olduğunu düşünüyorum. Ama asıl yükselişini bundan sonra yapacak çünkü okurlardaki “Türk yazar fantastik yazamaz” önyargısı artık kırıldı. Bizlerin yazdıklarını okudukça Türk yazarlara daha çok şans tanımaya karar veriyorlar. Bu da yayınevlerinin yazar seçimini etkiliyor.
Burada yayınevim İthaki’nin bilimkurgu ve fantastik edebiyata verdiği desteği de anmam gerek. Okuru bir nevi yetiştiren, bilgilendiren bir işlevi oldu İthaki’nin. Fantastik metinlerin katmanlı dünyasını keşfeden okur, onu bir daha bırakmayacaktır. Frankenstein’in yaratıcısı Mary Shelley, “Ahlaki iyiliğin en güçlü aracı, hayal gücüdür.” der. Biz de, bu güçle yola devam ediyoruz. İyi yazarlar yetiştikçe, yayınevleri onlara şans verdikçe ve edebiyat dergileri bu alanda dosya hazırladıkça, insanlar bu alana daha çok ısınacaklar.

Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
22 Temmuz 2017 Yıl : 13
Sayı : 161