VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
25 Ocak 2010 Pazartesi | Anasayfa > Haberler > Bu kitap Türkçe olsun!
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Bu kitap Türkçe olsun!

Belki de Internet""in herhangi bir semtinde birleşip bir liste oluşturulmalı. ""Bu kitap Türkçe olsun!"" listesi. Hele bir on bin oy alsın; La Pelle, üç ay sonra adı Deri""dir ve içi Türkçedir.

İşgal altındaki her ülke, ticari bir maldır. Dolayısıyla sınırlı bir kullanım süresi içinde satılması ya da tüketilmesi gerekir. Aksi takdirde, mal çürür. 2003 yılından beri Amerikan malı olan, Irak adındaki ülke ise çoktan çürümüştür.

Peki, çürümüş Irak nasıl kokar? Zahmete gerek yok, kokuyu burunlarımıza kadar taşıyan IRIN (Integrated Regional Information Networks) adlı bir kuruluş var. Birleşmiş Milletler Örgütü"yle ortak çalışan IRIN"in, Irak"taki çocuk istismarına ilişkin raporunda yer alan Um Zekeriya adındaki Iraklı kadının cümleleri yeterince kesif:

"Biz yoksul bir aileyiz. Üç ay önce, oğullarımı çalıştırmak isteyen birileri geldi. Para veririz, dediler. Allah razı olsun onlardan, artık yemek yiyebiliyoruz. Kim ne derse desin, ben oğullarımla iftihar ediyorum."

Oğullar: Biri on üç, diğeri on dört yaşında. İş: Fuhuş. Zemin: Irak. Zaman: Amerikan işgali. Um Zekeriya: Deli mi? Kötü mü? Çaresiz mi? Hangisi? Seçmek zor. Um Zekeriya"nın cümlelerini aklımıza tercüme etmek zor. Oysa haritada, bir karış sağda yaşıyor. Ama ne televizyon ne de bilgisayar ekranı, çürümüşlüğün kokusunu geçirmediğinden, anlamak için haberleri izlemek yetmiyor. İşgali anlamak için işgali okumak gerekiyor. Kimden mi? Curzio Malaparte"den.

Romanın adı La Pelle (Deri). Bir yerlerinde, "İnsanın tek gerçek vatanı derisidir. Onu kurtarmak ve hayatta kalmak için her şeye razıdır!" yazdığı için romanın adı Deri. Türkçe yazsaydı, büyük ihtimalle adını Post koyardı. Ne pahasına olursa olsun, kurtarılması gereken Post. Asla deldirilmemesi gereken… Peki, bütün bunların Um Zekeriya"yla ilgisi ne? Sayfa 25:

Kadınlar bağırıyordu: "Oğlanlar iki dolar, kızlar üç dolar!"

"Sen de bu üç dolarlık kızlardan bir tane isterdin, değil mi?" dedim Jack"e.

"Shut up Malaparte!"

"Canım, çok da pahalı değil. Üç dolara bir kız çocuğu! Koyun etinin kilosu bile daha pahalı. Üç dolar! Neredeyse üç yüz liret. Sekiz, on yaşlarında bir kız kaç kilo çeker? Yirmi beş mi?"

Kızların ve oğlanların fiyatları son günlerde bir hayli düşmüştü. Buna karşın şeker, yağ, un, et ve ekmeğinki yükseliyordu. Aslında insan etinin Napoli pazarındaki değerini kaybetmesinin nedeni, bütün güney İtalya"dan kadınların şehre koşup gelmesiydi. Özellikle son haftalarda, toptancılar önemli miktarda Sicilyalı kadın yığmıştı Napoli"ye. Tabii ki hepsi de taze et değildi ama zaten siyahî askerlerin eti olgun sevdikleri de biliniyordu.

Zemin: Napoli. Zaman: Amerikan işgali. Malaparte: Kendi romanında bir kahraman. Amerikan karargahında görevli İtalyan irtibat subayı rolünde. Yanındaki Jack. Amerikalı bir astsubay. Napoli sokaklarında yürüyorlar. Yıl, 1943. ABD"nin faşizmden kurtardığı İtalya"ya getirdiği özgürlüğü yakından görebilmek için yıkık bir eve giriyorlar. Birkaç fahişe, ellerindeki sarı saç yumaklarıyla oynuyor. Peruğa benzeyen, iplerle bir araya getirilmiş sarı saçlar. Amerikan askeri soruyor: "Ne işe yarıyor bunlar?" Esmer kızlardan biri eteğini kaldırıp, elindeki sarı saç yumağını bacaklarının birleştiği karanlığa yerleştiriyor. Sorunun yanıtını verense, o ana kadar sessiz kalan pezevenk oluyor. "Zenci askerler için! Amerikalı zenciler için." Askerin hâlâ anlamadığını görünce, ekliyor: "Zenciler sarışın seviyor. Bunu takan kızlar on dolar ediyor." Sonra, sanki Um Zekeriya"yı tanıyormuş gibi kendi kendine mırıldanıyor: "Kadınlar da savaşı kaybetti…"

Bazı romanlar hayatı anlatır. Bazı romanlarsa hayattır. İşgal altındaki bir ülkenin, ancak kadınları da teslim olduğunda çürümeye başladığını anlamak için Malaparte okumak gerekir. 2010 yılının Irak"ını anlamak içinse 1949"da yayınlanmış Deri"yi okumak gerekir. En az IRIN raporları kadar gerçekçi ve günceldir.

Peki, bütün bunların sizinle ilgisi ne?

Anadilimiz İtalyancaya hayli mesafeli olduğundan ve Malaparte"nin bir Türk olarak dirilme ihtimali hayli düşük olduğundan, öncelikle La Pelle"nin Türkçeye çevrilmesi gerekiyor. Her ne kadar Malaparte"nin Volga Avrupa"dan Doğar ve Kaputt adlı romanları bir zamanlar Türkçeye armağan edilmiş olsa da, kitapçılardaki yerleri birer hayalet kadar. Ancak Dünya edebiyatında, daha binlerce Malaparte ve binlerce Deri var -ki hiçbiri Türkçeyle tanışmamış. Çünkü konuya ilişkin karar düzeneğinin merkezindeki yayınevi yetkililerinin ilgi alanlarıyla sınırlı bir yüzyıl geçmiş. Oysa hangi kitapların Türkçeye çevrileceği konusu, diri ve hızlı hamleler gerektiriyor. Bu noktada, bilinçli okurların da sürece dahil olması şart.

Belki de Internet"in herhangi bir semtinde birleşip bir liste oluşturulmalı. "Bu kitap Türkçe olsun!" listesi. Kim, hangi dilden hangi kitabı biliyorsa, kılavuzluk edip listeye eklemeli. İçeriğini anlatıp, Türkçeleşmesini savunmalı. Sonra o semtin gezenleri oy vermeli kitaplara. Elbet bir yayınevi ilgilenir. Hele bir on bin oy alsın La Pelle, üç ay sonra adı Deri"dir ve içi Türkçedir.

Ne okuyacağımıza ilişkin verilen kararlarda söz hakkımız olmadığı sürece, kitapçılar duvar, kitaplar da duvar kağıdı gibi görünecek gözümüze. Ne okuyacağımıza biz karar vermeyeceksek, bütün bunların bizimle ilgisi ne?

Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163