VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
16 Aralık 2011 Cuma | Anasayfa > Haberler > Bu kitapla Selahaddin Türk mü, Kürt mü tartışması bitiyor
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Bu kitapla Selahaddin Türk mü, Kürt mü tartışması bitiyor

Reha Çamuroğlu yeni romanında adaleti ve ahlak anlayışı ile tarihe geçen Selahaddin Eyyubi""yiz yazdı.

Fügen Ünal Şen

Tarih kitapları onu, “Haçlı Ordularını dize getiren, Kudüs Fatihi” olarak anar, siyasiler etnik kökenini tartışır. Batı dünyası ise kendileri için “düşman” olan bu savaşçıyı, “Hak ve merhamet sahibi bir komutan” olarak över. Bana sorsanız o sevgilisinin kucağında mutluluktan ağlayan bir erkektir, bir acemi âşıkla, dost canlısı, duygusal, merhametli ve hakkaniyetli bir insan...
Bir kitap okudum, Selahaddin’i unuttum, Yusuf’u buldum.
Ama yine de kitabı okurken, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın “Biz hep birlikte Selahaddin Eyyubi’nin torunlarıyız. Türkü, Kürdü, Arabı, Çerkezi, Romanı... Ne derseniz deyin” sözlerini hiç unutmadım. Aslına unutmak isterdim.
Hatta, “Arap Baharı” kapsamında yaptığı Kuzey Afrika ziyaretlerinde, bölge halkı tarafından büyük sevgi görünce, birçok batılı gazetede, “Tayyip Erdoğan yeni Selahaddin Eyyubi olma yolunda” diye manşetler attıldığını da...
Bu buram buram siyaset, tarih hatta diplomasi kokan cümleleri, niçin bir kitap ekinde okuduğunuzu düşünüyorsanız hemen yanıt vereyim sevgili okur: Reha Çamuroğlu yeni kitabı “Sultan Selahaddin El Kürdi” ile bin yıl önce yaşamış ve “Kudüs Fatihi” olarak anılan Selahaddin Eyyubi’yi getirip gündelik hayatıma kattığı için...
Reha Çamuroğlu, tarih konusunda yaptığı araştırmalar kadar, yazdığı tarihi kitaplarla da tanınan bir yazar. (Yazının girişinde her ne kadar politik cümleler kullandıysam da burada sadece Reha Çamuroğlu’nun 23. dönem AKP İstanbul Milletvekili olarak Meclis’te yer aldığını yazmakla yetineceğim.) Ama yine de yazıma şu etnik köken konusuyla başlayacağım, çaresiz: Tarihin en kritik dönemlerinden birinde etkili olan Selahaddin Eyyubi’nin etnik kökeni yakın geçmişe kadar süren bir tartışmaydı. “Selahaddin Eyyubi Kürt mü, Türk mü?” sorusu hâlâ kimi çevrelerde tartışılıyorsa da dünya onu Kürt lider olarak çoktan kabullenmiş durumda.
EYYUBİ Mİ, EL KÜRDİ Mİ?
Kitabına, “Sultan Selahaddin El Kürdi” ismini veren Reha Çamuroğlu da bu konudaki görüşünü “Kürt idi” diyerek belirtiyor zaten. Ve ekliyor; “Aksini söyleyenler hiç değilse bir tane kaynak göstermeli.”
Yıllarca Selahaddin Eyyubi olarak bildiğimiz komutan, Çamuroğlu’nun kitabında Selahaddin El Kürdi olarak karşıma çıkınca, yazara sormadan edemedim: “Bir isim olarak, Selahaddin Eyyubi ile Selahaddin El-Kürdi’nin toplumlara verdiği ayrı mesajlar mı vardır? Yıllarca Türk mü, Kürt mü tartışmaları yapılmıştı. İsimler üzerinden sürüp giden bir tartışma mıydı bu? Selahaddin Eyyubi demek neyi simgeler? Selahaddin El Kürdi demek neyi?” yanıtı söyle oldu: “Elbette bu günün tartışmaları bağlamında bu kullanımda bir fark vardır. Eyyubi, kurduğu ve mensubu bulunduğu hanedanın adıdır. Kürdi ise pek çok dönem kaynağında geçtiği üzere etnik mensubiyetini gösteren lakabıdır. Yıllarca etnik mensubiyeti bizden başka herkes tarafından kabul edilmişti. Bir bizim tarih kitaplarımız ‘Nuh demiş, peygamber dememişler’di. Bu anlamda bu vurgunun önemli olduğunu düşünüyorum.”
“Ya annesinin Türk olduğu görüşüne katılır mısınız?” soruma ise Çamuroğlu, “Evet, annesi büyük ihtimalle Türk’tü. Bunu kardeşlerinin isimleri ve dayısının çoğunluğu Türkmen olan Hama bölgesindeki hakimiyetinden anlayabiliriz. Ağabeyinin adı Turanşah, küçük kardeşinin adı Tuğtigin idi” oldu.
Reha Çamuroğlu’na yönelttiğim soruları ve verdiği yanıtları yazının ayrı bir bölümünde bulacaksınız, ben bundan sonraki satırlarımı kitaba ayırdım.
YUSUF, SELAHADDİN OLUNCA
Kitap bizi bin yıl öncenin Mezopotamya topraklarına götürüyor. Tam adres verirsek Tiflis’in güneydoğusundaki Dawin’e... Selahaddin’in ata topraklarındaki hayatına, düzene ve iktidarların mücadelesine tanık oluyoruz.
Haydi, şimdi Selahaddin’i unutalım. Ona doğduğu gün takılan adıyla analım, Yusuf diyelim. Burada duralım ve şu minik ayrıntıyı zihnimizin bir yerine kazıyalım: Sonraki yıllarda Yusuf’un hayatında, yetişmesinde, hatta bir savaşçı olmasında rol oynayacak kişi amcası Şirkuh’tur. Bebeğe Yusuf adı konulduğunda “Bahtı Yusuf bahtı olacaksa çekeceği var bu çocuğun, vah vah” diyen Şirkuh...
Türk Dil Kurumu Sözlüğü’nde Yusuf’un karşılığı “inleyen, ah eden”dir.
Kitabın ilerleyen bölümlerinde ise şu cümleleri okuyoruz: “Yusuf bin Eyyub’a, İskenderiye şehrinde kafir ordusuna gösterdiği merhametten ötürü, bundan böyle Selahaddin denilecektir.” Bu arada yine aynı sözlüğün Selahaddin’i “dine bağlı kimse” olarak tanımladığını da not düşelim.
Doğrusu Yusuf’un Selahaddin olduğu gün aslında tarihe bir önemli çentik atıldığını düşünmeden edemiyor insan.
YA BİN YIL SONRA?
Yusuf, “Savaş ustası Tavil (uzun) Ömer’e teslim edilmese, ondan savaşmayı ve korkuyu yenmeyi öğrenmese Selahaddin olur muydu?” sorusu zihnimizde kalsın, biz satırlarda ilerledikçe Haçlılar’a karşı defalarca savaşmasını, Kudüs’ü alışını, en yakın arkadaşını savaş meydanında kaybettiğinde, “Bin Akka, bir İsa eder miydi?” diyerek ağlayışını, aşkını okuyacağız.
Bizi günümüzden bin yıl önceye götüren Çamuroğlu’na, “Ya bin yıl sonra bölgede, hatta tüm dünyada barış sağlanmış olabilecek mi acaba?” diye kaygıyla sorduğumda “Bu kitapta bundan sonra neyi, hangi yolu tercih edeceğiz sorusuna cevap aradım zaten” yanıtını aldım.
Selahaddin Eyyubi ya da Selahaddin El Kürdi... Çamuroğlu’nun tüm insani yönleri, üstünlükleri ve zaaflarıyla günümüze taşıdığı büyük komutan karşımıza dikilip, “Tam bin yıl geçti. Binlerce hayat söndü savaşlarda. Sürdü gitti bu kavga. Ya siz, bizim yaşadıklarımızdan bir ders almadınız mı bunca zamandır? Ya bin yıl sonra? Yine aynı mı olacak, sürecek mi bu kavga?” diye sorsa, ne yanıt vereceğiz, bilemiyorum.
Reha Çamuroğlu’nun satırları, bin yıl önceki savaşların, etnik ve dini üstünlük tartışmalarının günümüzü nasıl etkilediğini anlamakta yardımcı olacak kuşkusuz.

Sarı külah
onun adaletini
anlatmaya yeter

“Selahaddin El Kürdi”nin yazarı Reha Çamuroğlu Alevi açılımının gündemde olduğu dönemde AKP’den İstanbul Milletvekili olarak mecliste görev yaptı. Çamuroğlu, sorularıma verdiği yanıtlarla, Selahaddin Eyyubi‘nin politik arenadaki önemini vurguladı.
Başbakan Erdoğan geçtiğimiz aylarda Diyarbakır’da yaptığı konuşmada Selahaddin Eyyubi’ye değinmişti. Bunun toplumsal yapımızdaki değeri nedir? Başbakan’ın o günkü konuşması bir eşik atlama olarak değerlendirilebilir mi?
Açıklık ve gerçekliğin kabulü anlamında bütün bu tür girişimlerin çok önemli olduğu kanaatindeyim. Elbette ki bu bir eşik atlamadır. Yıllarca Türkiye’de “Ben bilmemkimleri çok severim, şoförüm, kapıcım onlardandır” tavırlarına şahit olduk. Üstelik bu tür cümlelerin içerdiği derin ayrımcılık, farkına bile varılmadan yapıldı. Oysa böylece ilan edildi ki şoför ve kapıcı dışında sultan ve devlet adamları da ortadadır.
ÖRNEK DEVLET ADAMI
Coğrafyalar insanları etkilediği kadar, insanlar da coğrafyaları etkiler. Bazı yabancı kaynaklarda gördüğümüz, “Erdoğan Selahaddin Eyyubi olma yolunda”değerlendirmelerini nasıl yorumluyorsunuz?
Bence Erdoğan, Erdoğan’dır. Selahaddin olmasına da gerek yoktur. Bence insanlar insanlara değil, yaradana öykünmelidir.
Kitapta, Eyyubi’nin askerlerinin savaş sırasında giydiği sarı külahın simgesel bir önemi var. Sizden dinlesek...
Sarı külah Selahaddin’in Zengi hanedanından devraldığı bir başlıktır. (Zengiler Türk hanedanıdır) Pek çok Zengi geleneğini devam ettirmiştir Selahaddin. Aslında bu dahi Türk-Kürt kaynaşmasının ne kadar eskilere uzandığını gösteren bir durumdur. Yine Zengilerin sarı bayrağını da değiştirme ihtiyacı duymamıştır Selahaddin.
Tarih kitapları, Selahaddin Eyyubi’yi “Kudüs Fatihi” olarak tanımlıyor, şartlar mümkün olsa o, belki de şiirle uğraşacak kadar duygusal, hakkaniyet sahibi biri. Bu kitabın yazarı olarak siz Eyyubi’nin hangi özelliğini öne çıkarırsınız?
Selahaddin, duygusal derinliğe sahip örnek bir devlet adamıdır. Haçlı seferleri döneminin en büyük askeri o değildir. Mesela Sultan Baybars asker olarak ondan daha başarılıdır. Ama Selahaddin bir insanlık örneği olabilecek özelliklere sahiptir. Dindardır, temkinlidir, ahlaklıdır, vicdanlıdır, merhametlidir, mutevazidir, cömerttir.
Kudüs, Vadedilmiş Topraklar, Cennetin, Tanrının Krallığı... Nasıl tanımlanırsa tanımlansın o topraklar bir türlü barışa kavuşamadı. Kitabınız bin yıl önceyi anlatıyor ve insan bir bin yıl sonra da o coğrafyada barış, huzur olmayacak gibi hissediyor. Ne dersiniz, Eyyubiler, Kral Richardlar olamasa ne değişirdi tarihte?
Daha iyi ya da daha kötüleri olurdu sanırım. Zaten kitapta bu sorunun cevabını aradım. Bundan sonra neyi, hangi yolu tercih edeceğiz?
İSMİ SONRADAN VERİLDİ
Bazı kaynaklarda Yusuf’un doğduğu gün konulan adıdır diye geçiyor Selahaddin... Kitabınızda Melik Nureddin’in ona verdiği bir isim olduğunu okuyoruz. Selahaddin doğum ismi midir, sonra da verilen bir isim midir?
Selahaddin sonradan verilen isimdir. Arap kaynakları bu konuda çok açıktır.
Kitabın ilk bölümlerinde, hocası Tavil Ömer’in, Yusuf’a korkuyu yenmeyi öğrettiğini okuyoruz. Tavil Ömer, Yusuf’a bunu öğretmese, Yusuf Selahaddin olamasa, tarih nasıl yazılırdı? O toprakların kaderi değişir miydi?
Selahaddin olmasa ya da pısırığın biri olsa elbette tarih aynı olmazdı. Bu aslında bir uzun bitmez tarih felsefesi tartışmasıdır ama benim kanaatim bu yöndedir.
Kitapta yer alan tarihi bilgilere, anektodlara hangi kaynakları kullanarak ulaştınız?
Batı ve İngilizce Arap kaynaklarını kullandım.
Ne kadar sürdü kitap ile ilgili araştırmanız?
Toplamda iki buçuk yıllık bir çalışmadır bu kitap.

Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163