VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
13 Şubat 2014 Perşembe | Anasayfa > Haberler > Bu ülke senin arkandan gelecek
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Bu ülke senin arkandan gelecek

Christa Wolf imzasını taşıyan “Melekler Şehri”nde eski bir Doğu Alman vatandaşının, iki Almanya’nın birleşmesi, daha doğrusu kendi ülkesi Doğu Almanya’nın çöküşündeki travmaları kendi kişisel tarihi üzerinden okuyoruz.

LEVENT TÜLEK

Christa Wolf’ün “Melekler Şehri”ni okurken 1987 yılında Almanya’ya yaptığımız bir tiyatro turnesini anımsadım. Bir ay kaldığımız Almanya’da bi çok şehri dolaşmış ve Berlin’e giderken şimdi artık tarih olan Doğu Almanya topraklarından geçmiştik. Küçük, iptidai bir dinlenme tesisinde damak lezzeti belleğime yer etmiş borç çorbasına benzer harika bir çorba içmiştim. Batı Almanya’daki tipik Alman disiplininin kanına işlediği garsonlardan sonra burada güler yüzlü ve sanki daha bir doğu (!) konukseverliği karşılamıştı bizi. Onlar da Almandı ama bir başkaydılar. Evet bir eski püskülük vardı etrafta ama çok da gerçek ve samimi bir çekiciliği vardı bu eskiliğin. Tabii ki yarım saatlik bir mola ve bir iki saatlik bir yolculukla tarif edilebilecek ve açıklanabilecek bir durum değildi bu! Ancak eğer iki yıl sonra bu ülkenin kalmayacağını bilseydim daha bir orayı hissetmek, insanlarla konuşmak, havayı daha bir bilinçli koklamak isterdim.
İşte Wolf’ün “Melekler Şehri”ni okuduğumda temel duygum bu oldu. Gerçekten çok önemli bir gözlemi ıskaladığımı duyumsayıp pişmanlık duygusu yaşayıverdim. Wolf’ün bu ülkenin varoluşu ve yok oluşu üzerinden kişisel analizleri ve özeleştirileri ne olursa olsun, onun günahıyla, sevabıyla var olduğu ülkenin yok oluşuna ve o ülkenin idealist insanlarının darmadağın oluşuna içim bir kez daha cız etti. Uzaktan bakıldığında ya da tarihe gömüldüğü için yorumlanmış belgelerle okuduğunuzda kuru, despot, gri bir demir perde ülkesi gibi görünmesi elbette değişen ve liberalleşen dünyanın sorunu. Ancak şahsen Brecht’i okumuş, oyunlarında oynamış, asistanlıklar yapmış bir tiyatrocu olarak o coğrafyaların ve tarihinin pek de uzağında hissetmedim kendimi.

OTOBİYOGRAFİ TADINDA
Kitaba gelirsek, Kırmızı Kedi Yayınları’ndan çıkmış ve çevirmen olarak okuyucunun artık gözü kapalı güvendiği ve inandığı İlknur Özdemir’in çevirdiği Christa Wolf’ün “Melekler Şehri” raflardaki yerini aldı. Kitap adında geçtiği üzere Wolf’ün duvar yıkıldıktan sonra gittiği Los Angeles’teki günlerini anlatıyor. Kitapta, eski bir Doğu Alman vatandaşı ve hatta ilerisine gidersek, yöneticisi olan Wolf’ün, iki Almanya’nın birleşmesi, daha doğrusu kendi ülkesi Doğu Almanya’nın çöküşündeki travmaları kendi kişisel tarihi üzerinden okuyoruz.
“Melekler Şehri” girişindeki “... bu kitaptaki karakterler hayal ürünüdür...” uyarısına rağmen yazımda da göreceğiniz gibi kitap yoğun bir gerçeklik duygusuyla yazılmış otobiyografik bir roman görüntüsünde. O yüzden ben kişi ve olayları kurgu gibi değil de gerçekten Christa Wolf’ün başından geçenler gibi algılamayı ve anlatmayı tercih ettim. Bilimsel ve sanatsal bir merkezin davetlisi olarak Amerika’ya giden Wolf, tıpkı vatandaşları Mann ve Brecht gibi Los Angeles’taki günlerinde yoğun bir iç hesaplaşma yaşar.
Yeni tanıdığı Amerikalı, Avrupalı çeşitli aydın insanlarla gündelik hayatın içinde farklı ve yabancı duygularını törpülemeye çalışsa da kendiyle kaldığında sürekli bir vicdan muhasebesine girişir. Brecht’in şiirleri, artık Amerikalı olmuş eski Alman vatandaşı Gutman’ın dostluğu, yakın tarihte ölen arkadaşı Emma’nın L. adlı meçhul birine yazdığı mektuplar ona yoldaşlık ve rehberlik eder bu adeta gönüllü sürgün döneminde.
Okyanus sahilindeki yürüyüşlerden, yeni dostların verdiği davetlerden, kafelerden, kaldığı otel ve çalışanlarla yaptığı sohbetlerden keyif alsa da kitabın tamamında hep bir hüzün, yabancılık ve sisli duygular egemen. Bu duyguların temelinde Doğu Almanya’nın Batı’yla birleşmesindeki sancılı ikiyüzlü değişimler, ihanetler, sorgulamalar, direnişler ve teslimiyetler var. Güçlü gönül ve akıl bağıyla bina ettikleri devletlerinin yok oluşundaki olumlu olumsuz tüm katkılarının dökümünü yaparken güçlü bir özeleştiriyi, kendine olan acımasızlığını ama bir yandan da hayata bağlılığının ve gücünün yok olmaması için verdiği psikolojik mücadeleyi de ibretle okuyorsunuz yazarın.

EFSANE YAZAR
2011 yılında kaybettiğimiz Christa Wolf 1960’lardan itibaren sadece Doğu Almanya’nın değil Batı dünyasının da çok sevdiği bir yazar oldu. Hem sosyalist hareket hem de kadın hareketleri konusundaki duruşu, bunu edebiyatına yansıtışı, iki Almanya’nın birleşmesinden sonra Berlin’de yaşamaya devam edip Doğu Almanya için “Bu ülkeyi sevmiştim” demesi ve yaşamının sonuna kadar bu birleşme (ülkesinin yıkımı) konusundaki tartışmaları onu artık olmayan bir ülkenin efsane yazarı yapmıştır.
Kitaplarında antik tragedyaların izinden gidişi, Brecht’in incelikli mizahıyla ördüğü oyunlarına ve şiirlerine yaptığı göndermeler ve hangi rejim altında olursa olsun kadın olmanın ağırlığını “Melekler Şehri”nda da duyumsayabiliyorsunuz.
Wolf’ün kitabını okurken düşündüğüm bir başka mesele de bana çok ilginç gelen “kendi ülkesinden kendi ülkesine sürgün olma durumu” oldu. Bir Almansınız ama ülkeniz yok oluyor ve siz aynı ulusun oluşturduğu başka bir rejimle yönetilen ülkeye dahil oluyorsunuz. Bana bu sürgün duygusunu veren bizzat yazarın kendisi. Sonra klişe bir yönelimle empati yaparak kendi ülkemiz için düşünüyorum da yüz yıllardır ne çok bilge, düşünür, sanatçı insan kendi ülkesinden yine kendi ülkesine sürgün olmuş! Üstelik bunun için ülkenizin yok olmasına da gerek yok. Sadece sisteme uymamanız yeterli. O büyük çarka...
Los Angeles yani Melekler Şehri’nde geçen romanı bana Kavafis’in “Bu şehir senin arkandan gelecek” dizesini anımsattı bir kez daha.
Üstelik yazar yalnızca Amerika’da değil şimdiki Almanya’da bile bunu yaşadığını duyumsatıyor bize. Ama en önemlisi belli bir kuşağın belki de hiçbir bilgi ya da fikir sahibi olmadığı Doğu Almanya ve çöküşü ve de Batı dünyası ile sosyalist bir ülkenin uyumsuzluğu üzerine bir kez daha düşünmemizi sağlıyor. İki Almanya yıllarını düşündüğünüzde bu kadar kaba ve yalın ayrım yapabiliyorsunuz sosyalist ve Batı diye.
Yakın Avrupa tarihi ve iyi edebiyat sevenlerin kaçırmaması gereken bir kitap “Melekler Şehri”. Christa Wolf’ü tanımayanlar içinse doğru bir başlangıç. İyi okumalar...

Melekler Şehri Ya Da Dr. Freud´un PaltosuMelekler Şehri Ya Da Dr. Freud´un Paltosu

Christa Wolf

Detay için tıklayın

Paylaş

Bir VatanKitap’ın perde arkasıBu ay üç özel röportajla çıkıyoruz okur karşısına. Bunlardan ilki Türk tiyatro tarihine sahneleye çıkan ilk kadın oyuncu Afife Jale'nin yaşamını romanlaştıran Osman Balcıgil'le bu büyük değer üzerine Ece Erol'un yaptığı şöyleşi oldu. Diğer bir özel röportajımızı Cemre Nur Meleke, Aslı Perker'le yeni romanı Flamingolar Pembedir üzerine gerçekleştirdi. Sinemaya da uyarlanan Kocan Kadar Konuş kitabıyla büyük çıkış yakalayan Şebnem Burcuoğlu ise özlenen sıcak mahalle özlemimizi, Cemal Süreya'ya gönderme yaparak Cemal ve Süreyya aşkı üzerinden giderdiği yeni romanı Süreya Kuaför Salonunu anlattı.

Devam