VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
12 Kasım 2011 Cumartesi | Anasayfa > Haberler > Bunu Agatha C. yazmış!
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Bunu Agatha C. yazmış!

Altın Kitaplar’ın çıkardığı “Sensiz Bir İlkbahar” romanına başladım ve unuttuğum katıksız, saf bir edebiyat lezzeti ile karşılaştım.

Yazarların mahlas kullanmaları benim olduğu gibi tüm edebiyatseverlerin de epey ilgi duydukları bir durum diye tahmin etmekteyim. Mahlas kullanan kimi yazarlar bu gizemli yola başvurarak aslında hem kendi yazar kimliklerini bir yana bırakır hem de emek verdikleri eserlere olmayan isimler (karakterler) yaratarak bu ilginin çoğalmasını sağlarlar. Tabii ki genellikle takma isimle yazma eylemi bu fantastik çabanın dışında zorunluluktan kaynaklanan nedenlerle de ortaya çıkabilir. Ki nitekim tarih boyunca bir çok yazar ya siyasal ya da ekonomik nedenlerle takma isim kullanmak zorunda kalmışlardır. İstemli ya da istemsiz takma isim kullanan yazarın ortaya koyduğu eserle birlikte gerçekler ortaya çıktığında yani gerçek yazarının kimliği ifşa edildiğinde bu ilgi ayyuka çıkar ve kitabın içeriği ne olursa olsun eğer yazar edebiyatçı kimliği ile kendini ispatlamışsa bu çeşitli tartışmalara yol açar, konuşulur, haber olur, efsaneleşir, hadi güncel global dünya lisanıyla dillendirelim; magazinleşir.
Dünyada bir çok örnekleri bulunan bu takma isim hadisesinin bizim edebiyatımızda da neredeyse bir gelenek olduğu aşikardır. Halk edebiyatında yüzlerce yıl öncesinde bile ozanlar şiirlerini mahlasla yazarlardı. Günümüz edebiyatına kadar ulaşan bu takma isimle yazma olgusunun neden-sonuç ilişkisini bir kenara bırakırsak (ki bizde nedenler daha çok siyasi baskılar sonucu yazarın kimliğini gizlemesi ile karşılık bulur) çağdaş edebiyatımızda da çok ilginç isimlerin takma isimlerle eserler verdiğini görürüz. Haldun Taner’den Nazım Hikmet’e, Rıfat Ilgaz’dan Ziya Gökalp’e kadar bir çok şair ve yazar takma ad kullanarak eser vermiştir. Hazin hikâyelerin çoğunlukta olmasına rağmen bazı takma isimler beni şaşırtmış ve hatta gülümsetmiştir. Mesela Aziz Nesin’in Oya Ateş, Adalet Cimcoz’un Fitne Fücur, Muhsin Ertuğrul’un İp Çeken, Çetin Altan’ın Hadi Borazan ve Hüseyin Zurna mahlaslarını kullanmaları bu yazarların dönemin baskıları karşısında bile mizah zekalarını nasıl konuşturduklarının şahane örnekleridir.
Mahlas kullanmak kimi zaman bu ilgiyi okuyucu tarafından canlı tutsa da yazarı açısından nasıl bir neden-sonuç ilişkisi ile var olduğu ise hep muammadır. Benim ve bir çok edebiyatseverin aklına tabii ki önce Emile Ajar takma ismiyle yazan Romain Gary gelir bu konuyla ilgili. Halen tartışmaları süren bir iç içe geçmiş gerçek yazar, takma isim muammasının en koyu örneklerinden biridir. Şimdi başlasak bu yazının asıl konusu olan kitabımız ve yazarımıza haksızlık edeceğimizden Emile Ajar’ı başka bir yazı konusu yapmak üzere şimdilik diğer paragrafa geçiyoruz.
Sebebİ ne olursa olsun
etkİlİ edebİyat
İşte bu muammalardan biri de bu hafta okuduğum bir romanın yazarı olan Mary Westmacott yani meşhur “Queen of Crime” : Agatha Christie... Hayatı boyunca seksen adet suç, cinayet ve gerilim romanı yazmış olan Agatha Christie 1930 yılından itibaren “Mary Westmacott” takma adı ile de romanlar yazmaya başlıyor. Fakat bu mahlasla yazdığı romanları gerçek adıyla yazdığı roman türünden çok daha farklı bir türde, aşk türünde yazıyor. Kimilerine göre bunun nedeni para, kimilerine göre ise yazarın “Suç Kraliçesi” unvanına leke sürdürmemek... Hangisi olursa olsun bu kitapların aşk romanı olmasının dışında bence önemli bir özelliği daha var. Cinayet romanlarının en güç tarafı olan “gerçeklik” ya da “inandırıcılık” sosunun temel malzemesi olan karakter yoğunluğu ve içselliği aşk romanlarında da bir refleks olarak oya gibi işlenmiş. Böylelikle duygusal bir hikâye daha da etkili ve edebi anlamda lezzetli olmuş.
Kabul etmeliyim ki içinde bir Miss Marple ya da Hercule Poirot olmadan bir Agatha Christie ya da edebi alter egosu Mary Westmacott romanı okumak bana cazip gelir miydi bilmiyorum. Ancak anlatmaya çalıştığım bu okuyucu merakının sonucu olarak Altın Kitaplar’ın çıkardığı “Sensiz Bir İlkbahar” (Absent in the Spring) romanına başladım ve unuttuğum katıksız, saf bir edebiyat lezzeti ile karşılaştım. “Sensiz Bir İlkbahar” bir edebiyatseverin her türlü beklentisini karşılayacak nitelikte bir roman. (Kitap elime ulaştığında itiraf etmeliyim ki bir Selim İleri romanı ile karşılaştığımı sandım. Kapak ve isim bana bunu çağrıştırdı. “Sensiz Bir İlkbahar”... Size de öyle gelmedi mi?) Bilinçaltımda hep “bunu Agatha C. yazmış” düşüncesini bir kenarda tutarak ve bir beyaz dizi romanı kapsamına asla sokamayacağım derinlikte karakterler ve olay örgüsünün kitabın değerini arttıran unsurlar olduğunu söyleyebilirim. Yalnız Altın Kitaplar kitabın kapağında niçin Mary Westmacott ismini değil de Agatha Christie’yi kullanmış anlamadım. Eğer bu “Agatha Christie kitabı satar” düşüncesi ise- ki sanmıyorum- tamamen yanlış bir düşünce. Evet Agatha Christie kitabı satar ama cinayet ve suç kitabı olduğu için satar. Mary Westmacott ismi ise aşk kitapları ile karşılık bulur. Böylelikle kapağında Agatha Christie yazan bir kitabı alan okuyucu aslında seçici bir edebiyatseverdir ve bir suç kitabı aldığını sanacaktır. Oysa “Sensiz Bir İlkbahar” düpedüz bir aşk romanı. Bunun iyi tarafı şu olur; okuyucu kült yazarının aslında diğer temalarda da bambaşka tatlarda işler çıkardığını görme şansına erişir ve bu ona güzel bir sürpriz olur. Kötü tarafı ise suç romanı aldığını sanan okuyucunun hiç de okumaktan haz almadığı bir aşk romanı ile karşılaşması... Gerçi kapakta koca Agatha Christie yazısının altına küçük bir “Bir Mary Westmacott Romanı” yazıyor ama ben diğerini tercih ederdim. Yani Başlıkta Mary Westmacott’un yazar olarak göründüğü kapağı. Sonuçta o ya da bu, Altın Kitaplar yine de iyi bir iş yapmış ve bize çok üretken bir yazarın ve bence edebiyatın en güzel türlerinden biri olan “suç” türünde yazan kült isminin farklı türde bir yapıtını yayınlayarak bizi Agatha Christie’yle tekrar buluşturmuş.
“Sensiz bir İlkbahar”
İyİ bİr edebİyat eseri
Kitapla ilgili bir başka ilginç nokta ise öykünün 1930’lu yıllarda Bağdat’ta geçiyor olması ve arka planda olmasına rağmen batılı çokuluslu şirketlerin daha o yıllardan bu bölgede ne işleri olduğunu da tırnak arasında sorgulamanıza ve anlamanıza yol açıyor. Gerçi kitap hiçbir şekilde olayın geçtiği coğrafyaya ve insani ilişkilere sosyal ve politik taraftan bakmıyor ama betimlemelerini bu tercihten yana kullanarak aslında bize o yılların tarihsel bir resmini de çiziyor. Bu açıdan da dikkat edilmesi gereken bir roman olduğu kanısındayım.
“Sensiz Bir İlkbahar”, temiz çevirisi ve duru anlatımı ile iyi bir edebiyat eseri. Tabi ki ben Agatha Christie’nin asıl tarzında yazdığı yapıtları tercih ederim. Ancak Mary Westmacott’un da en azından Hercul Pioret ve Miss Marpel kadar hatırı var bende. Kısaca kolay okunan ve önemli bir yazarın takma isimle kaleme aldığı bu romanı es geçmeyin diyorum. Uzmanlık alanı silahlar, kan ve gizemli ilişkiler olan bir yazarın bu materyaller olmadan sadece kalplerin attığı duygusal bir işe takma isimle imza atması ise diğer artısı. Eh, tarzdan hoşlanmayanlara sözüm odur ki onlarca eserini okuduğumuz, uyarlamalarını sinema, tiyatro ve tv dizisi olarak izlediğimiz bir yazarın o kadar da kredisi olsun, değil mi!..

Paylaş

Öyleyse ‘Yaşasın edebiyat!’ Geçen ay Grand Pera Emek Sineması’nda çok önemli bir edebiyat davetine katıldım. Davet önemliydi çünkü,Türk edebiyatının “yaşayan” 50 şairinin/yazarının, kendini, edebiyatını ve hayata bakışını anlattığı “Yüz Yüze Konuşmalar, Yaşayan Edebiyat” projesi tanıtıldı.

Devam