VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
14 Nisan 2014 Pazartesi | Anasayfa > Haberler > Buradan dışarı bir yol olmalı, dedi soytarı hırsıza
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Buradan dışarı bir yol olmalı, dedi soytarı hırsıza

Jimi Hendrix’in dostu, yapımcısı Alan Douglas, Peter Neal’la kolları sıvamış, “gerçekliği kesinlikle doğrulanabilecek bütün kaynaklardan” oluşturduğu muazzam dosyayı önümüze sermiş. Buna Hendrix’in bizzat yazdığı cümleleri de ekleyince eksiksiz değil belki ama enteresan bir Hendrix biyografisi çıkmış ortaya.

MURAT MERİÇ


Geçtiğimiz günlerde, memleketin en enteresan topluluklarından Derdiyoklar’ın kurucusu Ali Ekber Aydoğan’la bir söyleşi yaptım. Aydoğan (ya da bilinen adıyla Derdiyoklar Ali) bugüne kadar sahnede yaptığı “show” larla adından söz ettirdi. Almanya’da düğünlerde milleti eğlendirirken bir anda kendini sahneden atan sanatçı, gitarını omzunda çalmaya başlıyor, aynı esnada burnuyla org çalıyor, bunu takiben gitarı yere atarak ayaklarıyla çalmaya devam ediyor. Sonrası, gitarıyla başını çektiği halaya bağlanıyor ki ondan sonra izleyen iflah olmuyor.

Memleketin belki de en “çılgın” gitarcısı o. Biz son dönemde tanımaya başladık belki ama bir şekilde yolunu “Alamanya” gurbetine düşürenler, illa ki Derdiyoklar’la tanışmıştır. Sözü uzatmayayım, yaptığımız söyleşinin bir yerinde Ali Ekber Aydoğan şunları söyledi: “Ben gitarı böyle çalmayı hislerimle öğrendim. Bir gün gençler bana Jimi Hendrix’ten söz ettiler, merak ettim baktım aynı benim gibi çalıyor! Demek ki o da hisleriyle bulmuş yolu... Bu durumda Türkiye’nin Jimi Hendrix’i benim ya da o Amerika’nın Derdiyoklar’ı!” Jimi tanısaydı Derdiyoklar’ı çok severdi. Nereden mi biliyoruz? Kitabından. Aksi, huysuz, geçimsiz belki ama böylesi “deli”leri sevdiği aşikâr. Kitabından öğrendiğimiz tek bu değil, daha somut bilgiler de var. Bir hazine sandığı açılıyor önümüzde ilk sayfayla birlikte, karıştırdıkça zenginleşiyor.

Kitap dediğimiz, “Sıfırdan Başlamak/ Benim Hikâyem”. Avi Pardo’nun güzel çevirisi ve Domingo Yayınları’nın özenli baskısıyla geçtiğimiz günlerde kitapçı raflarındaki yerini aldı. Bir yandan kendi yazdığı bir kitap bu, diğer yandan bir derleme: Hendrix’in dostu, ölümünden sonra yayımlanan albümlerin yapımcısı Alan Douglas, Jimi Hendrix’li tek Hendrix belgeseli “Experience”ın da ekibinde yer alan Peter Neal’la kolları sıvamış, sanatçıyla yapılmış konuşmaları didik didik etmiş, “gerçekliği kesinlikle doğrulanabilecek bütün kaynaklardan” oluşturduğu muazzam dosyayı önümüze sermiş. Buna Hendrix’in bizzat yazdığı cümleleri de ekleyince eksiksiz değil belki ama enteresan bir Jimi Hendrix otobiyografisi çıkmış ortaya. Çoğunun yayınlanmış söyleşiler olması bir şey değiştirmiyor, bu her şeyiyle “yeni” bir kitap. Neal’ın başında yazdığı önsöz, kitabın nasıl oluşturulduğunu ayrıntısıyla açıklıyor, onun için burada konaklamayalım, kitabın sayfalarını çevirme başlayalım ve efsane gitaristin merak ettiğimiz hayatına hızlıca göz atalım...



ÇAMAŞIR SEPETİNE SIĞACAK KADAR
Hendrix’in babası Kızılderili soyundan; “sert ve aklı başında” bir baba. Anne, iyi vakit geçirmeyi seviyor: “Çok içki içer ve kendine iyi bakmazdı, fakat harika bir anneydi.” Çocukluğu babaannesinin yanında geçiyor Jimi’nin ve daha ziyade babası ilgileniyor kendisiyle. Kitap böyle başlıyor, “çamaşır sepetine sığacak kadar küçük olduğum zaman” diye rek anlatıyor o günlerini... Seattle’da geçen okul günleri, ilk köpeği “Prens Hendrix”, “yolunmuş tavuk stilinde” kesilmiş saçlar derken Jimi’nin okuldaki lakabının “Havalı Fasulye Sırığı” olduğunu ve daha o günlerde şiir yazdığını öğreniyoruz ilk bölümde. Bu ve bunun gibi bir sürü ayrıntı var kitapta.

Müziği plaklardan öğreniyor Jimi: Muddy Waters’ın “gerçek ilkel gitar tonu”nu seviyor ve sonrasında bu, onun alâmetifarikası oluyor. İlk enstrümanı gitar değil ama: Dört yaşında ağız mızıkası çalmaya başlıyor, ardından keman ve piyanoya geçiyor. Piyanoyu sevmesine rağmen gitarı tercih etmesinin nedeni çok basit: “Yanımda taşıyabileceğim bir alete ihtiyacım vardı, piyanoyu yanımda taşıyamazdım.” Gitarı da kendi kendine öğrendiğini söylememize gerek yok sanırım. Solak olması başta sıkıntı yaratsa da sonrasında hızla ilerliyor. İlk grubunu 17 yaşında kuruyor, ilk konserini 35 sent ve iki hamburger karşılığında veriyor. Birçok zorluk çekiyor ama pes etmiyor: “Sebat edersen ödülünü alırsın. İnat edersen başarırsın.”

DYLAN’I İLK DİNLEDİĞİ ZAMAN
18 yaşında (çalıntı araba sürmek suçundan) tutuklanıyor, kısa bir süre hapis yatıyor ve yargıca orduya yazılma sözü verince cezası tecil ediliyor. Müzik eğitimi olmadığı için müzisyen olamıyor ve askerlik süresince çok sıkılıyor. Kitapta, bu döneme ait mektuplarda bunun izini sürmek mümkün. Temmuz 1962’de, terhisin sonrasında evine dönmüyor Jimi ve güneyde blues şarkıcılarıyla, şahane gitaristlerle hemhal oluyor. Kitabın ikinci bölümü, bu dönemle ilgili anıları ki bugün tanıdığımız Jimi Hendrix’in gelişiminde önemli bir dönem olduğu için mühim. Little Richard’la tanışması ve çalmaya başlaması, King Kasuals’tan Joey Dee and the Starliters’a kurduğu ya da dâhil olduğu gruplar gibi ayrıntılar örneğin, başka yerlerde rastlayamayacağımız türden ayrıntılar ve bunlar kitabı değerli kılıyor. Hendrix’in Bob Dylan’la karşılaşması, iki efsanenin erken dönem buluşması da bu bölümde: “Dylan’ı ilk dinlediğimde bu kadar detone söyleme cesaretine sahip olduğu için adama hayranlık duymak gerektiğini düşünmüştüm. Fakat sonra sözlere dikkat etmeye başladım. Çarpıldım.” Dylan’ın gördüğü her şeyi not etme alışkanlığı belli ki Jimi’yi etkilemiş, ilerleyen döneminde bulduğu her kâğıda bir şeyler karalamış. İyi ki bunu yapmış çünkü bu karalamaların da bir kısmı kitap içinde yerini almış.

Üçüncü bölüm, küçük bir geri dönüşle 23 Eylül 1966’dan başlıyor: Jimi Hendrix’in İngiltere’ye ayak bastığı tarihten. Sonrası, buradaki macerası. Sadece o değil, Paris günlerinden psikedelik müzik üzerine düşüncelerine, sahnede sergilediği “numaralar”dan (Derdiyoklar Ali buna “tiyatrolar” diyor) ilk albümünün çıkışına, hatta Stevie Winwood’dan Tom Jones’a diğer müzisyenler hakkındaki görüşlerine pek çok “yeni” ayrıntı var burada. Kitaba saplanmayıp biraz tarihi deşelim: İlk Jimi Hendrix albümü “Are You Experienced?”, 12 Mayıs 1967’de İngiltere’de yayınlandı. 2001’de gelmiş geçmiş en iyi 5. albüm seçildi, 2003’te Rolling Stone tarafından yapılan en iyi 500 albüm sıralamasında 15. sıraya yerleşti. Albüm yapmasında etkili isim, The Animals’ın menajeri Chas Candler, onu Hendrix’le tanıştıran ise Rolling Stones’un gitaristi Keith Richards.

GÖZÜ BAĞLI SINAV
Albümün çıkışını müteakip katıldığı Monterey Pop Festivali, ilk büyük gövde gösterisi. Sonrasında Monkees ile çıktıkları Amerika turnesi, onun memleketinde bir efsane olma yolundaki ilk adımı... Sonrası yeniden Avrupa. İlk büyük turnesinde yanında olan isimlerden biri henüz ilk albümünü yapmış Pink Floyd. Bu turnenin ayrıntılar, kitabın beşinci bölümünde. Bu bölümde ikinci albüm “Axis: Bold As Love”la alakalı enteresan bilgiler de var: “Albüm on altı günlük bir süreç içinde yapıldı ve bundan dolayı çok üzgünüm.” İkinci Amerika seyahati ve üçüncü albüm “Electric Ladyland” ise bir sonraki bölümün konusu. Şarkı sözleri, şiirler ve günlüğünden parçalarla süslü bu bölüm kitabın en önemli bölümlerinden: Artık “olmuş” Jimi’nin zirvedeki günleri merak edenler için birebir! Yeri gelmişken, kitabın ara ara anketlere verdiği cevaplar ve “blind test”lerle (çevirmen “gözü bağlı sınav” demiş, pek güzel söylemiş) “renklendirildiğini” de söyleyelim. Elimizdekinin nasıl bir hazine olduğunun farkına varmamızı sağlıyor bu katkılar. Sadece bunlar değil, babasına, hayranlarına, menajerine yazdığı mektuplar da var kitapta. Kendimizi Hendrix’in evini karıştırır gibi hissetmemiz bundan belki de.

Kitap dokuz bölümden oluşuyor. Bitirdiğinizde hem bir kere daha okuma isteği duyuyorsunuz hem de okurken zaten elinize aldığınız Jimi Hendrix albümlerini yeniden yeniden dinliyorsunuz... Yazıyı bitirmeden uyarımı yapayım: Yanınızda yörenizde bir albümü yoksa ya da ulaşabilir durumda değilseniz kitaba hiç başlamayın. Bu, “okuma”yı kabusa döndürebilir.

Jimi Hendrix, sadece 27 yıl yaşadı. Meşhur 27’ler kulübünün kurucusu. 18 Eylül 1970’te Londra’da Semerkant Oteli’nde öldü. Sağlığında The Jimi Hendrix Experience ile üç stüdyo albümü kaydetti, Band of Gypsys ile bir canlı albüm yaptı. Ölümünden sonra, ardında bıraktığı kayıtlardan on iki albüm yapıldı. 18 Ağustos 1969’da Woodstock Festivali’ne (üçüncü günün sonunda, sabah 8.30’da başlayan) iki saatlik konseriyle nokta koyduğunda çoktan adı efsaneler arasına yazılmıştı. Onun gibisi gelmedi. Hem göz önündeydi hem bir kapalı kutuydu. “Sıfırdan Başlamak / Benim Hikâyem”de kapılarını bize açıyor Hendrix. Girmek, onun eşliğinde hayatını kurcalamak bu yılın en heyecanlı işlerinden. Kaçırırsanız üzülürsünüz.

Sıfırdan BaşlamakSıfırdan Başlamak

Avi Pardo

Detay için tıklayın

Paylaş

Bir VatanKitap’ın perde arkasıBu ay üç özel röportajla çıkıyoruz okur karşısına. Bunlardan ilki Türk tiyatro tarihine sahneleye çıkan ilk kadın oyuncu Afife Jale'nin yaşamını romanlaştıran Osman Balcıgil'le bu büyük değer üzerine Ece Erol'un yaptığı şöyleşi oldu. Diğer bir özel röportajımızı Cemre Nur Meleke, Aslı Perker'le yeni romanı Flamingolar Pembedir üzerine gerçekleştirdi. Sinemaya da uyarlanan Kocan Kadar Konuş kitabıyla büyük çıkış yakalayan Şebnem Burcuoğlu ise özlenen sıcak mahalle özlemimizi, Cemal Süreya'ya gönderme yaparak Cemal ve Süreyya aşkı üzerinden giderdiği yeni romanı Süreya Kuaför Salonunu anlattı.

Devam