VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
14 Ağustos 2015 Cuma | Anasayfa > Haberler > Burası bir bağ evi, ilkel ama eğlenceli
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Burası bir bağ evi, ilkel ama eğlenceli

Celil Oker “Yaptığım işin anlamından, niteliğinden kuşku duyduğum zamanlar oldu. Eşim ve akrabalarımın ‘bu gün yeterince çalıştın mı?’ soruları karşısında utanarak boynumu büktüm” dediği yeni romanı “Ben Yaşarım Sen Ölürsün”ı yazma sürecini anlattı.

CELİL OKER


Her yaz Kayseri’ye, sırtını Erciyes’e dayamış bu bağ evine geliriz. Sevtap’la ben. Küçük oğlan şehir çocuğu, büyüğü Fransa’da hayat kovalıyor, gelmezler. İstanbul kızı eşim Allah’tan otu böceği, kuşu çiçeği, suyu toprağı benden çok seviyor. Ben de Ipad’imi, harici klavyemi ve kulaklığımı alıp peşinden geliyorum.




Babam, neredeyse otuz yıl önce, elindeki kıt kaynakları, inşaat bilgisini ve Kayserili uydurmacılığını birleştirip, bir buçuk dönüm bağın içindeki bu evi yapmış. Temeli, ana yapısı sağlam, ayrıntılar şişirme. Pencere pervazları, kapılar yıkılmış inşaatlardan çıkma. Öyle denk geldiğinden, tuvalete girmek için benim bile biraz eğilmem gerekiyor.
Sevtap üç yıl önce, ev yapıldığından beri malzeme deposu olarak kullanılan alt kattaki odayı boşaltıp bana çalışma odası yaptı.

Pencerelerim küçük bahçeye bakıyor. Duvarları yanda, toprağa yarı gömülü eski su deposundan dolayı nem lekeleriyle kaplı. Şikâyetçi değilim. Odamda bir masa, sandalye, bambu bir koltuk, çocukluğumda mutfağımızda olduğunu hatırladığım perişan bir büfe, saman doldurulmuş yonu yastıklarıyla iki eski usul sedir, annemin üstünde şebit yağlaması pişirdiği teneke bir soba/ocak ve kahve pişirme teşkilatım var.

Burada çalışıyorum.

Çalışıyorum, sıkıldıkça sedirde kestiriyorum, havalı tabancalarım ve BB mermilerle atış yapıyorum, güneş kaçınca çimleri ve çiçekleri suluyorum, bağa inip üzümlere, cevizlere, elmalara, dutlara, kayısılara bakıyorum. Üç senedir don yüzünden kayısı yok. Üzülüyorum.
Çalışıyorum yine. Kahve üstüne kahve içiyorum. Sevtap arada bir yukardan sesleniyor. Kulaklığım kulağımdaysa mecburen aşağıya iniyor. Yemek ya da evin ihtiyaçları için şehre inmeyi öneriyor. Yemeği kabul, şehre inmeyi reddediyorum.




Yazmayla ilgili en önemli inancım, bu işi yaparken eğlenmeniz gerektiği. Izdırap içinde yazdığınızda, aynı duyguyu okurlarınıza da taşırsınız bence. Burada çalışırken çok eğleniyorum.

Çalışma odamın ilkelliği, Aysel Hanım’la Mehmet Bey’in omzumun üstünden gülümseyerek beni seyrediyor olmaları ihtimali, milyonlarca anının ortasında, çocukluğumdan beri peşinde koştuğum bir şeyi yapıyor olmak eğlenme duygumu çoğaltıyor.

İkinci kitabımı Raşit Çavaş‘ın ödünç verdiği laptopla bu bağda bitirdim. En az dört kitabıma, otomobilime attığım kocaman kasalı bir zamanki bilgisayarım ve tüplü ekranıyla burada başladım. Kolayca tamama ersin diye, işin üstüne koşarak gelme ritüelini annemle burada gerçekleştirdim defalarca. En son, Yurt Gazetesi’nde günlük ve stoksuz tefrika edilen Ateş Etme İstanbul’la uğraşırken, her sabah güneşle birlikte kalkarak, bu çalışma odasında, günün parçasını yazdım, gönderdim, sonra gidip kahvaltı ettim, yeniden uyudum.

Her zaman her şey yolunda gitmedi elbette. Tembellik de ettim. Boş günler, işe yaramaz aylar da geçirdim bu bağda. Yaptığım işin anlamından, niteliğinden kuşku duyduğum zamanlar oldu. Uyduruk mazeretlerin, sahte düşmanların, kibirli yetersizliklerin tuzağına düştüm. Eşim, Kayseri’de yaşayan kız kardeşim, onun eşi ve yeğenlerimin “bu gün yeterince çalıştın mı?” soruları karşısında utanarak boynumu büktüm.




Bu aralar iyi gidiyor. Geldikten, kışın evin üzerine bindirdiği aksaklıkları gidermek için bir kaç gün harcadıktan sonra, her gün çalışıyorum. Cümleler, sayfalar, bölümler birikiyor. İşin sonuna yaklaştıkça, bitirmek için artan motivasyon yüzünden verimim çoğalırken, biriken ayrıntılar arasında çuvallamamak için çok daha dikkatli olmam gerekiyor.

Bir işi tamamlamayı kolaylaştırmak için işe yaradığını bildiğim bir teknik, bitirme tarihini çevrenizdekilere deklare etmektir. Kendinizi bağlarsınız, ele güne rezil olmamak istersiniz.

Şimdi, eğer onlar için bir anlamı varsa, sevgili VatanKitap okurlarına bildiriyorum: Üzerinde çalıştığım, boğuştuğum, öncekilerden daha iyi olacağını umduğum kitabım “Ben Yaşarım Sen Ölürsün”ı burada, Kayseri, Hisarcık, Becen’deki bağımızda, benzersiz ve sevgili çalışma odamda bitireceğim.

Olsa olsa, son, son, son okumasını, Sevtap’a, aklına güvendiğim öteki birincil okurlara göstermeyi, beyaz kâğıt üzerinde siyah lekeler olarak nasıl göründüğüne bakmak için basmayı, İstanbul’a, evdeki çalışma odama bırakırım. O kadar da olur artık.
Ancak ondan sonra Altın Kitaplar’a, oradaki editörlerime, düzeltmenlerime emanet edeceğim kitabı. Okurlar, eleştirmenler ne diyecek diye endişelenmeye başlayacağım.

Söz.

Sevgiyle, saygıyla, özlemle.

Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163