VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
15 Ocak 2012 Pazar | Anasayfa > Haberler > Burnu büyüklüğün biyografisi
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Burnu büyüklüğün biyografisi

“Lolita”nın ünlü yazarı Vladimir Nabokov’un “Nikolay Gogol” kitabı daha başından biyografi ideolojisi ya da kronolojisi ile oynayıp hayatın sonundan başına doğru giden tersine bir hat izleyerek bir yandan da kurgu ile cilveleşen ama “kahramanına” tamamıyla sadık bir kitap...

Ahmet Tulgar

Burnu büyük. Burnu havada. Burnunun dikine gidiyor. Burun kıvırıyor. Burnunun direği sızlıyor. Burnunun dibindekini göremiyor. Burnunun ucunu göremiyor. Burnunu her şeye sokuyor. Daha sayarım da, daha sayarız da, burada duralım. Ruslar’la bu konuda rekabet etmek zor. Öyle diyor Nabokov. Vladimir Nabokov “Nikolay Gogol” üzerine kitabında. Dünya edebiyatının en büyük dehalarından biri olarak kabul edilen Gogol üzerine 1942’de başladığı çalışmanın daha ilk sayfalarında Nabokov, “Rostand’ın Cyrano de Bergarac oyunundaki ünlü sahnede geçen, burunla ilgili kinayeler, burun etrafında dönen yüzlerce Rus atasözü ve deyiminin yanında, solda sıfır kalır. Mahzunsak burnumuzu sarkıtır, iftihar duyguları içindeysek havaya dikeriz; hafızamızı canlandırmak için burnumuza bir çentik atarız; bizi mağlup eden adam, burnumuzu siler. Yaklaşan bir tehlikeden bahsederken, burnumuzu uzunluk ölçüsü olarak kullanırız. Diğer milletler, birine yol göstermeyi ya da birini terk etmeyi anlatırken, burun kelimesine bizim kadar başvurmaz. Uyku mahmuru bir adam, başını sallamak yerine burnunu ‘oynatır’. Büyük bir burunla Volga üzerine köprü kurulabileceğini yahut bu burnun, herhalde geçen asırdan beri büyümekte olduğunu söylemek adet olmuştur. (...)” diye anlatır da anlatır. Burada, bu “da” eki, bir kinaye vurgusu kesinlikle değil, tam tersine bu enfes pasaj Rusya’da “burun-bilinci” denen şeyi bütün veçheleriyle ortaya koyuyor. Ki bunun, bu bilinçle edinilenlerin rahatlıkla sezgisel algı ya da bir tarz bilişsel (intuitive) bilgi olduğunu söyleyebiliriz. Zaten Nabokov da bunu Gogol üzerinden anlatırken “Gogol’ün uzun, hassas burnunun edebiyat içinde yeni kokular keşfettiği malumdur (ki bu kokular onda yeni ‘ürperti’lere yol açmıştır). Rusların dediği gibi, ‘burnu uzun olan, daha ileriyi görür’; Gogol de burun delikleri üzerinden görür” diyor.

SADIK YAZAR

Nabokov’un rahatlıkla sıkı bir biyografi olduğunu iddia edebileceğimiz “Gogol” kitabı daha başından biyografi ideolojisi ya da kronolojisi ile oynayıp hayatın sonundan başına doğru giden tersine bir hat izleyerek bir yandan da kurgu ile cilveleşse de, yine de “kahramanına” tamamıyla sadık. Öyle ki bütün has yazarların layık olduğu üzre yazar ile yapıtını ve kahramanlarını ayırmak yerine hepsini maaile harç ya da belki de hercümerç ediyor. Ve burnunu sokmadığı yer de bırakmıyor. Yapısalcı edebiyat eleştirisine hayli yakın olduğu, eseri ya da bir eserler bütününü kendi iç öğelerinin ilişkisi doğrultusunda ele alan bu yöntemin öncülü olduğunu bile söyleyebiliriz onun.
Nabokov’un biyografi kronolojisi ile oynadığı oyun, yani sondan başa doğru gidiyor oluşu elbette okura bir sürpriz hazırlığıdır da. Kıyıcı mizahı ve ince detaycılığı ile okuru hazdan sarhoş ede ede taşıdığı yerde öyle bir sarsar ki, düşmemek için kendisine tutunmaktan başka yol kalmaz bize. Bu sonu ya da başlangıcı burada anlatmak yakışık almaz. İşin keyfi kaçar. Ama onun sona doğru ya da -yine tekrarlayayım- başa doğru yazdığı şu cümlelerinden bir şeyler “sezmeye” çalışın şimdilik: “Ancak elimi yüreğimin üzerine koyup, Gogol’ün hayalimin bir ürünü olmadığını söyleyebilirim. O gerçekten yaşadı, gerçekten yazdı.”
Nabokov’un “Nikolay Gogol”ü biyografinin ve kurgunun has halinde müthiş bir sevgi ve kıskançlık gerilimi yani.

Bir isyankârlar klanı

İthaki Yayınları’nın bu ay yayımladığı Joey Goebel’in “Anormaller”i benim için hoş bir sürpriz oldu. Zaten punk müziğine ta 70’li yılların sonundan beri meftunum, bir edebiyat aşığı olarak punk geleneğinden gelen genç bir yazarın romanına kayıtsız kalamazdım. Böylelikle bu ay bu kitaba da sayfamda bir yer açmaya karar verdim.
Amerikan edebiyatında rock müziği ile dirsek temasında, daha ötesi iç içe olan bir damar 50’li yılların sonlarından beri olagelmiştir. Rock’un geçirdiği değişimlere paralel ve bakışımlı olarak bu edebiyat janrında da değişimler olsa da, her ikisinin kahramanları da aynı kalır. Bunlar Amerika’nın büyük kentlerinden taşrasına kadar geniş bir coğrafyada kamp kuran, geniş ve rüzgarlı otoyollarda göç eden isyankar, hayalci ve çılgın kocaman bir yetimler klanının üyleridir.
ABD dışında en çok Almanya, Avusturya ve İsviçre’de okunan Goebel’in ilk kitabı “Anormaller”de de uyuşturucu satıcısı erkek kardeşlerinin karşısında rock kariyeri hayali kuran Luther, dünyayı yok etme amacı içindeki Ember, seks bağımlısı Opal ve diğerleri tam da bu klanın öz çocukları işte.
90’ların ortasından beri önce The Mullets, daha sonra da Novembrist grubunda gitar çalıp şarkı söylemiş, yüzlerce şarkıya söz yazmış bu genç punk emeklisi yazarın edebiyatında fazla zorlanmadan punk’ın o tekdüze ama ateşli ritminin ısısıyla yalazlanmış isyan çığlıklarını duymak mümkün oluyor. Zengin bir betimleme gücünün neredeyse doğal sonucu olan çığlıkları. Ne de olsa Goebel de bu dünyaya bakıyordur.
Evet, bu kısa tanıtım yazısını kitaptan tadımlık bir pasaj ile bitirmek yerinde olacaktır:
“Uykumuz geldiğinde yatıyor, bir çocukluğun zemininde, uyku tulumlarımıza giriyoruz. Küçük Ember’in uyuması için, her gece bir hikâye dinlemesi gerekiyor. Bu akşam, ona ben hikâye anlatmak istiyorum. Babalık yapmayı özlüyorum. Kendi oğlum Irak’ta benden çok uzakta.
Ember büyülü sitarlar, serseri hilebazlar ve olgunlaşan denizatlarıyla iligi hikâyelerimi dinlemek istemiyor. Gerçek olanları sevdiği için, gerçek olmayanları sevmiyor. Bu yüzden ona, onunla nasıl tanıştığımızı anlatıyorum.”

Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163