VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
14 Ocak 2015 Çarşamba | Anasayfa > Haberler > Büyük tarihlerin ardında unutulan hayatlarımız...
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Büyük tarihlerin ardında unutulan hayatlarımız...

1946- 2004 yıllarını kapsayan ve farklı yazarların metinlerinden oluşan ve psikiyatrist ve yazar Cem Mumcu’nun editörlüğünde gerçekleşen “Türkiye’nin Çıplak Tarihi” kitabının yeni edisyonu yayımlandı. Son on yılın dahil edildiği yeni baskı için Mumcu, “kitabın sürprizi bu oldu çünkü bu süreç tahmin edilebilir bir tablo değil” diyor.


“Türkiye’nin Çıplak Tarihi” bize nasıl bir tarih anlatıyor? Zira tarih denilen şey geçmişin yazılımı ise bu her daim bir kurgu olaca tır. O yüzden tarihin ancak yorumları aktarabileceği bile söylenir...

Bu kitapla yansıtmak istenilen şey tam da “yorum” aslında. Tarihe, tarihimize dair, mümkün oluğunca yorumsuz olduğu ön kabülüyle okuduğumuz, bilgi aldığımız yayınların oluşturulma biçiminin tersi bir yöntem izledik. Merkeze kişisel tarihi aldık. O yılın ve yaşanan olayların, belki de beklenip de yaşanmamış olayların ne tür izler bıraktığını görelim istedik. Her yıl farklı bir yazar tarafından yazıldı. Yazarın yazacağı yıl tam da 30 yaş civarına denk gelir şekilde seçildi. 30 yaş ve civarındaki bu yıllar, kendi tarihimizin belki de en önemli yılları.

Önceliklerin, korkuların, hayallerin, hedeflerin değiştiği, dönüştüğü yıllar. Yazarların bir kısmının o yıllara 20, 30 yılın ardından tekrar bakması gerekti, bir kısmının ise 2-3 sene öncesine dair henüz taze olan anılarını canlandırması yetti. Bu iki bakış da kitabın önemli bir özelliği. Bugünden o güne baktığımızda elimizde, aklımızda kalanlar paylaşılsın istedik. Tarih yeni bir boyut kazanıyor “Türkiye’nin Çıplak Tarihi” ile. Bu yeni boyutu önsözde şöyle özetlemeye çalıştım: “Madem ki olan bitenin nesnesi bizdik, o halde öznel yaşantılarımız da bulaşmalıydı işin içine. Şöyle kanı akan, âşık olan, parasız kalan, hapse giren, hasta olan, çocuğu doğan, soyunan, sevişen bir tarih kitabı olamaz mıydı? Olup bitenin nasıl olduğu kadar, bizim onu nasıl yaşadığımız da önemli değil miydi? Bireyler aynı olayları aynı biçimde, aynı yoğunlukta, aynı düşünce ve duygularla yaşamazlardı ki.”

Önsözde kısa ama derin bir devlet eleştiriniz var. Vatandaşlarının yetişkin olmasını engelleyen bir devlet bu.

Devlet ve vatandaşları arasındaki ilişkinin eşit bir ilişki olmadığı konusunda hemfikir olabileceğimizi düşünüyorum. Bu ilişki bu şekilde kurgulanmamış. Dolayısıyla devletle iletişime geçebileceğimiz yollar dar ve hatta bazen sembolik. Bu kısıtlı iletişime rağmen özellikle Türkiye’de devlet ve vatandaşı arasında yaşatılmaya çalışılan yoğun duygusal haller var. Buna yatkınlığımız olduğunu da inkar etmemek gerek. İster istemez devleti ve temsilcilerini iç dünyamızda bir yerlere, birilerinin yerine yerleştirmiş oluyoruz. Yoğun sevgi, yoğun nefret, yoğun korku hissettiğiniz yerde değerlendirmelerinizin de olgunluktan uzaklaşıyor olması normal. Değiştirebilmek, anlayabilmek, doğru değerlendirebilmek için herşeyden önce eşit olduğunuzu bilmeniz gerekir. Bir yetişkinle iletişim kurma niyetinde olan başka bir yetişkin olduğunuzu hatırlamanız gerekir.

Kitabın adı neden “Türkiye’nin Çıplak Tarihi”?

Mümkün olduğunca fikirden, ideolojiden, taraftan sıyrılmış pür duyguların hakimiyetinde yazılmış bir tarih mevcut bu kitapta. Geriye kalan bu tarihi kolay kolay bulamazsınız, sosyal medyada, blog’larda, sözlüklerde paylaşılan sonsuz içeriğin de oldukça kişisel olabileceğini düşünüyor olabilirsiniz ama yakamızdaki rozetleri çıkarmak çok zor. Bu kitabın hedefi yaşananları tam bir çıplaklıkla aktarabilmek. Bir ortak nokta bulmaya, bir tarafı temsil etmeye veya karşısında durmaya çalışmadık çünkü hayat böyle yaşanıyor.

69 YAZAR, 69 DÜNYA
Burada siz bir editörlükle metinler seçerek bir dönemi ve bir coğrafyayı yorumlamışsınız. Bu basit görünen ama aslında son derece zahmetli ve bir o kadar da kıymetli bir çaba. Çünkü tarih yazımından ziyade “okuması”na yani yorumuna vurgu yapmışsınız...


Öncelikle şunu belirtmek isterim ki yazıları seçmedik hatta imla dışında müdahale yapmadık bile. Sadece yazarları seçtik, bu seçim için en mühim kriterlerden biri yaştı. O yılla kendisi arasındaki ilişki konusunda tamamen özgür bıraktık. Bu yıllar içinde tüm yılın özetini bulamayacaksınız, yazarın dünyasına neler bıraktığını göreceksiniz. 69 yazar, 69 dünya var. Oldukça heyecanlı, samimi ve zengin bir tarih yorumuyla karşılaşacaksınız “Türkiye’nin Çıplak Tarihi”nde.

Bir de ne zaman birileri tarihten bahsetse “tarih yapımına” soyunuluyor. Bir savaşın, darbenin tam bilgisini vermeden ya da bilmeden ucundan büküveriyor. Belli bir ideolojiye kalpten ya da tamamen “duygusal” bağlı olanlar tarih yorumu yapabilir mi?

Yoğun bağların tarihi bulandırdığını söylemek mümkün. Bu bağları gevşeterek bakmak oldukça zor. Tarih ise belki de en çok bu bağlarından kopamayanların dilinde canlanıyor. Her gün yaşamaya alışık olduğumuz yoğun gündemimize dair üretilen sonsuz içeriği düşünün. Ne kadarında bulabilirsiniz asıl yaşananların? “Türkiye’nin Çıplak Tarihi” kitabında bu bağlar gevşiyor ama temiz bir olaylar akışı aktarmak için değil. Giriş yazısından alıntılayacağım şu kısmın yeterli olacağını düşünüyorum: “1946-2014 yılları arasında Türkiye’de neler oldu? Olanlar bireyi nasıl etkiledi? Başına gelenler karşısında bireyler nasıl tercihlerde bulundular, olaylara nasıl baktılar? Herkesin kendi Türkiye’si nasıl bir Türkiye idi? Türkiye değişirken bizler nasıl değiştik?”



Paylaş