VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
20 Eylül 2010 Pazartesi | Anasayfa > Haberler > Büyükannemin hayatta en son istediği şey kadınlara rol model olmak
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Büyükannemin hayatta en son istediği şey kadınlara rol model olmak

Polisiye Edebiyatın ana kraliçesi Agatha Christie""nin 120. yaşını kutlarken torunu Mathew Phichard büyükannesini anlattı.

Canan Hatiboğlu

Kutsal kitaplar ve Shakespeare’den sonra en çok satan yazar olan Agatha Christe 120 yaşında! Yazarın doğum günü, torunu Mathew Prichard ve bugünlerde Altın Kitaplar’dan çıkan “Agatha Christie’nin Gizli Defterleri“ kitabının yazarı John Curran’ın da katılımıyla Pera Palace Hotel’de kutlanacak.

-Büyükannenizin 120. doğum gününü İstanbul’da kutlayacaksınız. Neden İstanbul?

-Büyükannemin yaşamında belirli bir yeri olan Türkiye ve İstanbul’a onun doğum gününü kutlamak amacıyla gelmem zamanlama açısından çok uygun... Kentinizin güzelliklerini, gizemlerini görüp öğrenmek ve anlamak olanağı beni mutlu ediyor. Bu yolculukta bana eşlik eden, karım, kayınbiraderim ve John Curran ile birlikte 80 yıl önce büyükannemin İstanbul ve Türkiye’nin keyfini çıkardığı gibi zevkli bir gezi olacağını umuyorum.

- Agatha Christie nasıl bir büyükanneydi?

- Çok normal, harika bir büyükanneydi... Kitaplar hakkında pek fazla konuşmazdı. Çok iyi bir dinleyiciydi. Benimle olduğu kadar, diğer insanlara karşı da çok ilgiliydi. Bana ilgi duyduğum konuları sorar beni dikkatle dinler ve cesaretlendirirdi. Kendine dönük biri değildi. Bana evcil hayvanların hakkında öyküler anlatırdı, ama ne yazık ki ben bunların hiçbirini kaleme almadım! Birbirimize çok yakındık. Bu da benim onun tek torunu olmamdan kaynaklanıyordu. Ayrıca sanat konusunda aynı zevkleri paylaşıyorduk. Müzik, opera ve seyahat... Açık havada birlikte tenis ve iskambil oyunları oynardık.

- Agatha Christie’nin en sevdiğiniz romanı hangisi?

- Sanırım en sevdiğim romanı “Doğu Ekspresinde Cinayet.” Bu trene bindim ve büyükannemi neden büyülediğini anladım. Tabii bu sadece trenin kendisiyle ilgili değil. Çok zekice kurgulanmış olması, karakterlerin farklılıkları ve olağanüstü bir sonuç... Ayrıca Endless Night adlı öyküsünü severim, çok değişik bir kitaptır.

ALIŞVERİŞ LİSTESİ VE PARLAK FİKİRLER AYNI KAĞITTA
- Gizli defterlerin deşifresinde John Curran’a yardımcı oldunuz mu? Gizli defterlerde sizi en çok şaşırtan ne oldu?

- John Curran’a fazla yardımcı olmadım. Yalnızca büyükannemin el yazısını çözmekte yardımcı oldum. Onun dışında tüm akademik çalışmalar John Curran’a ait. Notların karmakarışık olması beni çok şaşırttı. Her şey birbirinin içine girmiş. Ne tarih var ne de gün belirtilmiş, alışveriş listesiyle pırıl pırıl parlayan harika fikirler bir arada. Aslında çok garip bir ortam.

- Polisiye olaylar daha ziyade “erkek işi” olarak görülür. Kadın hassasiyetine yakıştırılmaz. Bu açıdan Agatha Christie dünya kadınları için bir rol model teşkil ediyor mu?

- Sanırım büyükannemin hayatta en son istediği şey kadınlara rol model olmak. Evet, polisiye edebiyatın ilk başarılı kadın romancılardan biri... Ama rol modellikten çok gerçek bir profesyonel ve geniş bir hayal gücüne sahip olmasıyla tanınmak istediğine inanıyorum. Bu durum en güzel sahne uyumlarında görülüyor (Sahne oyunları da en az romanlar kadar iyidir). Ama zekâ, coşku ve çeşitlilik gösteren kitapları yalnızca erkeklere ya da kadınlara özgü olarak tanımlanamaz.

***

“O, DİKTATÖRLERİN DİKTATÖRÜYDÜ”

Kitapta aynı zamanda Agatha Christie’nin bugüne kadar yayınlanmamış iki kısa hikâyesi bulunuyor. Bunlardan biri de “Kerberos’un Yakalanması” isimli hikâyesi... Hikâyenin yayınlanmama sebebi net olarak bilinmese de hikâyenin Adolf Hitler’in pek gizlenmemiş bir portresini barındırması, özellikle de dönemin politik ortamına uygun olmayışı sebeplerden biri olarak görülüyor. İşte “Kerberos’un Yakalanması” hikâyesinden, Agust Hertzlein’in ismiyle anılan Adolf Hitler’in anlatıldığı tadımlık bir bölüm:
(...) Eğer bir ay önce herhangi bir İngilize Aprupa’daki huzursuzluktan kimin sorumlu olduğunu sorsaydınız, kesinlikle “Hertzlein” yanıtını alırdınız.
Bir de Bondolini vardı, ama genel kanı Agust Hertzlein’in sorumlu olduğu yönündeydi. O, diktatörlerin diktatörüydü. Savaşçı sözleri hem kendi ülkesinin hem de müttefik ülkelerin gençlerini harekete geçirmişti. Orta Avrupa’yı ateşe veren ve ateşi canlı tutan Hertzlein idi.
(...) Bilgi sahibi insanlar, Hertzlein’in merkez imparatorluklardaki en üstün güç olmadığını bilgiçlikle açıklıyorlardı. Golstamm, Von Emmen gibi başka isimlerden söz ediyorlardı. Bu kişilerin işin merkezi olduğunu söylüyorlardı. Hertzlein yalnızca bir kuklaydı. Yine de halkın gözünde büyüyen Hertzlein idi.
Umutlu söylemler yayılıyordu. Hertzlein tedavi edilmesi olanaksız bir kansere yakalanmıştı. Altı aydan fazla yaşayamazdı. Hertzlein’in kalp kapakçığında bir hastalık vardı. Bir anda düşüp ölebilirdi. Hertzlein zaten bir kalp krizi geçirmişti ve her an bir kriz daha geçirebilirdi. Katalik kilisiesine şiddetle baskı yaptıktan sonra ünlü Bavyeralı rahip Peder Ludwig tarafından dine döndürülmüştü. Kısa bir süre manastıra kapanacaktı. Hertzlein, bir doktorun karısı olan bir Rus Yahudisi’ne aşıktı. Merkez imparatorluğu bırakıp kadınla birlikte İsveç’e yerleşecekti.
Tüm söylentilere karşın Hertzlein ne felç oldu, ne kanserden öldü, ne manastıra kapandı ne de Rus Yahudi’si kadınla kaçtı...
Çaresizliğe kapılan insanlar, umut dolu söylemleri daha umut dolu biçimde yinelediler ve hatta öfkeyle “Niçin biri çıkıp da ona suikast düzenlemiyor?” diye söylendiler...
( ... ) Hertzlein’in konuşma yapmadığı huzur dolu bir hafta geçti ve söylentilerin getirdiği umutlar on kat arttı.
Derken şanssız bir Perşembe günü Herr Hertzlein, Geçlik Kardeşliği Birliği’nin çok kalabalık bir toplantısında konuşma yaptı. (...)

Paylaş