VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
14 Temmuz 2016 Perşembe | Anasayfa > Haberler > Çağın Jane Austen’ı
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Çağın Jane Austen’ı

İngiliz yazar Jojo Moyes, 2012’de yayımlandığında tüm dünyada liste başı olan ve sinemaya uyarlanan “Senden Önce Ben”in devamını yazdı: “Senden Sonra Ben”. Roman, Louisa Clark’ın Will’siz bir hayatın üstesinden gelme çabasını anlatıyor.

ÖZLEM AKALAN

Aşk hikâyelerinin sonunda duymaya en alışık olduğumuz kalıptır “mutlu mesut yaşadılar…” Eğer hikâyeyi anlatan Jojo Moyes ise, romanlarına bu beklentiden vazgeçerek başlayın. Çünkü Moyes’e göre asıl romantizm, kahramanlarının kavuşamaması. “Büyük aşk romanlarına bakın,” diyor yazar; “kimse kavuşamıyor. Farklı sebeplerle bir araya gelemeyen çiftlerin acısına ya da bir çözüm bulma çabalarına okuru da ortak ediyorum.”

Unutulmuş romantik hikâyeleri yeniden canlandıran Moyes, ilk romanını 2009’da yayımladıktan sonra gazeteciliği bırakıp tam zamanlı yazar olmuş. 2012’de piyasaya çıkan ve tüm dünyada milyonlar satan romanı “Senden Önce Ben”in ardından, günümüzün yakından takip edilen romans yazarları arasına katılmış. Hâlâ vizyonda olan ve başrollerini “Game of Thrones”tan tanıdığımız Emilia Clarke ile “Açlık Oyunları”ndan tanıdığımız Sam Claflin’in paylaştığı “Senden Önce Ben” de 7,7 puan almış.

Eğer “Senden Önce Ben” romanını okumadıysanız ya da filmi izlemediyseniz, lütfen yazının buradan sonrasını okumayın. Çünkü Moyes’in “Senden Sonra Ben”ini anlatmak için ilk romandan başlamam gerekiyor.

“Senden Önce Ben”, 26 yaşındaki Louisa Clark ile 35 yaşındaki Will Traynor’ın imkânsız aşkını anlatıyor. Bir İngiliz kasabasında yaşayan, eğitimini tamamlamamış, garsonluk gibi işlerde çalışan Louisa, yakınlardaki şatonun sahibi Will’in annesi tarafından işe alınır. Bir motosiklet kazası geçirip boyundan aşağısı felç olan Will, hayatını tekerlekli sandalyede geçirmektedir. Yaşamla bağını koparmaya hazırlanan Will ile Louisa’nın pek de kolay kuramadıkları dostlukları zamanla aşka dönüşür. Birlikte geçirdikleri altı ayın sonunda Louisa küçük dünyasının artık kendisine yetmediğini anlamış, içindeki potansiyeli keşfetmiş, farklı biridir. Will ise, yaşadığı aşka ve mutluluğa rağmen kazanın ardından verdiği kararından caymamıştır: Ötenazi yaptırmak isteyen hastalara her türlü “imkânı” sunan, İsviçre’deki Dignitas adlı kliniğe gidip hayatını sona erdirmek.
Roman kısa süreli bir aşkı, genç kadının dönüşümünü ve kendi umutsuzluğuna rağmen sevdiği kadına umut olmak isteyen adamın hikâyesini anlatıyor. Roman, Will’in en sevdiği şehir olan Paris’te bir kafede oturan Louisa’nın ondan aldığı mektubun son satırlarını okumasıyla sona erer: “Beni o kadar da sık düşünme. Sadece iyi yaşa. Sadece yaşa.”

Will’den sonrası
Will’in intiharının ardından aylar geçmiş ve Louisa bu süre zarfında Paris’te uzun süre kalmış ve gezmiştir. Sevgilisinin okuluna devam etmesi ve dünyayı tanıması için kendisine bıraktığı mirasla çıktığı Avrupa seyahatinden arta kalan parayla bir ev satın alan Louisa, henüz kendini toparlayamamış, sevdiği adamın ölümünün travmasıyla başa çıkamamıştır. Havaalanında berbat bir barda garsonluk yapan, eviyle işi arasında mekik dokuyan genç kadın, Will’in boşluğunu nasıl dolduracağını bilememektedir. Bir akşam iş dönüşü evinin terasında, kenardaki taş duvarda yürürken dikkati dağılan Louisa beşinci kattan aşağı düşer. Alt kattaki komşularının tentesine çarparak nispeten yumuşak bir düşüş yapan Louisa, kalçası ve kaburgaları kırılınca ailesinin evine döner. Onları intihar etmediğine, sadece düştüğüne inandırması kolay olmasa da, ailesinin yanında olmak ona biraz olsun iyi gelir. Şehre geri döndüğünde tuvaletleri temizlediği, patronunun ahmaklıklarına katlandığı berbat işine de geri döner. Babasının ısrarı üzerine bir terapi grubuna katılan Louisa, yeni bir ilişkiye yelken açarken davetsiz bir misafir hayatının akışını değiştirir. Will’in kendisinin bile varlığından haberdar olmadığı, ergenlik çağında ve ilgiye aç bir kızı vardır; üstelik Louisa’nın peşinden ayrılmamaya kararlı görünmektedir.

“Loisa aklımdan çıkmıyordu”
Bir hikâyenin devamını yazmak yazarların genellikle kaçındığı bir uğraştır. Ancak Jojo Moyes cesur bir karar alarak Louisa’ya yeniden can verdi. “Louisa’nın sesi diğer karakterler gibi beni terk etmedi,” diyor yazar ve ekliyor: “Bunda en büyük etken okurlar oldu. Her gün Louisa’ya ne olduğunu soran mesajlar alıyordum. Filmin senaryosunu yazmam da Louisa’dan kopmamamı sağladı. Sonunda herkesin sorduğu soruyu kendime sormaya başladım: ‘Louisa’ya ne oldu?’”

Moyes, devam romanını yazarken kendini müthiş baskı altında hissetmiş. “Beklentinin ağırlığını omuzlarımda hissediyordum,” diyor ve ekliyor: “Pek çokları Louisa’nın günbatımına yelken açıp yeni bir hayata başladığını hayal ediyordu. Ancak o, çok duygusal bir karakter. O başlangıcı elbette yapacaktı ancak öylesine yürüyüp gidemezdi.”
“Senden Önce Ben” ile kıyaslandığında, devam romanı daha klasik bir hikâye anlatıyor. Bununla birlikte Louisa’nın hayatı yine virajlarla, kazalarla şekilleniyor ve mutluluğu bulması pek de kolay olmuyor.

Romanlarını kadın kahramanlar etrafında şekillendiren Moyes onları genellikle çalışan, yaşam mücadelesi veren, güzellikleriyle öne çıkmayan, mücadele eden ve mizahi yönü güçlü hemcinslerinden seçiyor. Moyes’in kahramanları kötü işlerde çalışan, fedakârlık isteyen meslekleri seçen, yalnızlıktan bunalan ya da yanlış adamlara âşık olan kadınlar. Eleştirmenlerce, bu tarz hikâyelerin yaratıcısı Jane Austen’e benzetilen Moyes; duygusal, fiziksel ya da ekonomik olarak sınırlarda gezinen karakterler yaratmasının sebeplerini şöyle anlatıyor: “Romanlarımda bahsettiğim işlerin hepsini ben de yaptım; garsonluk da yaptım, tuvalet de temizledim. Kurgunun her zaman mükemmel insanların hayatlarını yansıtması gerektiğini düşünmüyorum. Öğrendiğim her şeyi romanlardan öğrendim. Özellikle de empatiyi. Eğer başkasının hayatta düştüğü durumla empati kurabilirseniz bu sizi olgunlaştırır.”


Paylaş