VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
14 Haziran 2014 Cumartesi | Anasayfa > Haberler > Cahil züppenin tekiydim
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Cahil züppenin tekiydim

Bir sabah uyandınız. Eski karınızı televizyonda, onu aldattığınızı ve iktidarsız olduğunuzu anlatırken buldunuz. Ne hissedersiniz? Tuna Kiremitçi’nin yeni romanı “Sonun Geldi Sevgili”nin konusu işte bu. Yazarla yeni romanını ve kadın erkek ilişkilerini konuştuk

HANDAN ÖZSOY


On parmağında on marifet olan biri Tuna Kiremitçi. Şair, yazar, müzisyen ve sinemacı. “Git Kendini Çok Sevdirmeden” (2002) , “Bu İşte Bir Yalnızlık Var” (2003), “Yolda Üç Kişi” (2005), “Dualar Kalıcıdır” (2007), “Küçüğe Bir Dondurma” (2009), “Selanik’te Sonbahar” (2011), “Gönül Meselesi” (2012) romanlarıyla çok satan yazar kategorisinde. Kitapları 10’dan fazla dile çevrildi. Sinema eğitimi gördü. Kısa filmleri festivallerde ödüller aldı. İlk uzun metrajlı filmi “Adını Sen Koy”u 2009’da çekti. Engin Altan Düzyatan ve Özgü Namal’ın rol aldığı Bu İşte Bir Yalnızlık Var geçtiğimiz yıl sinemaya uyarlandı. 90’lı yıllarda Kumdan Kaleler ile başladığı müzik yolculuğuna şimdilerde Atlas grubuyla devam ediyor. Gitarını eline alıp vokalistliğini yaptığı Selam Yabancı albümüyle övgüler aldı. Şimdi de “Sonun Geldi Sevgili” ile karşımızda.
Bir sabah uyandınız.

Eski karınızı televizyonda, onu aldattığınızı ve iktidarsız olduğunuzu anlatırken buldunuz. Ne hissedersiniz? Hikâye bu eksende gelişiyor. Rosa’nın intikamı Devrim’in hayatını nasıl etkileyecek? Gülbahar’la yeni bir hayata başlayabilecek mi? Aşk, ilişkiler, evlilik, parçalanan aileler, anne ve babalarla kapanmayan hesaplar, toplumsal yaralar, her köşesi ayrı bir dünya sunan İstanbul, kentsel dönüşümle dönüşen hayatlar... Roman hepimizin hayatından, hayal kırıklıklarından, umutlarından izler taşıyor. Yine yalınlıktan, sadelikten ödün verilmemiş. Bir solukta bitiyor.



Devrim gerek özel gerekse iş yaşamında gölgede kalmayı tercih etmiş biri. Yani kimsenin rakibi, halefi ya da işbirlikçisi olmamış. Televizyon yıldızı Rosa’nın onu magazin dünyasına yem etmesiyle birlikte sonunun geldiğini düşünen ama sona doğru kendi çapında bir kahramana dönüşen bir karakter. Adı gibi hayatında da bir devrim yapıyor diyebilir miyiz?
Komik bir adam bence Devrim, niyeti komiklik olmasa da. Önemli bir şeyler anlatmaya ve dürüst olmaya çalışıyor. Ama aslında yazar olmadığı için, bunu beceremeyeceğinden korkuyor ve özgüven sorunları yaşıyor. Aslında çoğumuz gibi mızmızlanmayı bırakıp ayağa kalkmaya ve savaşmaya ihtiyacı var. Oysa başkalarını suçlayıp kurban rolü oynamak her zaman daha kolay. Roman biraz Devrim’in bir erkek olarak bu gerçeklerle yüzleşmesi, yani büyümesi üzerine.

Toplumsal hafıza 17 ila 22 gün süresince çalışır. Eğer bu süre içerisinde ortalıkta görünmezseniz, eski sıradan hayatınıza dönebilirsiniz. Kitapta çokça üzerinde durulan bir konu bu. Gerçekten bu kadar balık hafızalı mıyız?
Unutmayalım ki unutmak da aslında yerine göre bir erdem. Bizi intikam hırslarından ve kan davalarından korur. Önemli olan neyi hatırlayıp neyi unutacağımız. Toplum olarak bu ayrımda sorun yaşadığımız söylenebilir. Hem balık hafızalıyız hem de bizi birbirimize düşüren şeyleri inatla hatırlıyoruz.

DÜNYA DELİRMİŞ HALDE
Hikaye başlamadan “Bu romandaki her şey hayal ürünüdür. Dünyanın tamamen delirmiş olması hariç” cümlesi dikkat çekiyor.Neredeyse etrafımdaki herkes benzer görüşte ama Tuna Kiremitçi’yi en çok hangi dünya meseleleri delirtiyor?
Günün birinde 40 yaşına geldim ve dünyanın delirmiş olduğunu fark ettim. Bu da küçük beynimde büyük bir şok yarattı. Romanı yazarken de bu şokun etkisindeydim. Para ve iktidar peşinde koşmaktan kafayı yemiş haldeyiz. Ürettiğimiz her siyaset kısa zamanda bu deliliğin parçası haline geliyor. Şu durumda elimizdeki tek çıkış yolu mizah. Bu nedenle mizahi bir roman yazmak istedim. Madem laftan anlayacak halde değiliz, bari içimiz kararmasın.

Romandan anladığım kadarıyla Tuna Kiremitçi aynı zamanda iyi bir TV izleyicisi. Manşetlere çıkıp inen Devrim’i anlatırken dedikodu, magazin, evlilik programları hakkında birçok detay göze çarpıyor. Bu programların bu kadar ilgi görmesini neye bağlıyorsunuz?
Hepsinin ardında aynı temel içgüdü var. Başkalarının hayatını merak etme güdüsü. Aslında roman sanatının da temeli bu. Tek fark, romanlar başkalarının halinden anlamamızı sağlarken magazin başkalarının dertleriyle vahşice eğlenmemiz üzerine kurulu. Dünya kafayı yedikçe ilki değil ikincisi öne çıkıyor. Anna Karenina bugün yaşayan gerçek bir insan olsa onu Ivana Sert ile aynı sayfada görürdük. Kendini trenin önüne attığında da hiçbirimizin umurunda olmazdı.


EVET, O TUNA’YI BEN DE HATIRLIYORUM
Siz de zaman zaman magazin haberlerine konu olabiliyorsunuz. Sizi üzen, sıkıntı yaratan durumlar olmuştur elbette. Tuna Kiremitçi, Devrim kadar çekti diyebilir miyiz?

Bahsettiğiniz genç yazarı ben de hayal meyal hatırlıyorum. Hatırladığım kadarıyla cahil züppenin tekiydi. Başına bir şeyler gelmişse mutlaka hak ettiği içindir.

Yazdıklarınızda gerçek hayattan hikâyeler hep var. Şimdi herkes merak edecek. Kitaptaki kadınlar sizin hayatınızdan izler taşıyor mu?
Hayır, ikisi de hayali karakterler. Ama her erkeğin tanımak isteyeceği kadınlar bence. Hem Gülbahar hem de Rosa kendi tarzlarında gayet çekici. Ortak noktaları ise savaşçı olmaları. İkisi de daha iyi ok atmak uğruna birer göğsünü feda edebilir.

Kitapta gaz yiyen kırmızılı kadın da var, çocukluğunda taciz edilen genç bir kız da. Gay de var, Kürt de. Ötekiler meselesinde neredeyiz?
Milli hastalığımız alerji bence. Hepimiz kendimizden olmayana alerji duyuyoruz. Bu yüzden birbirimizi ötekileştiriyoruz. Bu durumdan siyasete ekmek olabilir ama biz sıradan vatandaşlara yok. Bunu görmek zorundayız. Türkiye’nin melezleşmeye ihtiyacı var.

Yine kitaptan cümleler: “Bu saatten sonra şöhret peşinde mi koşacağım? Edebiyat dünyasını entrikalarıyla mı uğraşacağım?”Biraz açar mısınız bunu?
Açıkçası, galiba içimizde edebiyattan en iyi anlayan Devrim’in babası. Böyle diyorsa vardır elbet bir bildiği.
Romanda Gülbahar’ın kızı Berfin 9 yaşında. Bu “İşte Bir Yalnızlık Var “da yanılmıyorsam
Mehmet’in kızı Ezgi de 9 yaşındaydı. Bu bir tesadüf mü?
Evet hoş bir tesadüf. Siz söyleyene kadar fark etmemiştim.

Devrim ve Sarp’ın senaryo oyunları ve cast çalışmaları bir hayli eğlenceli. Lafı gelmişken yeni bir film projesi var mı?
Birkaç yıldır Flört grubuyla bir müzikal komedi filmi üzerinde çalışıyoruz. Senaryosunu yazdık, yönetmenliğini Soykut Turan yapacak. Yapımcıların düğmeye basmasını bekliyoruz. Bir de çekmeye çalıştığım kısa filmler var.

Ürettikçe eleştiri oklarını da üzerinize çekiyorsunuz. Göz önünde olmak, çok satmak, başarılı ve popüler olmak aynı zamanda sevilmemek, kıskanılmak, taşlanmak ve beğenilmemek için de yeterli gerekçeler olabiliyor. Nasıl başa çıkıyorsunuz?

Eleştiriler sizi yaralar mı, yoksa tam tersine kamçılar mı?Tuna Kiremitçi denen arkadaşla çok fazla ilgilenmiyorum. Haliyle, onun hakkında kimin ne düşündüğünü pek merak ettiğim de yok. Önemli olan ayakta kalmak ve şu vahşi dünyada üretmeye bir şekilde devam etmek. Bazen iyi iş çıkartıyorsunuz bazen de çuvallıyorsunuz. Sonuçta işimiz göle maya çalmak. Üreterek direnmeye devam!

En iyi kitabınız hangisi sizce? 40’ından sonra daha iyi yazar olduğunuzu düşünüyorsanız son romanınız en iyi olan olabilir mi?
İlk kez roman yazarken 29 yaşındaydım. Hayranı olduğum şair Lale Müldür’le tanışmıştım. Bana “Sen ne yapıyorsun, roman dediğin 40’ından sonra yazılır!” demişti. 40’ımı devirdiğimden beri düşünüyorum da, çok haklıymış Lale Abla!

April Yayıncılık’a geçme süreci nasıl oldu?
Günün birinde yayıncı arkadaşım Kemal Egemen İpek “Yaptığın müziğe benzeyen ve mizahi bir roman yazarsan okumak isterim...” dedi. Ben de “Ne tesadüf, tam da öyle bir roman yazdım zaten...” dedim. Sonra olaylar gelişti.

Afili Filintalar’da yazmaya başladınız, Bu süreci anlatır mısınız?
Afili Filintalar, benden kat kat yetenekli sanatçıların buluştuğu bir ortam. Bir gün kafalarına saksı düşmüş olacak ki, kendilerine katılmamı istediler. Sevinçle kabul ettim. Onlar hatalarının farkına varana kadar her şey yolunda!

YAZMADAN DURAMAM
Babanızın edebiyat özleminin yazar olmanızda büyük payı olduğunu biliyoruz. Kitapta da iyi yazan ama yazarlık hayalini gerçekleştirememiş bir baba var. Onun hayalini bir anlamda gerçekleştirme arzusu mu bu?

Babam herhalde edebiyatçı olmamı isterdi. Enis Batur, Hilmi Yavuz gibi, oturaklı biri... Ne var ki sonuçta müzisyen oldum. Hayatımın merkezinde rock şarkıları ve grubumuz Atlas var. “Sonun Geldi Sevgilim” ise yazmadan duramayan bir müzisyenin ürünü. Yapacak bir şey yok.

Sonun Geldi SevgilimSonun Geldi Sevgilim

Tuna Kiremitçi

Detay için tıklayın

Paylaş

Bir VatanKitap’ın perde arkasıBu ay üç özel röportajla çıkıyoruz okur karşısına. Bunlardan ilki Türk tiyatro tarihine sahneleye çıkan ilk kadın oyuncu Afife Jale'nin yaşamını romanlaştıran Osman Balcıgil'le bu büyük değer üzerine Ece Erol'un yaptığı şöyleşi oldu. Diğer bir özel röportajımızı Cemre Nur Meleke, Aslı Perker'le yeni romanı Flamingolar Pembedir üzerine gerçekleştirdi. Sinemaya da uyarlanan Kocan Kadar Konuş kitabıyla büyük çıkış yakalayan Şebnem Burcuoğlu ise özlenen sıcak mahalle özlemimizi, Cemal Süreya'ya gönderme yaparak Cemal ve Süreyya aşkı üzerinden giderdiği yeni romanı Süreya Kuaför Salonunu anlattı.

Devam