VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
13 Nisan 2014 Pazar | Anasayfa > Haberler > Çaresizlikten yazmaya başladım
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Çaresizlikten yazmaya başladım

Yönetmen kimliğinin yanı sıra yazar kimliğiyle de tanınan Rıza Kıraç, yeni kitabı “Babam Freud'u Bilmeden Öldü” ile okurlarıyla buluştu. “Yazmanın, hayat karşısındaki beceriksizlikten başka bir şey olmadığını düşünüyorum” diyen Kıraç’la yeni kitabını konuştuk.

İpek Ceylan Ünalan
iunalan@gazetevatan.com


Kitabınızın ana kahramanı bir yazar. Ama sekiz yıl gibi uzun bir süre tek kelime yazmamış. Bir yazarı bu kadar uzun süre yazmamasına neden olacak kadar ne küstürebilir?
Yazarın yazmayı bırakmasının birçok nedeni olabilir: Üstüne giydirilmeye çalışılan edebiyatçı elbisesini giymek istemeyebilir örneğin. Ya da yazıya verdiği emeğin “entelektüel” tartışma metinleriyle yani metin üzerinden edebiyat yapılmaması- geri dönmemesi onda bir hayal kırıklığına yol açabilir. Genel anlamıyla yazan kişinin çevreden ne kadar, nasıl etkilendiğiyle ilgili bu durum. Ama romandaki yazardan söz edeceksek; yazma eyleminin neden-sonuç ilişkisini yitirdiğini söyleyebiliriz. Bence sağlıklı olan da bu zaten. Zaman zaman durup, kendini dinleyip, “Ben niye yazıyordum,” sorusunu sormalı yazar. Bunu sormazsa, hayatın harala gürelesinde kendi gündemini, hikâyesini hatta vicdanını yitirir. O zaman memur yazar olursunuz. Piyasayı, yani yayıncıyı, okuru, edebiyat çevresini mutlu edecek şeyler yazmaya başlarsınız. Oysa koşullar ne olursa olsun, yazar kendi gündemini koymalı yazıya.

Kitabınızda “İnsan çaresiz olduğunda anlatmaya başlar ” diye bir cümleniz var. Sizce neden çaresizlik insanı anlatmaya iter?
Buradaki ‘anlatmak’ın karşılığı elbette yazı. Artık insanların sizi okumaya, dinlemeye bile vakti yok. Ama sizin anlatmak istedikleriniz var. Yazmak kendi kendine konuşmaktır aynı zamanda. Bu da bir çaresizlik noktası değil mi? Çoğu kez çok anlamsız bir iştir. Bir masanın başına oturup, tek başınıza saçmalıyorsunuz. Güya hayatı anlamlı kılmaya çalışıyorsunuz. Sonra da bu bir varoluş biçimine dönüşüyor. Yazmanın, hayat karşısındaki beceriksizlikten başka bir şey olmadığını düşünüyorum.

Romandaki isimsiz yazarınız neden yazmaya başladığını ve neden yazmayı bıraktığını hatırlamıyor. Hatırlamaya çalışıyor, cevaplar arıyor. Peki siz yazmaya neden ve nasıl başladınız?
Elbette çaresizlikten yazmaya başladım. Saplantılı bir biçimde de devam ediyor bu. Henüz on dört, on beş yaşlarımdaydım. Her şey çok anlamsız geliyordu. Bu, ergenlik bunalımıyla açıklanacak bir durum değildi elbette. Sonrasında bir sürü saçma işte çalışıp aslında yapmam gereken şeyin yazmak olduğuna karar vermiştim. Bir hastalık gibiydi. Sanırım hâlâ öyle.

Kitapta, hangi günde olduğunu dahi bilmeyen, zaman kavramını yitirmiş bir ana karakter var. Zaman kavramıyla derdi ne isimsiz yazarınızın?
Sadece yazmanın değil, hemen bütün sanat dallarının “zaman” kavramıyla sorunu vardır. Çünkü, aslında her şeyi durdumak isteriz. Her şeyin hızla akıp gitmesi, kimsenin “Yahu, bi durup yavaºlayalım, neler oluyor?” diye sormaması yazan birini rahatsız etmez mi? Kapitalist ilişkilerin her şeyi ele geçirdiği bir yerde, bireyin kendini ifade olanakları da elinden alınıyor. Bazıları buna “kaçış” diyecektir. Ama tam tersi, bu bir “arayış”. Zamansız yaşamanın ideolojik bir karşı duruş olduğunu düşünüyorum.

YAZMAK BİR LÜKSTÜR

Kitabınızdaki ana karakter her akşam gittiği barda aynı tabureye oturan, bir bar taburesini dahi sahiplenen biri fakat kendi yazdığı kitapları yabancılıyor, hatta umursamayıp yok sayıyor. Bu gerçekte mümkün mü?

Her yazar zaman zaman bunu yapar zaten. Yazdığım bir roman yayınlandıktan sonra ne yazmışım diye bakarım. Romanın metin elbette sorumluluğunu üstüme alırım ama bittikten sonra aslında başka bir şey olur. Unutursunuz hatta. O yüzden, yazar, ben ne yazmışım diye daha önce yazdıklarına bakıyor. Yazar olarak bilinmek de onu rahatsız ediyor. Yaşarken böyle kimliklere ihtiyaç duyulmaz aslında. Toplum sizi oraya iter. Tabureyi sahiplenme ise, az önce zamanla ilgili söylediğimiz şey. Dayatılana ideolojik bir karşı duruş.

“Babam Freud’u Bilmeden Öldü” ismi bir alt metni barındırıyor olmalı…
Romanın ana cümlesi “Babam Freud’u Bilmeden Öldü”. Yazıyla ve yazan kişinin bilinçaltıyla ilgili konuşacak, tartışacaksak, Freud’a, psikolojiye ister istemez bulaºıyorsunuz. “Babam Freud’u Bilmeden Öldü” derken yazar, üstüne vazife olmayan ºeylere bulaºtığını söylüyor. Yazara, kimse, “Sen yazacaksın,” dememiºtir. O kiºi için yazmak lükstür. Bu bir alt metin mi? Bilmiyorum ama çağrıºımının güçlü olduğunu düºünüyorum.

Romanda “Babam Freud’u bilmeden yaºadı, öldü” diyorsunuz. Sormadan, sorgulamadan daha doğrusu aslında hayatını ve ailesinin yaşamını idame ettirebilmek adına sorgulamaya vakit dahi bulamadan hayatını tüketen bir babadan sözediyorsunuz. Freud’u bilip yaºamakla bilmeden yaºamak arasındaki çizgi nedir?
Bence bir farkı yok. Yani, Freud’u bilseniz de bilmeseniz de aynı şeyleri yaşıyorsunuz. Sadece birisi çıkıp şöyleyken şöyle demiş. Elbette söylediklerinin değerini eksiltmiyorum. Ama o bilgileri bilmek pek bir şey değiştirmiyor. Ama psikolojinin yazıyla olan ilişkisinde öyle değil. Freud’u ya da Jung’u bilmek ve üstüne düºünmek sınıfsal bir ºeydir. Hatta çoğu kez fazlasıyla lükstür. Yazmak gibi.

Romanınızda “Yazıyı, edebiyatı kutsayıp yazarların dünyayı kurtaracağını sanan gerizekalılar var” deyip yazarların böylesine popülerleştirilmesine karşı çıkıyorsunuz. Neden?
Neden olmasın? Ne olmuş yani? Oturup bir roman yazmışsın, iyi ya da kötü. Bunda büyütecek bir şey yok. Bu ilgi öyle bir şeye yol açabilir ki, insanı insan olmaktan yazarı yazar olmaktan çıkartır. Kendini bir halt zanneder. İnsanlar nasıl davranırsa davransın, yazar bilen biri değildir. Arama cesaretine sahip bir bireydir. Doğru soruyu sormaya çalışır. Çoğu kez yanıtını bilmez. Ben de o yüzden yazdım “Babam Freud’u Bilmeden Öldü”yü. Aslında hiçbir sorunun cevabı yok bende.

Türkiye'de yazarların edebiyata bakışını nasıl değerlendiriyorsunuz? Yine Türkiye'de okurların edebiyata ve yazarlara ilgisini nasıl görüyorsunuz?
Çok iyi yazan romancılarımız, öykücülerimiz var. Ama nedense, ağırlıklı olarak çok kötü romanlar ve o romanların yazarlarını konuşuyor herkes. “Babam Freud’u Bilmeden Öldü”deki isimsiz alkolik yazar gibi düºünüyorum. Ben de o zaman susma hakkımı kullanıp yazıya dönüyorum.




Babam Freud’u Bilmeden Öldü
Rıza Kıraç
Altın Kitaplar
12 TL


Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163