VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
30 Ekim 2013 Çarşamba | Anasayfa > Haberler > Çarpıcı bir kara roman örneği
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Çarpıcı bir kara roman örneği

Altmış yıllık bir okur ve polisiye roman çok severi olarak, Ahmet Ümit’in romanları beni hep şaşırtır. “Beyoğlu’nun En Güzel Abisi” ile bu şaşırmam tavan yaptı. Okuyuculara kitabı okumalarını ve gerine, gerine iyi bir polisiye roman okuduklarını ve şaşırdıklarını söylemelerini öneririm.

Erol Üyepazarcı

Polisiye romanda Ahmet Ümit gibi belli bir aşamaya gelen usta yazarlar, geleneksel polisiye romandaki; katili bilinmeyen bir cinayet, birçok katil adayı ve “beyindeki gri maddeleri çalıştırarak katili saptama” klasik şablonunu hep zorlamışlar; okuyucularını “muamma içeren suçun” öyküsünü anlatırken yepyeni alanlarda gezdirmeyi yeğlemişlerdir.

MARKARİS’İN TEŞHİSİ
Heybeliada doğumlu ve Ahmet Ümit’in yeni kitabında anlattığı olaylar sonucu İstanbul’u terkeden eski hemşerimiz tanınmış polisiye roman yazarı Petros Markaris “1960’lardan sonra roman, toplumsal konular yerine karakterler üzerinde durmaya başladı, ama son yirmi yılda da bu da değişime uğradı ve postmodern denilen bir tür çıktı ortaya. Bu durum toplumsal romanın havada kalmasına neden oldu. İşte bu aşamada müthiş bir gelişmeye şahit olduk; özellikle İtalya’da, İspanya’da, Yunanistan’da, İskandinav ülkelerinde ve Ahmet Ümit’le Türkiye’de polisiye roman toplumsal romanın yerini aldı” der. Markaris’in teşhisi doğrudur. Ahmet Ümit’in her polisiye romanı ülkemizin bir toplumsal sorununa neşter vurur.
Bunun apaçık anlatımını Ümit’in romanlarının genel niteliğinde ya da onu diğer polisiye roman yazarlarından ayıran kişisel kıymet hükümlerinin içinde görürüz. Bu nitelik onun romanlarının kahramanlarının içinde bulundukları durumların; okuyucu açısından muamma veya serüven öğesinden bağımsız olarak bir değeri olmasıdır. Ümit insanlara bağlı ve onları anlatan bir yazardır. Her kitabında farklı çevreleri, farklı bireyleri anlatır. Bu kişiler MİT elemanları, Moskova’da eğitim gören eski komünist parti üyeleri, arkeologlar ve bu bağlamda bir Hitit kent devletinin binlerce yıl önce yaşamış bir üst görevlisi, basın mensupları, üç yakın arkadaş, ünlü tarihçiler; İstanbul’daki kültürel yıkıma isyan edenler, İstanbul Emniyeti’nde görevli bir başkomiser ve yardımcıları, hatta Mevlana ve çevresi olabilir. Neşter vurduğu toplumsal sorunlar ise yine çeşitlidir. Komünizmin çökmesiyle “eski tüfek” solcuların içine düştüğü bunalım; Türk- Ermeni ve Türk- Kürt ilişkileri; ülkemizdeki Süryaniler; basın dünyasının kirli düzenleri ve acımasız çarkı; Mevlana ve felsefesi bağlamında insan gaddarlığının anlatılması, İstanbul’un acımasız bir şekilde ırzına geçilmesine ve bunu yapan aşağılık kişilere hiç tepki göstermememiz hemen aklıma gelenler. Ahmet Ümit okuyucusunu rahatlatmak istemez, çünkü gerçek rahatlatıcı değildir, onun anlattığı durumlar her zaman vardı ve var olmaya devam edecektir. Yazarımıza göre dünyada tedirginlik varsa okuyucu da bu tedirginliği hissetmelidir. Gerçekten de bu tedirginlik verilmek isteniyorsa Ahmet Ümit tarzı polisiye roman formatı bu iş için biçilmiş bir kaftandır. Yazarımız ayrıca cinayeti, kapalı bir mekanda çözümlenmesi gereken bir mantık sorunu olarak değil; önceden denenmemiş, nereye gideceği saptanamaz bir şiddetin kendini ortaya koyuşu olarak algılar. Yazarın polisiye romana bu yaklaşımı doğal olarak edebi lezzeti de beraberinde getirir. “İyi polisiye romanın iyi edebiyat olduğu” gerçeğini Ahmet Ümit her yapıtında doğrular.

SONU MUAMMA HİKAYELER
Yazarımız son romanı “Beyoğlu’nun En Güzel Abisi”nde de bizi şaşırtmaya ve çarpıcı bir edebi metinle toplumsal sorunlara neşter vurmaya devam ediyor ama bu kez bunu ondan hep beklediğim bir formatta “kara roman” formatında yapıyor. Ahmet Ümit’in kara romanı ve özellikle bu türün en büyük ustası ve kuramcısı Raymond Chandler’i çok sevdiğini biliyorum hatta Chandler’in romanlarının çevirilerinin editörlüğünü bile yaptı. Raymond Chandler “Cinayet Basit Bir Sanat” adlı denemesinde “kara roman” akımını kuramlaştırmış ve başlangıç tarihini Dashiell Hammett’in yapıtları olarak göstermiştir. Gerçekte ise hırslı iki yayıncı Mencken ve Nathan’ın yayınlamayı çok istedikleri kendilerine göre incelikli kültür dergisi “Smart Set”in finansmanına katkısı olsun diye neşrettikleri “Black Mask” dergisi “kara roman” akımının doğduğu yer olmuştur. Bu dergide başını Dashiell Hammett ve Raymond Chandler’in çektiği bir grup yazar toplumsal gerçeklere daha çok ilgi göstererek; gangsterlik, siyasal cinayet, amansız iktisadi ve mali mücadeleler gibi olayları da içeren polisiye öyküler kaleme alıyorlardı. Bu öyküler gerek kurgu gerek içerikleri açısından polisiye edebiyatın kurucu babalarının da, “katil kim?” türü yazanların da eserlerinden çok farklı yapıtlardı. Sanki bu yazarlar için en ideal polisiye öykü, alışılmış kalıpların dışında “sonu olup olmadığı yani içerdiği muammanın çözülüp çözümlenmeyeceği bilinmemesine karşın okuyucunun ilgisini çekip okunabilen hikâye” idi.

HER ŞEY YILBAŞI GECESİ BAŞLIYOR
Bu tür polisiye öykülerin kurgulaması “katil kim?” romanlarından çok farklıdır. Örneğin cinayet, “katil kim” türünde olduğu gibi muhakkak öyküden önce işlenmez; çoğu zaman anlatıcı olan detektifin yahut polisin olayın sonunda hayatta kalıp kalmayacağını bilemeyiz. Anlatı, aydınlatılması gereken “muamma”nın çevresinde kilitlenmez ama bir bekleyiş havası yaratılarak okuyucunun ilgisi çekilir. Kara romanın detektifleri veya polisleri herşeyin para gücüne bağımlı olduğu bir ortamda ahlaki olarak savunulabilir bir tutum sürdürmeye çalışırlar ve çoğu zaman da gerçeği ortaya çıkardıklarında müşterileri veya üstleri mutluluktan havalara uçmaz. “Kara roman” detektifleri türün büyük ustası Raymond Chandler’ın kaleminden şöyle anlatılır: “Bu pis, acımasız sokaklardan lekelenmemiş ve cesur bir adam geçmelidir.
O kahramandır, o herşeydir. Sıradan biri ama eksiksiz biri yine de sıradışı biri olmalıdır. Öyle olduğunu aklına getirmeksizin ve şüphesiz öyle olduğunu söylemeksizin, içgüdüsel olarak, kaçınılmaz bir şekilde onurlu biri olmalıdır.Bir düşesi baştan çıkarabilir ama bir bakireden yararlanmaya kalkmaz. Kıt kanaat geçinen biridir. Kimsenin karşılığını görmeden kendisine hakaret etmesine dayanamaz. Gururlandığı tek husus, gururu ile oynadığınız takdirde, sizi pişman edeceğini bilmesidir.”
Bu detektifler suçluları; Holmes ve Poirot gibi koltuğunda oturup olayı çözen mantıki düşünme dehalarının aksine; ipuçlarının yorucu analizi ve bununla ilgili analitik çıkarsamalarla değil, sokağa inerek, gözlemler yaparak, onları izleyip yakalayarak ve inatçı bir şekilde hatta zor kullanarak sorgulamayla ortaya çıkarırlar. Gerçeğe, kusursuz bir usa vurma sonucunda değil, kendilerini olayların akışına bırakıp, değerlendirmelerini sürekli olarak yeniden gelişmelere uyarladıkları için ulaşırlar.Dikkatlerini ve bakışlarını yakın çevresi üzerine yoğunlaştırırlar çünkü çoğu zaman ölümle karşı karşıyadırlar. Hiçbir terslikten yılmaz, kavgaya cesaretle atılır ve işkenceye gık demeden katlanırlar. Bu sert detektifler yine hâlâ ferdiyetçi tiplerdir ama artık “katil kim?” romanlarının eksantrik ve zengin meraklılar değildir; detektiflik çoğu zaman mütevazı olan gelirine karşılık onların ekmek parasını sağlayan meslekleridir.
Ahmet Ümit’in son romanının kahramanı bir başka deyişle “Beyoğlu’nun En Güzel Abisi” eski tanışımız Başkomiser Nevzat; özellikle bu yapıtta Raymond Chandler’in tanımına tıpatıp uyuyor. Hikaye onun ağzından anlatılıyor. Başkomiser Nevzat’ı önce “Agatha’nın Anahtarı” ve “Şeytan Ayrıntıda Gizlidir” adlı polisiye öykü kitaplarında tanımıştık, sonra da “Kavim” romanının kahramanı olarak karşımıza çıkmıştı. Kahramanımız iyi bir polistir, karısı ve kızını kendine dönük olarak tertiplenen bir bombalama olayında kaybetmiş, bütün çabasına karşın bu olayın suçlularını yakalayamamıştır. Bu büyük travmaya karşın yine mesleğini sürdürmüştür ancak “suçu önlemek için suçluyu yakalamanın, adaleti sağlamak için yasayı uygulamanın hiçbir işe yaramadığını karşılaştığı yüzlerce olayda birebir yaşayarak öğrenmiş”tir. Bundan dolayıdır ki “İnsan denen bu tuhaf yaratığı kötülükten uzak tutacak ne bir güç ne bir yasanın olmadığının” farkındadır. Ailesini yitirmiştir, onların yerine yardımcıları olan ve birbirlerini sevip itiraf edemeyen komiser Ali ve kriminolog Zeynep’i koymuştur. Kurtuluş’ta “Tatavla” adlı bir meyhane işleten ve çilek kokan Evgenia da tutunduğu dallardan biridir . Mesleğini ise tam bir “kara roman” detektifi gibi yapmaktadır; mesleğini bırakamamasının nedeni yaşadığı kabusu ve onun sonucu olan travmayı bir türlü unutamamasıdır; ancak mesleği onu oyalamaktadır; mesleğini yapmasa anılar ve travması ile baş edemiyecektir. Evgenia’nın “gel Gökçeada’ya gidip; herşeyi unutup sakin bir hayat sürelim” teklifini de bu yüzden kabul etmemektedir.

GADDARLIK, İHANET VE AŞKIN BİN YÜZÜ
“Beyoğlu’nun En Güzel Abisi”nde olay 31 Aralık 1913’te başlayıp 3 Ocak 2014’te bitmektedir. Olaylar İstanbul’un pis ve acımasız Tarlabaşı sokaklarında geçmektedir. Bir yüzyıl öncenin orta halli Gayrimüslim İstanbullularının oturduğu ama hepimizin bildiği olaylardan sonra kapanın elinde kalan şimdi de yeniden yapılanma olayıyla yeni bir rant kapısı umudu yaratan Tarlabaşı öykünün baş kahramanlarından biridir.
Yılbaşı gecesi öldürülen Engin; Tarlabaşı sokaklarını parsellemiş iki mafya bozuntusu Kara Nizam ile yeğenleri ve Barbut İhsan ile has adamı Pire Necmi; eski kabadayı racon kesen Janti Cemal; bu bataklığın kadın kahramanları Çilem nam-ı diğer Hatice, Azize ve apayrı bir dünyadan olan ama bu dünyaya giren Jale, Azize’ye sevdalı barda klarnet çalan Sadri ile bu pis ve acımasız ortamda olumlu bazı girişimlerde bulunmaya çalışan Nazlı ve eski PKK’lı Kürt Civan olayın çok iyi resmedilmiş kahramanlarıdır. Bunların yanında eski, bilinen ama aldırılmayan bir toplumsal yaramız; sokağa terkedilmiş çocuklar Pirana, Keto ve Musti bence yapıtın en etkileyici figürleri.
Romanın satır aralarında Gezi Olayları’nı; 6-7 Eylül vandalizmini anımsarken insan gaddarlığını, ihaneti ve aşkın bin yüzünü çarpıcı bir şekilde görüyoruz. Söyleyeceğimiz son husus ise bizzat Ahmet Ümit’in bu romanın kahramanlarından biri olması. Postmodern yaklaşımın izlerini taşıyan bu durum yazarın okuyucuları için hem şaşırtıcı hem etkileyici bir yenilik.
Altmış yıllık bir okur ve polisiye roman çok severi olarak; yukarıda da değindiğim gibi Ahmet Ümit’in romanları beni hep şaşırtıyor; “Beyoğlu’nun En Güzel Abisi” ile şaşırmam tavan yaptı. Okuyuculara kitabı okumalarını ve gerine, gerine iyi bir polisiye roman okuduklarını ve şaşırdıklarını herkese söylemelerini öneriyorum.

Paylaş