VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
15 Temmuz 2013 Pazartesi | Anasayfa > Haberler > Cehennem Çiçeği nerede açar?
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Cehennem Çiçeği nerede açar?

Alper Canıgüz Cehennem Çiçeği adlı yeni romanında, 9 yıl önce başlayan 5 yaşındaki dedektif Alper Kamu polisiyesine devam ediyor. Küçük dedektif Alper Kamu, bu kez bir çocuğun ölümü ile eski bir aşk hikâyesinin izini sürüyor.



İpek Ceylan Ünalan
ceylanipek@gmail.com

“Oğullar ve Rencide Ruhlar” kitabınızın başkahramanı Alper Kamu, 9 yıl aradan sonra bu kez “Cehennem Çiçeği “ ile karşımızda ve yine 5 yaşında. Alper Kamu neden hâlâ 5 yaşında?
Bunun yanıtı romanda mevcuttur. “Oğullar ve Rencide Ruhlar”da Alper Kamu için kabuslar ülkesinin Peter Pan’ı gibi bir tanımlama geçiyordu. “Bütün çocuklar büyür, biri hariç,” cümlesiyle başlar Peter Pan. Bu, benim romanımın son cümlelerinden biri. Büyümeyi reddetmek, büyüyememek, belki de her zaman iddia edilegeldiği gibi sorumluluktan kaçmakla değil, tersine ağır bir yükümlülük taşımakla, sonsuz bir nöbetle açıklanabilir.

Kahramanınız Alper Kamu’nun ayrıntıları yakalayıcı zekası ve büyüklere doğru akıl veren yönünün ağır bastığını görüyoruz. Bir komiserinden ve hatta savcılardan daha zeki olduğunu gözlemlediğimiz Alper Kamu’ya üstün gözlem gücünü vermekle birilerine atıfta bulundunuz mu?
Hayır hayır, birilerine mesajlar yollamak, haddini bildirmek, laf sokmak falan gibi saiklerle iyi edebiyat üretilebileceğine inanmam. Sözünü ettiğiniz nokta, bütün polisiye edebiyat
kahramanlarının ortak niteliğidir zaten. Kahraman, sıradan polislerin göremediği ayrıntıları, ilişkileri keşfederek gizemli olayları aydınlatır; onu özel kılan tam da bu yeteneğidir zaten.

Alper Kamu, 5 yaşında olmasına rağmen on yaşında çocuklarla arkadaş ve onlara sözünü geçirebiliyor. Bu onun sadece fiziksel gücünden değil zeka üstünlüğünden geliyor. Gerçekte de böyle midir sizce, zeka üstünlüğü fiziksel gücü yenebilir mi?
Galileo’yu, Oscar Wilde’ı, Socrates’i mahkum edenlerin ya da ne bileyim Descartes’ın kitaplarını yasaklayanların falan adını hatırlıyor musunuz?

Romanın merak edilen kahramanı Nebi, “Ben cehennemde değilim, cehennem benim içimde” diyor. Sizce insan cehennemi kendi içinde yaşayabilir mi? Yaşarsa nasıl yaşar? Siz hiç kendi içinizde böyle bir cehennem yaşadınız mı?
Yaşamayan var mıdır ki? Hafıza kötü olayları siler derler; edebiyatçılar, sanatçılar biraz bununla mücadele halinde insanlar sanırım. O yüzden kendine acı çektirme eğilimi belki
diğerlerine göre daha fazla olabiliyor. Bir de ufak bir noktaya dikkat çekeyim, o sözü söyleyen Nebi Amca değil, rüyasında kendisini amcası olarak gören Alper Kamu. Bir diğeriyle, onun rüyasını görecek düzeyde özdeşleşmek hayli patolojik olmakla birlikte bir o kadar da büyük bir merhamet duygusuna işaret ediyor bence.

Ateş ve yaşam birbirinden uzak kavramlar. Yaşamın ya da varolmanın mümkün olmadığı ateşin içinde çiçekler de açamaz. Kitabınızın adı neden “Cehennem Çiçeği”?
Bütün çocuklar çiçektir gibi bir klişe vardır biliyorsunuz, eh Alper Kamu da olsa olsa cehennem çiçeği olur diye düşündüm. Bir de, hayat çok büyük sürprizler barındırıyor cidden. Örneğin derin denizlerde yaşayan kimi canlılar var, bunların yaşam kaynağı volkanların deniz dibindeki püskürme noktaları. Yaşamak için ihtiyaç duydukları şeyler ağır metaller, (bize göre) toksinler ve akıl dışı bir basınç. Kanlarının bir damlasının yeryüzünde yaşayan canlıların yüzde 99’undan fazlası için ölümcül olduğu söyleniyor. Kan diye zehir akıyor yani vücudunda. Hasılı, hayatın nerede, ne şekilde boy göstereceğini kestirmek çok kolay değil.


ADALET TARTIŞMASI

Adalet, insanı, toplumu, değerleri içinde barındıran bir kavram. Böyle bir kavram bir romanla sorgulanabilir mi? Sizin adalet kavramına bakışınız nasıl?
Bu konuyu ele alan tonlarca eser vardır elbette; ben de Murat Menteş’in deyişiyle kaosa mütevazı bir katkıda bulunmaya çalıştım diyelim. "Cehennem Çiçeği"nde benim üzerinde durduğum, bir fikir olarak adalet ile bir realite olarak adalet duygusu arasındaki ilişki ve daha ziyade çatışma oldu.

Bu romanınızda olayları yine birinci tekil kişinin ağzından anlatıyorsunuz. Okuyucunun anlatıcıyla özdeşleşmesine etki ettiğinden dolayı olabilir mi?
John Fowles, romanı birinci ya da üçüncü tekil şahısta anlatmanın yazarın en kritik kararı olduğunu söyler. Her ikisinin de avantajları ve dezavantajları vardır. Alper Kamu hikâyelerinde, kahramanın yaşadıklarından ziyade bunları nasıl yorumladığı veya bunların onda yarattığı duygu durumları önem taşıyor. Bu durumda birinci tekil şahıs tercihi bana makul görünüyor.

Alper Kamu ismi Albert Camus ismine bir gönderme sanki. Ve aynı zamanda sizinle de adaş…
Bu, hayli açık ve sık sık dile getirilen bir nokta. Alper Kamu isminde, “Ben gurbette değilim / Gurbet benim içimde” diyen Kemalettin Kamu’ya da gönderme olduğunun düşünülmesi de hoşuma giderdi.

Kitabın girişinde “Bilirsiniz, insanlar doğar, ölür ve sonra büyür” diyorsunuz. Yani insanın büyümesi için büyümeden ölmesi gerek diyorsunuz. Olgunlaşmak için acının şart olduğunu söyleyebilir miyiz?
“Öğrenme” psikolojideki önemli paradigmalardan biridir. Psikoloji öğrencileri bilim adamının meşrebine göre onlarca farklı ve, çoğunlukla gayet teknik, öğrenme tanımıyla karşılaşırlar. Beni en çok etkileyen, yanlış hatırlamıyorsam Thorndike denen
beyefendininki olmuştu: “Öğrenme hayal kırıklığıdır.” Bütün öğrenme temelde kazın ayağının öyle olmadığını öğrenmektir diyebiliriz yani. Şanslıysak bu bizi olgunlaştırıyor, değilsek ceberrut ve mutsuz ihtiyarlara dönüşüyoruz. Yani her durumda o yoksul ama gururlu genç, ölmeye mahkum.


Stanislaw Lem, Ray Bradbury, H.G. Wells, Poe gibi bilim-kurgu ve gerilimi harmanlayan romancıları severek okuduğunuzu söylemişsiniz. Bir yazar sizi hangi yönleriyle etkiler?
Saydıklarınıza ilave edebileceğim çok yazar var elbette. Duygu ve düşünce dünyasının genişliği ve elbette bunlarla kusursuz bir dünya kurabilme becerisi. Burada kusursuzdan kastım, herkesin mutlu olduğu şahane bir dünya değil elbette; çok geniş bir alana yayılabilen, kendi içinde tutarlı bir tasavvuru kast ediyorum.

“Yeni Alper Kamu hikâyeleri yazmak bir yanıyla kolay, bir yanıyla çok zor. Kendisinin ne menem bir şeytan olduğunu biliyorsunuz ve tekrara düşersem beni asla affetmez” demişsiniz. Alper Kamu’dan çekindiğiniz için mi romanınız bu kadar gecikti?
Bunun biraz etkisi vardır mutlaka ama başka nedenleri de var. Örneğin "Cehennem Çiçeği"nin hikâyesi daha "Oğullar ve Rencide Ruhlar"ı yazarken oluşmuştu kafamda. Galiba biraz da, seri kitap yazarına dönüşmek istemediğim için arada “Gizliajans”ı
yazdım. Kitapların arasına bu kadar uzun süre girmesinin en önemli nedenlerinden biri de kuşkusuz, hayatımı kazanmak için başka işlerle uğraşmam gerekmesiydi.

Yeni romana hazırlık var mı?
Evet evet. Ama ayrıntısına girmeyeyim, “yazılmamış roman hakkında konuşulmaz” şeklindeki batıl itikata giderek daha çok aklım yatıyor korkarım.

Alper Kamu’nun dedektiflik maceraları devam edecek mi? Ederse Alper Kamu’yu yine 5 yaşında mı buluruz yoksa yaşı büyümüş olur mu?
Alper Kamu’nun maceraları ömrüm vefa ettikçe sürecektir diye düşünüyorum. Açıkçası Alper Kamu büyüyecek mi büyümeyecek mi şeklindeki soruyla da çok karşılaşıyorum. Hatta bu konuda hüküm belirtenler de yok değil: “Büyümeli!”, “Büyümemeli!”, “Biraz boyu uzasa fena olmaz...” Alper Kamu beş olan ve kalandır diye yanıtlayayım. Ama yine de ara sıra aklımdan şöyle bir girizgâh geçmiyor değil: “İki yaş hayatın en mutlu çağıdır sonra yürüme başlar...”

Paylaş