VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
15 Eylül 2013 Pazar | Anasayfa > Haberler > Çekip gitmeyenlerin izi
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Çekip gitmeyenlerin izi

Bende izi kalan eserlerin çoğu ana kahramanlarından ötürü. Çünkü bunların hemen hepsi bir dönemin ve mekânların içindeki toplumsal hayatların birer simgesi olabilmişler.

Adalet Ağaoğlu

Aklıma ilk gelen şöyle bir şey oldu: Oscar Wilde’in “Doryan Grey’in Portresi” romanının önsözünü yazan Andre Gide’in buradaki ilk cümlesi mesela: “İnsan ne kadar yaşarsa o kadar ölür.”
Taa lise yıllarımdaki Tolstoy’un “Savaş ve Barış”ından, Çehov’un hemen bütün sahne oyunları ve hayat hikâyesinden, hele hele Jean- Jacques Rousseau’nun ilk gençlik yıllarını döktürdüğü pek eğitici üç ciltlik “İtiraflar”ından başlama şansına kavuşup da bizim Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın “Utanmaz Adam”ından tutun Halide Edip’in “Sinekli Bakkal”ından sıçrayarak Peyami Safa’nın “Fatih Harbiye”sinde elim çenemde kalakalıp Mithat Cemal Kuntay’ın “Üç İstanbul”una kadar uçmuşumdur. Derken Memduh Şevket Esendal’ın “Ayaşlı ve Kiracıları...” Ne de olsa serde bürokratlar kenti Ankara var ve babası esnaf olan bendeniz ondan oraya, şundan buna doğru bir çekime uğramışlık içindedir; kitaplar ise birbirini çağırmakta…





















İleri bir yaşa gelene kadar öyle adlar, şanlar, ünlü kahramanlarıyla haşir neşir olunmuş romanlar, şiir ve inceleme kitaplar zenginliğiyle boğulabilmiş olunuyor ki insan kendini “ilk aklınıza gelen hangisi” benzeri bir soruyla karşılaşınca, tam da Gide’in dediği gibi çoktan yok olup gitmişsiniz hissine kapılabiliyor…
Şöyle bir silkiniyor ve bakıyorum ki bende izi kalan eserlerin çoğu ana kahramanlarından ötürü. Çünkü bunların hemen hepsi bir dönemin ve mekânların içindeki toplumsal hayatların birer simgesi olabilmişler. İlk aklıma düşen Cervantes’in “Donkişot”u desem, Shakespeare’in “Hamlet”i yanı başına düşüveriyor. İkisi de din hakimiyeti yanı sıra güçlü aristokrasinin sorgulanarak yıkılışının 1505’ler ve devamının kahramanları.
Yeni aranışlar… 16'ıncı yüzyılda Avrupa’da ilim ve sanatın yenilenişi: Rönesans. Der demez aklım 18. yüzyıla sıçramakta... Ve sahiden de zihnime ilk düşenler yine roman kahramanları oluveriyor. Tolstoy’un “Savaş ve Barış”ında yazar ilk defa kitabına tarihi bir figürü, Napolyon’u katmış olmakla kalmayıp insanı ezip biçen geleneklerle hesaplaşırken toplumsal ilişkileri tam damarından vurmakta: “Anna Karanina!” Ardından hemen, hani sanki 1812’lerde “Savaş ve Barış”a bir cevapmış gibi, Gonçarov’un “Oblomov”u çıkageliyor. Miskin, mızmız, ağırkanlı, toplumda olup bitenleri umursamaz toprak sahibi Rus halkının hâli pür meâli.
Hele şu her şeye ‘peki efendim’ deyip duran uşağı Zahar? Bakın onu hiç unutmadım. Sorgusuz sualsiz bir baş eğiş. Oblomov’un karşısına enerjik, atılımcı, Stoliç’i bir şamar oğlanı gibi çıkarmakla ne demeye getiriyor Gonçarov? Toprak köleliği bitti, “fabrikasyon imalat” başlamakta da ondan herhalde. Ben bu meseleyi ancak roman ikinci okuyuşumda çözebilmiştim; yaşım ermişti, memlekette de nerdeyse 50- 100 yıl sonra böyle bir takım itiş kakışlar başlar gibiydi de heralde ondan…
Meraklı okurların Dostoyevski’yi yeniden yeniden okumalarıyla edindikleri yeni anlamlar da bundan olmalı.
Dedim ya, ileri yaştaki okur/ yazarların torbasını açtırmayacaksınız. Biteceği yok. Sustum. Yine de şu anda içimi dışa vurmadan edemeyeceğim: Son yıllarda, dışarıdan içeriye doğru çıkıp/ gelen modern sonrası mı, post modern mi neyse, benim bunlardan merakla alıp okuduklarım zihnimde hiç iz bırakmadan çekip gidiyorlar genellikle. Neden acaba?

Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163