VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
15 Nisan 2018 Pazar | Anasayfa > Haberler > Cemal Süreya yaşasaydı, dizinin dibinden hiç ayrılmazdım
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Cemal Süreya yaşasaydı, dizinin dibinden hiç ayrılmazdım

Usta şair Haydar Ergülen, 20 yıldır yakın dostu Cemal Süreya için biriktirdiği yazılarını “Cemal Süreya için 59 Kırlangıç”ta bir araya getirdi. “Benim geleneğim Cemal Süreya’dır. Cemal Süreya gençleri över, onlara mavi boncuk dağıtır. Ama bir beni anmamıştır şiirlerinde” diyen Ergülen’le Cemal Süreya’yı konuştuk.

CEMRE NUR MELEKE



Cemal Süreya ile ne zaman, nasıl tanıştınız?
Cemal Süreya ile Kadıköy rıhtımdaki eski Hatay’da tanıştım pek çok genç şair gibi. Sonra çeşitli meyhaneler, kahveler, evlerde görüştük, konuştuk, içtik. Tabii en çok da Nilgün Marmara’nın evinde Ece Ayhan’dan Cemal Süreya’ya, Tomris Uyar’dan İlhan Berk’e, bizim kuşaktan şairlere kadar pek çok şair ve yazarla uzun geceler oturduk, konuştuk. 1983’ten 1987’ye kadar. Cemal abiyle ölümüne kadar da buluşmalarımız sürdü.


Cemre Nur Meleke, Haydar Ergülen'le görüştü.


Cemal Süreya’dan miras kalan jest öğesinden kitabınızda sıklıkla bahsediyorsunuz. Sizin de bu kitabı yazarak Cemal Süreya’ya jest yaptığınızı söyleyebilir miyiz?
Keşke öyle olsa. Ben 80 kuşağı diye anılan şairler grubundayım. Başta çok kabul etmiyordum bu anılma şeklini ama şimdi kabul ediyorum. 80 kuşağı, 12 Eylül 1980 askeri darbesinden sonra yazan, kitap yayımlayan 55-60 yaşlarında şairlerin oluşturduğu bir yaş kuşağı. Yaş kuşağı ama ortak şeyleri de var tabii. O yıllarda darbeden sonra büyük bir geri çekilme, korku ve baskı söz konusuydu. Genellikle bizim gibi solcu şairler bir geri çekilme içinde kaldık. Çünkü büyük bir baskı ve korku vardı o yıllarda. O yüzden de şiirin doğasıyla, şiirin ne olduğuyla daha fazla uğraştık. Aynı zamanda biraz da geçmişe, eski şiirlere, yakın dönem şiirlerine daha detaylı bakma imkanı bulduk. O zaman “İkinci Yeni” dediğimiz ve hala bilinen, en çok da birinci şair olarak Cemal Süreya’nın okunduğu bir dönem oluştu. O yıllarda İkinci Yeni’nin çıktığı zamanlarda Cemal Süreya olsun, İlhan Berk olsun, Ece Ayhan olsun, Ülkü Tamer olsun bunu çok anlatırlardı. Bu şiir 1950-1960’larda okunan bir şiir değil, daha çok tepkiyle karşılanan bir şiirdi. Çünkü bu şiir anlaşılmıyor, saçma, absurt, bu şiir soyut falan denildiği için çok okunan bir şiir değildi.
1980 kuşağının İkinci Yeni’ye olan katkısını şöyle özetleyebilirim. Bizim kuşaktan da iyi şairler çıktı fakat asıl olarak bence Türk şiirine katkıda bulunan şairler oldu. Nasıl oldu bu? Geçmiş şairleri gündeme getirerek, onlar üzerinde yazarak, konuşarak, kendilerinden önce yazan önemli ve değerli şairleri tekrar gündeme getirmek gibi bir katkıları oldu. Şiire katkı her zaman şiir yazmakla olmaz, bazen de araştırma ve inceleme yapmakla, şair olsan bile bir başka şairi gündeme getirmekle olur. 80 kuşağına vefa ve arkadaşlık kuşağı diyoruz.

Bu jest olgusu, şairin şairi övme durumu şimdilerde yok...
Evet maalesef. Bende de jest olgusu vardır. Benim geleneğim Cemal Süreya’dır. Zaten akraba sayılırız onunla, Dersim’den Alevi olarak aynı kültürden geliyoruz. İkimiz de sosyalistiz. Cemal Süreya gençleri över, onlara mavi boncuk dağıtır. Ama bir beni anmamıştır şiirlerinde.

Ben de tam onu soracaktım. Kitabınızda Cemal Süreya’nın şiirlerinde, yazılarında sizden hiç bahsetmediğini belirtip tatlı bir sitem etmişsiniz...
Unutmuş demek ki aklına gelmemiş. Bazen olur öyle şeyler. O kadar sık görüşünce yazılarında da anmış sanmıştır beni. Çünkü çok yakındık. Sadece meyhanede, kahvede de değil Nilgün Marmara’nın evinde biz çok buluşurduk. Bütün şairlerin buluşma yeriydi orası. Gittiğimizde 2-3 gün kalırdık. Tomris Uyar, Edip Cansever, İlhan Berk, Ece Ayhan, Nilgün Marmara, Cemal Süreya, o dönemin şairleriyle hep birlikteydik.

Kitabınızda Cemal Süreya’nın şefkat arayışından bahsediyorsunuz. Cemal Süreya’nın jest olgusu da bu eksiklik ve arayışını tamamlama arzusundan mı kaynaklanıyor sizce?
Orhan Koçak, Cemal Süreya’nın şiirini mahcubiyetin şiiri olarak tanımlar. Aynı zamanda Cemal Süreya’nın şiirleri en erotik Türk şiirlerindendir. Mahcubiyet ve erotizm arasındaki bağı gösterir bize bu şiirler. Jest de böyle bir şey. Yani, eksikliği duyulan bir şeyi fazlasıyla başkalarına verme duygusu. Cemal abi öyle bir insandı. Nilüfer Kuyaş’ın Cemal abiyle ilgili çok güzel bir yazısı var. Yazıda “Cemal Süreya gömleğinin düğmesini diken herkesle evlendi mi?” yazar. Cemal abiyle ilgili böyle bir espri var, 7 kere evlendi falan diye. Ama böyle bir şey yok tabii. Cemal Süreya’nın şefkat arayışı sadece kadınlarla ilgili bir şey değildi. Aynı zamanda başka şairlere, gençlere, hayata, yazıya, şiire, şiirindeki kişilere, şehirlere, Kars’a gösterdiği şefkat de bunun bir parçası. Şiirlerine baktığımızda da bunu görürüz, Göçebe’de, Üvercinka’da olduğu gibi.

Cemal Süreya okurundan da şefkat beklerdi, kendisine ilgi gösterilsin isterdi. Derler ki, özellikle son dönemlerinde kadınlar için çok şiir yazdı. O dönemlerde bir takım popüler kadın dergileri Cemal abi ile söyleşi yapmıştı ve bu onun çok hoşuna gitmişti. Edebiyat, şiir dergileriyle zaten röportaj yapıyor ama kadın dergisi olunca ayrı bir sevinirdi. Buluşmalara çok mutlu gelirdi. Biz de aşık oldu ya da bir kadın ona çok güzel bir şey söyledi veya güzel bir şiir yazdı diye düşünürdük. O da derdi ki, “Kadın dergisi benimle söyleşi yaptı.” Bir kadın dergisinin söyleşi yapması çok ayrı bir şeydi onun için. Çünkü herkesin bildiği gibi Cemal Süreya kadınları çok severdi, onların ilgisi çok hoşuna giderdi.

Biz Cemal Süreya’yı şair olarak tanıyoruz. Kitabınızda Cemal Süreya’nın yalnızca şiirlerinden değil, çevirilerinden, düz yazılarından da bahsediyorsunuz. “99 Yüz” adlı portreler kitabına da değiniyorsunuz.

Çok doğru söyledin, biz de şair olarak biliyoruz. Cemal Süreya, bunların hepsini yazarken şairdir aslında. Çünkü aşıkken de, düz yazı yazarken de, şefkat ararken de şefkat dağıtırken de şairdir. Cemal Süreya’ya baktığınız zaman oturuşundan, duruşundan, bakışından şair olduğunu anlarsınız. Ben başka şairleri de tanıdığım için bunu rahatlıkla söyleyebiliyorum. Ece Ayhan, İlhan Berk, Edip Cansever, Cemal Süreya, ben otursak, budur şair derdim Cemal Süreya için. Şairlik onun ruhuna sinmişti.

Cemal Süreya kitapları sağlığında görmediği bir ilgiyle karşılanıyor şimdilerde. Sizce neden? Bu ilgide sosyal medyanın etkisi var mı?

Tabii sosyal medyanın rolü her zaman büyüktür. Ben bunu sadece Cemal Süreya için değil kendimiz için de söylüyorum. Ben 62 yaşındayım. 40 senedir kitaplarım yayımlanıyor, 35-40 tane kitabım var. Yarısı şiir, yarısı düz yazı. Şiir kitaplarım çok da okunur fakat son 7-8 yılda olduğu kadar hiç daha önce kitaplarım bu kadar satmamıştı. Şiir kitaplarım yılda ortalama 2 baskı yapıyor. 2 baskı da 4000 adet demek. Çok büyük rakamlar bunlar. 14-15 baskı olunca 30- 40 bin adet demek oluyor. Ben buna rüyamda görsem inanmazdım.
Sosyal medyanın etkisi çok büyük. Özellikle geçmiş şairlere yönelik büyük bir ilgi oldu. En çok da Cemal Süreya ve Turgut Uyar’a oldu bu ilgi. Üstelik Turgut Uyar, kolay okunan, kolay hazmedilen bir şair değil. Ama onun kitapları bile kaçıncı baskı yapıyor. Ben iyimser bir insan olduğum için şöyle düşünüyorum; tıpkı Nazım Hikmet’in “Ben iyimserim, dostlar, akarsu gibi…” dizesi gibi. Ben de akarsuya değil ama su bardağına bakıyorum, hani yarısını dolu gören iyimserlerdenim. Sosyal medya ilgisinin yarısı sahte, yarısı yalan yanlış olsa bile kalan yarısı iyidir. Cemal Süreya veya Can Yücel’in yalan yanlış şeyleri paylaşılıyor evet ama insanlar o şairlerin kitaplarını aldığı zaman o yanlışlıkların da farkına varıyor.

Cemal Süreya, Haydar Ergülen’in edebiyatının neresinde?
Cemal Süreya yaşasaydı, dizinin dibinden hiç ayrılmazdım. Birçok şiire, yazıya yön veren şairdir Cemal Süreya. Ben de çok yazan bir insanım. Yarısı deneme, yarısı şiir. Belki de Cemal abiden etkilendiğim için öykü yazmam, roman yazmam. Sadece şiir üzerine yazarım, genç şairler hakkında yazarım.

Cemal Süreya şiirinin “şimdi”de olduğundan söz ediyorsunuz. Sanırım bu, eski ve yeni arasında kurulan köprüden kaynaklanıyor.

Tabii. Şimdi sizler Cemal Süreya’yı okurken aslında şimdiyi okuyorsunuz. Biz de şimdiyi okuyoruz. Onun şiirleri, yolda olan şiirler. Hep hareket halindeymiş, usul usul yolculuğunu sürdürüyormuş gibi.
Daha büyük bir şair olabilirdi.

Cemal Süreya ve Turgut Uyar arasında benzerlikler var mı?
Cemal Süreya daha büyük bir şair olabilirdi. Ya da soğukkanlı olabilirdi. Çünkü Turgut Uyar’da kuzey düşüncesi, soğukluk ve mesafe duygusu vardır. Cemal Süreya’da mesafe duygusu daha azdır. Şiirlerinde de hayatında da. O mesafe duygusunun biraz daha uzun olduğu şairlerde şiir de daha büyük şiir olur. Cemal abinin şiiri büyüklüğe yakın bir şiirdir ama sokağın başında kalmış bir şiirdir. Sokağı dönse büyük bir şiir olabilirdi.
Şiir başlı başına bir evren.

Yeni dönem şiirleri hakkında ne düşünüyorsunuz?
Benim geleneğim Ece Ayhan’ın, Cemal Süreya’nın, İlhan Berk’in izlediği yol. Onlara çok yakın hissediyorum kendimi. Çünkü üçü de gençleri izleyen şairlerdi. Onlardan öğrendiğim terbiyeyle ben de şimdi gençleri takip ediyorum.
Türk şiiri her zaman değerli ve büyük bir şiirdir. Her zaman kendini yenileyen, gündemde olan ve okunan bir şiirdir. Çünkü her zaman şiirin bizde heyecanı sürer. Şöyle düşünün; şairlerin büyük bir çoğunluğu kitaplarını zor bastırıyor, 5 kuruş kazandıkları yok. Ne para, ne şöhret getiren bir şey için binlerce insan niye uğraşsın? İşte bu şiire duyulan coşkudan kaynaklanıyor. Ben şiiri sadece edebiyat olarak görmüyorum. Şiir başlı başına bir evren.

Sizce iyi bir şair olmak için en önemli unsur nedir?
İnsan ömrünün sonuna kadar iyi bir şair olmaya çalışır, ben de buna çalışıyorum. Cemal Süreya derdi ki, “Ben daha istediğim şiiri yazamadım”. Derdik ki, “Daha ne yazacaksın, bak neler yazdın”; “Yok yok, benim yaşıma gelince anlarsınız” derdi. Ben de şimdi düşünüyorum o kadar kitabım var ama hakikaten istediğim şiiri yazamadım. Sanki bir eksiklik var. Ama o eksikliği doldursam belki şiir yazmayacağım.




Ülkü Tamer’le at yarışı oynardık

Yakın zamanda kaybettiğimiz Ülkü Tamer için neler söylemek istersiniz?

Ülkü Tamer, benim çok etkilendiğim bir şairdir. Çok severim, çocukluğumdan beri okurum. Benim için Türkçe’nin en güzel çocuklarındandır. Hep o çocukluğu koruyan bir şair oldu, bize çocukluğun kıymetini öğretti. Dünya’ya hep sevgiyle baktı; hayvanlara, kuşlara, kedilere, atlara, ormanlara... Kadri bilinmeyen şeylerle uğraştı, “Virgülün Başından Geçenler” diye kitap yazdı. Yani virgüle kimse değer vermezken, virgülün ne kadar değerli olduğunu gösteren bir şairdi. Şiir de bir virgüldür zaten. Ülkü Tamer büyük bir şairdi ve hiç kendini önemsemedi, kendini hiç şair olarak görmedi. Çok acayip bir şeydir. Beraber at yarışı da oynadık, onu daha çok önemserdi.

Mirasına iyi bakıldığını düşünmüyorum

Cemal Süreya’nın hala açığa çıkmamış yazıları var mıdır sizce?

Bir ara öyle bir söylenti çıktı, 3-4 şiir kitabı bulundu diye ama aslı çıkmadı. Ben mirasına iyi bakılmadığını düşünüyorum. Kesin bir yerlerde kalmış, yayımlanmamış yazıları vardır. Biz hayattayken çıksa ortaya ne güzel olur.

Paylaş

Bir VatanKitap’ın perde arkasıBu ay üç özel röportajla çıkıyoruz okur karşısına. Bunlardan ilki Türk tiyatro tarihine sahneleye çıkan ilk kadın oyuncu Afife Jale'nin yaşamını romanlaştıran Osman Balcıgil'le bu büyük değer üzerine Ece Erol'un yaptığı şöyleşi oldu. Diğer bir özel röportajımızı Cemre Nur Meleke, Aslı Perker'le yeni romanı Flamingolar Pembedir üzerine gerçekleştirdi. Sinemaya da uyarlanan Kocan Kadar Konuş kitabıyla büyük çıkış yakalayan Şebnem Burcuoğlu ise özlenen sıcak mahalle özlemimizi, Cemal Süreya'ya gönderme yaparak Cemal ve Süreyya aşkı üzerinden giderdiği yeni romanı Süreya Kuaför Salonunu anlattı.

Devam