VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
14 Eylül 2016 Çarşamba | Anasayfa > Haberler > Çılgınlar malikânesi
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Çılgınlar malikânesi

Zengin ve hayatından sıkılan yaşlı bir İngiliz iş adamı, Fransa’da bir malikânede uşak olarak işe başlarsa neler olur? Elbette ortaya çılgınca fikirler atılır, kazalar yaşanır, partiler verilir ve sakin ev halkı adeta bir çeteye dönüşür.

ÖZLEM AKALAN



İngiliz Andrew Blake, 60’lı yaşlarını süren son derece başarılı ve zengin bir sanayicidir. Yıllar önce kaybettiği Fransız karısını bir an olsun unutmamıştır. Bir mühendisle evlenen ve Los Angeles’a taşınan kızı Sarah ile arası pek de iyi olmadığı gibi fazla arkadaşı da yoktur. Okul yıllarından bu yana tanıştıkları Richard Ward görünen tek dostudur. Bay Blake’in canı sıkkındır ve hayatına yeni bir yön vermeye kararlıdır. Karısıyla geçirdiği günlerin hatıralarını yeniden canlandırmak için Fransa’ya gitmeye karar verir. Ancak her İngiliz gibi biraz tuhaf olan Bay Blake, her zengin gibi Paris’te bir ev satın almaz ya da bir otele yerleşmez. Dostu Ward’ın yardımıyla bir malikânede uşak olarak işe başlar!
Tuhaf İngiliz’in en az kendisi kadar tuhaf Fransızlarla birlikte yaşayacağı 1800’lerden kalma bu malikâne çok büyük bir araziye sahiptir. Bay Blake ile birlikte okur da kısa sürede evin hanımefendisi Bayan Beaeuvillier, aşçı Odile, kâhya Philippe ve temizlikçe Manon ile tanışır. Kuralcı ve mutfağına kimsenin girmesini istemeyen Odile, Paris’in en ünlü restoranlarında çalışmış ancak aşk yüzünden bu sektörden koparak kendini adeta malikâneye hapsetmiştir. 15 yıldır bahçedeki müştemilatta köpeğiyle yaşayan ve araziyle ilgilenen Philippe, Odile’e âşıktır ancak daha ilk denemede duvara toslamış, araları iyiden iyiye bozulmuştur. Öğretmenlik sınavlarına hazırlanan, malikânede yarım gün çalışan Manon’un ise sevgilisi Justin ile sorunları vardır. Aynı çatı altında yaşayan, ancak birbirleriyle mecbur kalmadıkça konuşmayan ekip, Bay Blake’in gelişiyle adeta bir çeteye dönüşür. Muzip İngiliz’in en az kendisi kadar muzip ve hazırcevap dostlarıyla atıldığı maceralar, çılgın bir Cadılar Bayramı partisinden soyguna hatta silahla adam kovalamaya kadar uzanır. Bayan Beaeuvillier ise çalışma odasından nadiren çıktığı için “şenliğin” çoğunu kaçırır. Bay Blake’in elbette maddi sıkıntılar yüzünden arazinin bir bölümünü satmaya hazırlanan, mücevherlerini elden çıkaran ve günden güne sağlığı bozulan Bayan Beaeuvillier’i kurtarmak için planları vardır.

“Miyav!”ın sırrı
Gilles Legardinier “Yarın Yeni Bir Hayata Başlıyorum” romanında sergilediği performansı “Kafayı mı Yediniz Siz?”de de sürdürüyor. Fransızlarla İngilizler arasında yıllardır yaşanan kültürel ve politik çekişmelerüzerine yapılan espriler, romanın can alıcı noktasını oluşturuyor. Neyse ki çevirmen Hakan Tansel bunları Türkçeye maharetle aktarmış. Nihayetinde hikâyenin başından sonuna kadar Bay Blake’in İngilizce tam karşılığını anlayamadığı Fransızca deyim de romana isim olmuş.
Peki, Gilles Legardinier’in roman kapaklarda neden kediler var? İlk romanı “Yarın Yeni Bir Hayata Başlıyorum” için yapılan ilk kapak tasarımını hiç beğenmemiş yazar. Chic-lit tarzı kitapların kapaklarına benzeyen bu çalışmada karikatürü andıracak kadar zayıf bir kadın fotoğrafı varmış. Onun, kahramanı Julie’ye hiç benzemediğini düşünen yazar, birkaç denemenin ardından Julie’yi okurların hayal gücüne bırakıp kafasında Peru şapkası olan bir kedi fotoğrafı seçmiş. Romanın son sayfalarındaki hikâyeyle de uyumlu olan bu fotoğrafta karar kılınmış.

“İnsanlar kitabımı almasalar da en azından kapaklar onları gülümsetsin” fikriyle yola çıkan yazar, bu kedinin ona şans getirdiğini düşünüyor. İlk romanı bir anda parlayınca, diğer romanlarında da kedi fotoğraflı kapaklar kullanılmış. Türk yayıncısı Pegasus, Legardinier’in romanlarına bir de “Miyav!” üst başlığı eklemiş. Doğal olarak yazarın romanlarında kediler yan rolleri üstleniyor; tıpkı “Kafayı mı Yediniz Siz?”deki Mephisto gibi. Tuhaflık konusunda Mephisto’nun hikâyedeki insanları hiç de aratmadığını şimdiden söyleyelim. Kedili kapak, kedi kahraman derken yazarın evinde 15 kediyle yaşayan biri olduğunu sakın düşünmeyin. Sinema ve reklam sektöründe başarılı bir isim olan Legardinier, kedileri muhteşem komedi karakterleri olarak görüyor ama Rambo adında bir köpeği var. Legardinier hikâyesini ve karakterlerini yaratırken hepimizin yaşadığı günlük duygulardan etkilendiğini söylüyor. Ancak bu romanının belli bir çıkış öyküsü var: “Çok uzun zaman önce, bir çarşamba günü öğleden sonrayı, sık sık yaptığım gibi karşımızda oturan yaşlı bir hanımın evinde geçiriyordum. Bir vazoyu düşürüp kırdı. Küçük ve açıkçası epey çirkin bir nesneydi ama kadıncağız çok üzüldü. Oturdu. Doğru sözcükleri arayarak o mütevazı vazonun annesine kendi ‘bozuk paralarıyla’ aldığı ilk hediye olduğunu anlatmaya başladı. Üstünden yıllar geçmiş olmasına rağmen annesinin o anki sevincinin anısı capcanlıydı ve bu duyguyu tasvir ederken bakışındaki parıltı çok etkileyiciydi. O gün, o ve o küçük vazosu benim büyüklerime bakışımı ebediyen değiştirdi. O bana bu dünyanın anahtarlarından birini armağan etti: ‘İhtiyarların’ da vaktiyle çocuk olduklarını öğretti. Henüz yedi yaşındaydım.” (Vazonun akıbetini okumak için romanın ne yazık ki son sayfalarına gelmeniz gerekecek. ) Nasıl ilk kez yapılan şeyler değerliyse insanın son kez yaptığı ve çoğu kez bunun son olduğunu bilmediği şeylerin de ne denli önemli olduğunu vurgulayan, yaşlıların da çocukça çılgınlıklara kalkışabileceklerini anlatan sıcak, komik ve ustaca yazılmış bir hikâye. Elbette romanın sonunu kestirmek zor değil ancak romanda önemli olan varılan hedef değil, hedefe giderken katedilen yol.


Paylaş