VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
15 Nisan 2013 Pazartesi | Anasayfa > Haberler > Çocuk gözüyle 19. yüzyıl İstanbul’u
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Çocuk gözüyle 19. yüzyıl İstanbul’u

Muallim Naci’nin çocukluk anılarını anlattığı “Ömer’in Çocukluğu”, Tanzimat Dönemi’nin bu önemli şair ve yazarına ve yaşadığı döneme dair ilginç bir bakış sunuyor.

1850-1893 yılları arasında yaşamış yazar ve şair Muallim Naci, küçük yaşta babasını kaybettikten sonra annesiyle beraber Varna’da dedesiyle yaşamaya başlar, öğrenimini burada tamamladıktan sonra öğretmenlik yapar. Asıl adı Ömer olan yazar, Naci mahlasıyla şiirler de yazmaya başlar. Rumeli ve Anadolu’da birçok yerde memurluğun ardından
İstanbul’a dönünce gazeteciliğe başlar. Tercüman-ı Hakikat, Saadet ve Vakit gazetelerinde edebiyat üzerine yazar. Mekteb-i Sultani ve Mekteb-i Hukuk’ta edebiyat öğretmenliği yapar. 43 yaşında kalp krizi sonucu yaşamını yitirdiğinde ardında Arapça, Farsça ve Fransızcadan çevirileriyle birlikte sayısı kırkı geçen eser bırakmıştır. Muallim Naci, en önemli eserleri olan “Ateşpare” (1882), “Şerare” (1884), “Füruzan” (1885), “Muallim” (1886), “Demdeme” (1887), “Ömer’in Çocukluğu” (1889) ve “Heder” (1890) ile bilinir. Ama daha da önemlisi, aruzu ustalıkla kullanan ve Servet-i Fünûncuları etkileyen Muallim Naci, yaşadığı dönemde çoğu şair ve yazarın kapıldığı Batı hayranlığına kendini kaptırmayıp, geleneksel ve yerli değerlerin vazgeçilmezliğini vurgulaması ve klasik edebiyatı savunmasıyla tanınır. Hatta “eski” taraftarlığıyla suçlanarak hedef tahtası haline gelmiş, edebiyat tarihimizin hararetli tartışmalarından olan eski-yeni kavgasının patlamasında da rol oynamıştır.
Oysa Muallim Naci’nin ölümünün arkasından Ahmet Mithat Efendi, sanki “nasıl bilirsiniz” sorusunu cevaplar gibi, gözyaşları içinde Ahmet Rasim’e “Ne kaybettik biliyor musun? Hazine desem, yanında tamtakır kalır” demiştir. Zira aruzla ve divan edebiyatının hemen her türünde yazdığı şiirler yüzünden eski edebiyatın temsilcisi sayılan ve eski-yeni kavgasındaki rolüyle anılarak “eskiyi savunan” diye damgalanan Muallim Naci aslında yanlış anlaşılmış, dolayısıyla okurlara ve Türk edebiyatına sunduğu hazinenin değeri tam olarak anlaşılamamış bir isimdir. Osmanlı eserleri üzerine çalışan ve Muallim Naci’nin kitabı “Ömer’in Çocukluğu”nu Kapı Yayınları için dilini güncelleyerek yayına hazırlayan yazar N. Ahmet Özalp, yazdığı önsözde “Olaya Tanpınar gibi serinkanlı biçimde bakabilenler Muallim Naci’nin mutlak anlamda yenilik düşmanlığının da eski taraftarlığının da bir masal olduğunu görebilirler” diyor ve ekliyor: “Naci, sözde yenilik taraftarlarından daha çok yenilik getirmekle kalmamış, edebiyatımıza onlardan daha çok katkıda bulunmuştur.” Divan şiirine bağlılığını sürdürürken dahi, duru sayılabilecek bir Türkçeyi şiirlerinde kullanmaktan geri durmayan Muallim Naci’nin bahsi geçen yenilikçi yaklaşımının ve Türk edebiyatına katkılarının en bariz örneği ise, çocukluk anılarını yazdığı “Ömer’in Çocukluğu”dur.



İLK OTOBİYOGRAFİ

“Bir gün o yokuştan iniyordum. En sevdiğim uzun hırkamı giymiştim. Bu hırkayı, içinde ve dışında ikişerden dört cebi olduğu için çok severdim. Cepler yiyecek ve ufak tefek oyuncaklar koymak için çok elverişliydi. Diğer hırkalarımda ikiden fazla cep bulunmazdı. Giyme sırası dört cepli hırkayagelince yüzüm gülerdi. Yüreğimde öyle bir sevinç duyardım ki, hemen ellerimle hırkanın göğsüme gelen iki tarafını okşamaya ve “Oh! Oh!” diye diye odanın içinde dans ederek dönüp dolaşmaya başlardım. İne ine okulun hizasına geldim. Bir-iki adım daha atarak eve gitmek üzere Çelebi Sokağı’na saptım. Birdenbire karşıma kuyruğu kesik bir köpek çıktı, havlayarak üzerime saldırdı. Beni okulun duvarına sıkıştırdı. Pençelerini göğsüme doğru atmaya kalkıştı. Ben ağlayıp haykırmaya başladım... Artık kurtuldum” diyecek kadar koştuktan sonra, soluk soluğa denilecek bir hâlde durdum. Arkama baktım, köpekten eser yok. Bir parça kendime geldim. Köpeğin bir şey yapıp yapmadığını anlamak için sağ elimi sevgili hırkamın ensesine doğru uzattım. Ense yok! Meğer köpek hırkanın yakasından tuttuğu gibi eteğine üç-dört parmak kalıncaya kadar yırtıvermiş.”
“En sevdiğim hırka ve bir köpek saldırısı” adlı bu ilk hikâyeyle açılan ve bunun gibi sade bir dille anlatılan birçok naif ve içten çocukluk anısıyla dolu olan “Ömer’in Çocukluğu” Muallim Naci’nin sekiz yaşına kadar olan hayatında kendisinde iz bırakan olayları anlattığı son derece özgün bir eser. Aynı zamanda Muallim Naci, bu eserle otobiyografinin ilk örneklerinden birini vermiştir.

Tamamıyla bir çocuğun gözünden basit, yalın, canlı ve samimi bir dille anlatılan bu ‘hayatın içinden’ hikâyelerde Ömer’in mutlulukları, sevgileri, nefretleri, korkuları, kaygıları, eğlenceleri, oyunları, yaramazlıkları birer birer karşımıza çıkarken küçük Ömer ve bahsi geçen herkes de ete kemiğe bürünerek önümüzde canlanıyor. Kitap sadece Muallim Naci’nin çocukluğu, ailesi, hayatı, duygusal dünyası hakkında fikir vermekle kalmıyor aynı zamanda hiç hissettirmeden yaşadığı döneme ve o dönemin sosyal hayatına da ayna tutuyor. Yazıldığı devrin sosyal atmosferini bireysel bir algıdan yansıtması açısından dönemin romancılarıyla kesişen Muallim Naci, doğup büyüdüğü muhiti, yetişme tarzını, çocukluk hatıralarını anlatırken dönemin eğitim-öğretim hayatını, yaşayış biçimini, insanlarını, mekânlarını da samimi bir dille bugüne taşıyor.

Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163