VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
14 Ocak 2015 Çarşamba | Anasayfa > Haberler > Çok da Kafkaesk olmayan bir Kafka
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Çok da Kafkaesk olmayan bir Kafka

“Ebedi Nişanlı Kafka”, Kafka’nın 1912’deki genç, hızlı halinden, 1924’teki trajik ölümüne dek süren aşk hayatını anlatıyor. Kafka’nın hayatına giren dört kadınla olan aşkını yorumlayan roman, aynı zamanda yazarın kişiliği hakkında da bilgiler içeriyor.

MURAT CAN AŞLAK


1977 yapımı “Annie Hall”filminden bir diyalog:
Alvy (Woody Allen) ile Pam (Shelley Duvall) yatakta uzanmaktadırlar. Pam yatak başına yaslanmış sigara içiyordur. Alvy yorgun yorgun çenesini ovuşturur.
Pam: Uzun sürdüğü için kızmadın ya.
Alvy: Ben mi? Saçmalama. Çenemi ve dilimi yavaş yavaş hissetmeye başlıyorum. Birazdan kendilerine gelirler.
Pam: Seninle sevişmek tam bir Kafkaesk tecrübeydi.
Alvy: (Alınganca) Teşekkürler.
Pam: Yani bu bir... İltifat.


Kafka ismi zihinlerde pek çok çan çalar: Yabancılaşma, içinden çıkılmaz soğuk gerçeküstü labirentler, halüsinatif yanılgılar, bürokrasinin koyu gri ağırlığı altında ezilen birey, duyarsızlık, empati yoksunluğu, dezoryantasyon, acz... Aşkı bu listeye koymaya çok fazla insan yeltenmeyecektir. “Ebedi Ni∫anlı Kafka”da yazar Jacqueline Raoul-Duval, bu zor hattı inşa edebilmek için Kafka’nın yüzlerce mektubu ve güncesi arasında bir madencilik çalışmasına girişip, aşk damarlarından cevher toplayıp, kendi hayal gücüyle bu cevheri işlemiş.

ROMANSI BİR BİYOGRAFİ

Biyografik romanlarda her yazar “belgelenmiş gerçekler”, “kurgu” yelpazesinde kendi optimizasyonunu yapar: Kimisi hayal gücünü hamura bol kepçeden katarak “gerçek olaylardan esinlenilmiştir” çizgisine yaklaşırken, kimisi akademik makaleler gibi her yazdığı cümleye referans atar. Raoul-Duvalise skalada kendisini biraz daha gerçeklere dayanan, saf biyografi tarafına yerleştirerek biyografik romandan çok, romansı bir biyografinin peşinde koşmuş. Raoul-Duval, kitap boyu kimsenin ağzına laf koymamakla övünüyor; kitapta ağzını açan herkesya mektuplardan ya da günlüklerden sesleniyor. Haklı, elinde yazar olarak Kafka varsa hangi çılgın ondan rol çalmaya çalışır ki.
“Ebedi Nişanlı Kafka”, patolojik bir bağlanma korkusuyla kıvranan Kafka’nın 1912’deki genç, hızlı halinden, 1924’teki trajik ölümü arasındaki aşk hayatına burnunu sokuyor. Kronolojiye sadık kalarak, Kafka’nın hayatındaki dört önemli kadınla olan ilişkileri üzerinden, Kafka’yı öldürene kadar hayat patikasında adım adım ilerliyor. Bu haliyle kitap, sadece Kafka’nın aşk hayatından fazlasını sunuyor; Kafka’nın kendisini şahit göstererek rutinlerini, mizacını, ailesiyle ilişkilerini, arkadaşlıklarını, belalı 1910’larla etkileşimini ve belki de en değerlisi kafasının işleyişini karanlıktan bir nebze olsun kurtarma iddiasında. “Benim için bir şeyi sevmek, onu kendimden erişemeyeceğim kadar üstün tuttuğumda mümkündür ancak.”

Hayatındaki ilk ve en uzun ciddi ilişkiyi (5 yıl) yakın arkadaşı olan MaxBrod’un akrabası FeliceBauer ile yaşar. İlk gördüğünde cazibesiz ve alımsız bulduğu “Berlinlisine” ilgisi Berlin-Prag hattındaki mektuplar üzerinden gelişir. Yemek masasında bile telefonlarından kopamayan günümüz Whatsapp bağımlıları gibi çılgınca mektuplaşmaya başlarlar. Felice’nin varlığı onu üretmeye iter. İlk mektuptan sadece 2 gün sonra akşam 10’dan sabah 2’ye kadar öykülerinden “Hüküm”ü yazar. Felice kıvılcımı yakmış, duran mo-
toru çalıştırmıştır.

DÖNÜŞÜMÜN YAZILIŞI

Aralarındaki mektuplaşmaların en ateşli olduğu dönemde; Ellias Canetti’nin 20. yy’ın en büyük başyapıtı olarak niteleyeceği, Kafka’nın “pislik ve mukoza kaplı gerçek bir doğum gibi” diye tarif ettiği “Dönüşüm”ü 20 günde yazar ve Felice’yi bu eserinin babası (!) ilan eder. “Yalnızca bizi ısıran ve bizi sokan kitapları okumalıyız, içimizdeki donmuş denizi kıran balta olmalı onlar.” Ancak gayet seyrek olan yüz yüze görüşmeleri çoğunlukla hayal kırıklıklarıyla doludur. Yine de iki kez nişanlanırlar. İlk evlilik teklifinin kabulüyle Kafka yolunu kaybeder ve en tuhaf davaya kalkışır. Kendinden davacı olan bir avukat hiç bu kadar belagatli olmamış, bu kadar kesin kanıtlar sunmamıştır. “Yani her şeye rağmen bu çileyi üstlenmek istiyorsun Felice, imkânsızı denemek istiyorsun?”
“Evet, iyi bir koca olacaksın.”

“Yanılıyorsun, benim yanımda iki gün bile yaşayamazsın. Yerde sürünen sümsük bir kurtçuğum, suskun, geçimsiz, kederli, homur homur, bencil, hastalık hastasıyım. Yaşadığım bu keşiş hayatını sürmeye katlanacak mısın? Ailenden, arkadaşlarından ve hatta diğer her bağlantıdan tamamen ayrı kalmaya katlanabilecek misin? Zira, ben ortak bir hayatı başka türlü kesinlikle düşünemem. Mutsuzluğunun önüne geçmek istiyorum Felice, aşktan gözüm kör olmuşken seni hapsettiğim bu lanetli döngüden çık.” Sonunda Felice’nin arabulucu olarak görevlendirdiği “İlkbahar Çocuğu” Grete’nin Kafka’nın ilgisini çekmesi ve bunu Felice’nin öğrenmesiyle ilişkileri onarılamaz şekilde yaralanır.

HEM KURBAN, HEM CELLAT

Berlin’de, Tiergarten’ın ağaçlı yollarında Felice ona der ki: “Seni ilgilendiren tek bir şey var, bunu bana yüz kere söyledin: İşkenceyi cezalandırmak ya da ona maruz kalmak! Ben senin hem kurbanın hem de celladın olmaktan bıktım.”
Bu esnada Kafka hastalanır; tüberküloza yakalanır. Tedavisi kapsamında kırsala, Schlesen’e gider. Buradaki pansiyonda da “Şapkacı Kız” Julie ile tanışır. Julie’nin bir tezgahtar oluşu sebebiyle babasıyla arası açılır - ve evet, “Babaya Mektup” bu dönemin ürünüdür.
Hayatına giren kadınlar arasında Kafka’yla aşık atabilecek kadar zeki olan belki de sadece çevirmen ve gazeteci Milena’dır. Bu 23 yaşındaki, evli kadın Kafka’nın bazı hikayelerini Çekçe’ye çevirmek istemektedir. Şeytani bir üne sahip olmasına yetecek kadar çokça sevgili edinme, ressamlara çıplak poz verme, lezbiyenlik ve kokain kullanmak gibi dedikoduların öznesi olan Milana’ya tutulur. Gelecekte Nazi döneminde Ari ırka mensup olmasına rağmen sarı yıldızla Prag sokaklarında dolaşacak kadar cesur ve idealist olan Milena Viyana’da yaşamaktadır. Uzun mesafe ilişkilerine ayrı bir çekim duyan Kafka ile hemen bir mektup fırtınası başlatırlar. Grete Kafka’yı Felice’den, Milena da Julie’den kurtarmıştır. Aynı şekilde ellerine verdiği silahlarla: Mektuplarıyla.

Milena’ya günlüklerini bile okutur. Ancak Milena sadaka için bile övmez. Kafka, “Dönüşüm”ü ya da “Dava”nın ilk bölümlerini okuduğunda, coşkuyla gülmekten katılan (entelektüel çevresinden arkadaşları) Max, Oskar, Felix ve Ernst’in tersine, ona aşık olan kadınlar eserlerinde saçma bir dünya bulurlar. Korkudan donakalan bu âşık kadınlar, sevdikleri adamın kim olduğunu artık bilemezler. Milena ise ancak ölümü ertesindeki anma toplantısında Kafka’nın edebi gücünü över.
Felice: “Edebiyata olan eğilimini biliyorum.”
Kafka: “Eğilimim mi? (Öfkeden soluğu kesilir.) Eğilimim mi? Edebiyat olmayan her şeyden nefret ediyorum! Yazmayı bırakmak zorunda kalırsam, yaşamayı da bırakırım.” Milena’ya ilk seks deneyimini ve onun şimdiki hayatındaki gölgesini itiraf eder. Daha öğrenciyken bir tezgahtar kızla yaşadıkları sonucunda fahişelerle olan ilişkileri hariç cinsellikten korkmasının temellerini atmıştır. O cahil kızın yaptığı “korkunç hareket” ve dile getirdiği “edepsizce laf” artık her ilişkisinde o heyecanı aramasına neden olur.” Cinsel hayatımın gidişatını belirleyen hiç önemi olmayan bir sevişmedir, tarihteki büyük savaşlarda da böyle olmuştur”. O sevişmeden sonra çirkinlere bir zaaf oluşturur ve ancak Milena’yla bu “pisliği” özlemez.

Milena sonunda kocasını seçer. Kalbi kırık Kafka’nın hastalığı da ilerlemektedir. Bu sırada karşısına akıllı ve yumuşak Dora çıkar. 25 yaşındaki Dora ile olan ilişkisi belki de tek mutlu ilişkisidir. Ölümüne kadar yanında olacak Dora’yla hiperenflasyonun vurduğu anti-semitizmin kuvvetli olduğu Berlin’de sefalet çekerler. Dora’nın kollarında sanatoryumda gırtlak vereminden vefat eder.

Bu yolculuğun sonunda artık Kafka’yı tanımaya başlarız: Öğreniriz ki; Kafka alkol, sigara, kahve, çay içmez; kış ortasında pencere açık uyur; buz tutmuş nehirlerde yüzer; uzun yürüyüşler yapar; neredeyse hiç yemez; uykusuzluk çeker. İşlerini yakmaya olan meyline alışırız: “Mükemmel olmayan bir metni yayımlamanın anlamı yok.” Gürültüye katlanamadığını biliyor oluruz artık; farelere, gürültücü kardeşlerine, günlük işlerini yapmakta olan köylülere, ses çıkaran her şeye/ herkese sinirlenmiştir hemen önümüzde.
Mektuplarında herkesi sorgu benzeri sorularıyla bunalttığını, her detayı bilmezse rahat edemeyeceğini biliriz. Korkunç açıksözlülüğüne alışırız. Sadık, acımasız, karikatürel, nüktedan ve aldatıcı sıfatlarını hakkıyla kazanmıştır artık. Alttan alta Kafka’yla okuyucuyu tanıştıran bir kitap “Ebedi Nişanlı Kafka”. Bu sebeple, kitabın son sayfasını çevirmeye yakın yarım kol mesafenizde bir Kafka kitabı bulunsun. Çünkü Kafka okuma isteğinizin, İstanbul-NY arası uçan bir sigara tiryakisinin nikotin kriziyle yarışacak boyutlara ulaşması olasıdır.

Paylaş

Öyleyse ‘Yaşasın edebiyat!’ Geçen ay Grand Pera Emek Sineması’nda çok önemli bir edebiyat davetine katıldım. Davet önemliydi çünkü,Türk edebiyatının “yaşayan” 50 şairinin/yazarının, kendini, edebiyatını ve hayata bakışını anlattığı “Yüz Yüze Konuşmalar, Yaşayan Edebiyat” projesi tanıtıldı.

Devam