VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
09 Mayıs 2011 Pazartesi | Anasayfa > Haberler > Çok kısa ama çok derin bir roman...
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Çok kısa ama çok derin bir roman...

Ömer Özgüner

Marguerite Yourcenar’ın Helikopter Yayınları tarafından biz okurlara billur bir Türkçe ve özenli bir tasarımla bağışladığı, "Bir Ölüm Bağışlamak"ı anlatmak bir hayli zor. İsterseniz ben kolay kısmından başlayayım; eni topu doksan dört sayfalık bir kitap... Ama daha tanımında zorlanıyor insan. Bu kitap bir novella mı, yayınevinin de girişte yazdığı gibi anlatı mı? Kuzeyde, Baltık Denizi’nin kıyısında Latvia’da geçen kitabın asıl kahramanı savaşın buluşturduğu ikisi erkek üç genç. Bir yanda Bolşevikler"e karşı savaşan ve fizik olarak aynı uzun sert ve çevik-iki arkadaş Erich ve Conrad, diğer yandan zamanla Erich’e karmaşık bir aşkla bağlanacak olan Conrad’ın kızkardeşi Sophie...
1914 yılında başlayıp Rus ihtilaline kadar geçen süreyi kendine arka plan yapan kitapta, eğer bir şeyler okurken karalama hastalığına sahipseniz, bitirdiğinizde kalemle işaretlenmemiş sayfa sayısına şaşıracaksınız... Belçika doğumlu Fransız yazar Marguerite Yourcenar’ın neredeyse bütün cümleleri anektaod olmayı hak ediyor. Kitabı okurken yazarın bulduğu şahane bir cümleyi yerleştirme çabasını hiç hissetmiyorsunuz ki bu da yazılanları daha değerli kılıyor. Erich’in maceraperest yapısıyla -kendini böyle tanımlıyor- Conrad’ın yumuşaklığı derin bir dostluğu tam savaşın ortasında bir şatoda buluşturur. Sophie’nin Erich’e duyduğu aşka karşılık alamaması, aşkın her halini birbirlerine yaşatmaları sonunda şahit olacağımız dramı bize kolaylaştırır. Anlaşılması zor duyguların anlaşılması zor koşullarda gerçekten de anlaşılır duygularla aktarılması kitabın kısa ama derin cümlesinin sırrı. Bütün o duygulardaki çelişkiyi de anlamak ve kabullenme nasıl mümkün olurdu. Hele beş sayfa arayla hüküm süren salınım: "Kadına ihtiyacım olsa, en son bulacağım kadının kendisi olacağını söyleme kabalığına kadar vardırdı işi bir akşam. (sayfa 38)" Ve ikinci ruh hali: "Sanki kulağımı Sophie’nin göğsüne dayamış, kalbini dinliyordum. Aşırı yorgun kalbi duraksıyor, sonra, adeta cesaretin kendi öz ritmiyle, yeniden hızla çarpmaya başlıyordu. Ve hatırladığım kadarıyla, o anki tek düşüncem, "Ölünecekse, o gece, ben, Sophie’nin yanında ölmeyi seçiyorum"du. (Sayfa 52)" Aşk, cesaret, esirgenme, yalan, dostluk, savaş ve umutlar üzerine inanılmaz akıcı ve güzel bir kitap "Bir Ölüm Bağışlamak". Şubatın soğuğunda piyasaya çıkan bu kitabı okumak için ideal bir aydayız. Ne zaman basıldığı, yayınlandığına hiç bakmayacağınız klasiklikte bir eser. Babası tarafından soyadı rastgele harflerle değiştirilmiş, telaffuzu belki de bu yüzden zor Yourcenar’ın ister benim gibi yıllardır tutkunu olun isterseniz sıfırdan başlayın. Sürprizlerle karşılaşacaksınız, kendisin de beynimize mıhladığı gibi: İşin içinde kadın oldu mu, insan hep tuzağa düşer zaten...

Elvan’ın İtalyası...

Elvan’ı daha Uysal’ken, Bottoni olmadan tanırım. El değiştirmemiş Star Gazetesi’nde kültür sanat yazıları yazıyordu. Sonra İtalyanca aşkıyla başlayan İtalya aşkı için, sadece bir bavulla Roma’ya gidişini de çok iyi hatırlıyorum. Roma’da bir başına yaşadıklarından “bol konuşmalı” bir film çıkacağından emindim. Elvan kitabı tercih etti: "Mamma Mia İtalyan Mutfağı Hakkında Çok Şey"i yazdı.
Hikaye özetle şu: Elvan bütün İtalya’yı baştan aşağıya dolaşıyor ve kimi profesyonel, kimi bildiğimiz ev kadını annelerden yemek tarifleri alıyor. Elvan’ın bir dönem Digitürk’ün de favori kanallarından Alice’de Türkiye sorumlusu olarak çalışması meseleye hakimiyetini özetliyor. “İtalyan annelerin yaptığı yemeklerden bize ne, o malzemeler Türkiye’de olmadıktan sonra”, diyeceğinizi, sezgileri zaten hep çok açık olan Elvan, önceden duymuş olmalı ki aynı yemeklerin yerli malzemelerini de kitaba eklemiş. Neyse yazının buraya kadar olan kısmı, Elvan Türkiye’de de çok sayıda TV kanalına çıkarılarak, yemek tarifleri yaptırıldığı için bir tür “tanıtım”dı. Ama benim için "Mamma Mia" iki kitaptan oluşuyor. Biri yemek tarifleri, diğeri edebiyat. Elvan annelerle tanıştığı anları, her köşesine gittiği İtalya’yı, insanları duyguları o kadar güzel anlatıyor ki, kitabı ikiye bölünen Vikont gibi bölüp okuma hissi veriyor. Demin benim yaptığım “anıştırmalar”, şiirler, referanslar bu bölümlerde o kadar kuvvetli ki, en azından ben kurgu bir kitap yazacak Elvan’ın ilk okuru olmaya adayım. Kitaptan aldığım şu cümle ne demek istediğimi anlatmıyor mu sizce de: "Pigneto’dayız. İtalyan sinemasının ünlü yönetmenleri, Roberto Rossellini ve Pier Paola Pasolini’nin kült mertebesine ulaştırdıkları bir mahalle. Eskiden evsizlerin, sokak kadınlarının; sosyologların deyimiyle “alt kültürün” mekanı olan Pigneto, şimdi genç sanatçıların, öğrencilerin, eski solcuların mahallesi."

Paylaş

Bir VatanKitap’ın perde arkasıBu ay üç özel röportajla çıkıyoruz okur karşısına. Bunlardan ilki Türk tiyatro tarihine sahneleye çıkan ilk kadın oyuncu Afife Jale'nin yaşamını romanlaştıran Osman Balcıgil'le bu büyük değer üzerine Ece Erol'un yaptığı şöyleşi oldu. Diğer bir özel röportajımızı Cemre Nur Meleke, Aslı Perker'le yeni romanı Flamingolar Pembedir üzerine gerçekleştirdi. Sinemaya da uyarlanan Kocan Kadar Konuş kitabıyla büyük çıkış yakalayan Şebnem Burcuoğlu ise özlenen sıcak mahalle özlemimizi, Cemal Süreya'ya gönderme yaparak Cemal ve Süreyya aşkı üzerinden giderdiği yeni romanı Süreya Kuaför Salonunu anlattı.

Devam