VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
02 Haziran 2012 Cumartesi | Anasayfa > Haberler > Cumartesi gününün şarkısı ve kitabı
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Cumartesi gününün şarkısı ve kitabı

Cumartesi gününe Dire Straits""ten Your Latest Trick dinleyerek Boris Vian""dan Günlerin Köpüğü""ni okumak yakışır.

Tuna Kiremetiçi"nin 2 Haziran 2012 Cumartesi için tavsiyesi Boris Vian"dan Günlerin Köpüğü"nü Dire Straits"ten Your Latest Trick dinleyerek okumanız.

Fransız yazar Boris Vian"in iki günde yazdığı "Günlerin Köpüğü" yozlaşmış ilişkiler içinde yaşanan bir aşkı ve ardından gelen ölümü gerçeküstü bir zeminde anlatıyor.

Günlerin KöpüğüGünlerin Köpüğü

Boris Vian

Detay için tıklayın


Kitaptan bir bölüm:

"Sokağın başından beri, halk, Jean-Sol"un konferans vereceği salona
girebilmek için itişip kakışıyordu.

Herkes, basılan binlerce sahte davetiye yüzünden sıkı bir kontrol
yapmak üzere dizilmiş görevliler kordonunu aşabilmek için akla gelen bütün
kurnazlıkları uygulamaya çalışıyordu.

Bazıları cenaze arabasıyla geliyordu, ama polisler uzun çelik
mızraklarını tabuta daldırıyor ve içindekini bir daha çıkmamacasına tahtaya
mıhlayıveriyorlardı. Böylece ölüyü tabuttan çıkarma gereği ortadan kalkıyor ve
bu da cenaze törenlerini bir hayli kolaylaştırmaya yarıyordu; fakat bu arada,
olan mezarlığa giderken yanlışlıkla yolları oraya düşüp delik deşik edilen
sahici ölülere oluyordu. Başkaları özel uçaklardan paraşütle atlıyorlardı (ve
hava alanında uçağa binmek için kavgalar olmaktaydı). Böyle yapanları, bir
yangın söndürme mangası hortumlarından çıkan suyla daha havada nişanlayarak,
yollarını değiştirip Sen nehrine düşürüyorlar ve zavallılar orada
boğuluveriyorlardı. Daha başkaları da lağımlardan gelmeyi deniyordu. OOnları
da, tam çıkacakları anda, polisler altı demir pençeli ayakkabılarla ellerine
basarak itiyor ve işin geri kalan kısmını lağım farelerine bırakıyorlardı.
Fakat hiçbir şey bu taraftarları önlemeye yetmiyordu. Açıklamamız gerekir ki
boğularanlar ve hala inatla uğraşanlar aynı kişiler değildi elbette, ve
uğultu, bulutların üstünde boğuk bir şekilde yuvarlanarak taa gökucuna kadar
yükseliyordu.

Yalnız saf Partre"cıların, haberlilerin, yakınların ellerinde
sahtelerinden kolayca ayırdedilebilen davetiyeler vardı. Ancak bunlar, evlerin
kıyısında hazırlanmış ve her elli santimde bir el-freni biçimine girmiş gizli
polisler tarafından korunan, dar bir geçitten geçerek içeri girebiliyorlardı.
Her şeye rağmen de sayıları oldukça kabarıktı ve daha şimdiden dolmuş olan
salon, her geçen saniye, yeni gelenleri birbiri ardından barındırmaya
zorluyordu.

Chick daha bir gece önceden gelmişti. Kapıcıyı kandırıp yerini almak
ona çok tuzluya mal olmuştu, bunu da tam anlamıyla becerebilmek için yalnız
para vermekle kalmayıp adı geçen bu kişinin bir bacağını da kriko koluyla
kırmak zorunda kalmıştı. İşin ucunda Partre olunca, dublözonların değeri yoktu
onun için. Alise ve İsis kendisiyle birlikte, konferansçının gelmesini
bekliyorlardı. Onlar da bu önemli olayı kaçırmamak için geceyi burada
geçirmişlerdi. Koyu yeşil kapıcı üniformalarının içinde, Chick çok
yakışıklıydı. Colin"den yirmi beş bin dublözon"u aldığından beri artık işe
filan boşverir olmuştu.

İçerde toplananların hepsinde aynı, özgül görünüş vardı. Kendinden
geçmiş gözlüklü suratlar, karmakarışık dikilmiş saçlar, sararmış sigara
izmaritleri, sakız helvası geğirtileri ve kadınlar kısmında topuz yapılmış
çelimsiz saçörgüleri, çıplak gövdelere geçirilmiş kanadyen ceketler ve
karanlıkta uçuşan meme yuvarlakları.

Alt kattaki büyük salonun tavanının yarısı cam, öteki yarısı da -orada
bulunan erkekleri, yanlarındaki biçimsiz dişilerle birlikte varolmanın
ilginçliği üstüne kaygılara yönelten- resimlerle süslüydü ve herkes gittikçe
tıkılıyordu buraya. Geç gelenler ancak diplerde, tek ayaklarının üstünde
durabilecek bir yer buluyor ve öteki ayaklarından da, kendilerine çok yapışan
komşularını tepmek için faydalanıyorlardı. Üstüne Bouvard düşesiyle
adamlarının kasıldıkları bir loca, bu çelimsiz zavallılar kalabalığının
bakışlarını çekiyor ve göklere çıkartılmış bir felsefeciler sınıfının, geçici,
yetenek ve zenginliklerini gösteren şatafatıyla sanki sövüyordu onlara.

Konferans saati yaklaştıkça kalabalık daha da sinirli olmaya
başlıyordu. Dip taraftan doğru yıkıcı amaçları belli birtakım gürültüler
gelmeye başlamıştı. Birkaç öğrenci, Orczy baronesinin «Dağın üstünde yemin»
adlı yaptından enlemesinine çıkardıkları bölümleri yüksek sesle okuyarak
kafalarda yeni şüpheler uyandırmaya çalışıyorlardı.

Fakat Jean-Sol da yaklaşıyordu. Sokaktan fil sesleri geldi ve Chick
kapıcı kulübesinin penceresinden dışarıya sarktı. Uzaktan, zırhlı bir
tahtıravan içeinde Jean-Sol"un gölgesi belirmişti ve altındaki fil, buruşuk ve
pütürlü sırtıyla, kırmızı ışıkta garip bir yaratık gibiydi. Tahtıravanın dört
köşesinde, ellerinde baltalarıyla hazır durumda, keskin nişancılar
yerleşmişti. Fil, geniş adımlarıyla kendisine yol açıyor ve ezilen gövdeler
üstünde tepinen bu dört şahmerdan"ın sesi amansızca yaklaşıyordu. Kapının
önünde fil dizçöktü ve keskin nişancılar indiler. Jean-Sol da zarif bir
sıçrayışla aralarına atladı, baltalarını sağa sola savurarak kürsüye doğru
yürüdüler. Polisler kapıyı kapattılar, Chick de Alise ve İsis"i önüne katarak,
kürsünün arkasına çıkan koridorda koşmaya başladı.

Kürsünün dibi, iltihaplı kadifeden bir perdeyle kaplıydı ve Chick,
görebilmek için iki delik açmıştı perdeye. Yastıkların üstüne oturup beklemeye
koyuldular. Hemen hemen bir metre kadar önlerinde, Jean-Sol, yazdıklarını
okumaya hazırlanıyordu. Çevik keşiş gövdesinden olağanüstü bir çekicilik
yayılıyor ve dinleyiciler en ufak kımıldanışa kadar varolan bu korkunç
çekiciliğe kendilerini kaptırmış, yürekleri daralarak bekliyorlardı
başlamasını.

Özellikle bayan dinleyiciler arasında, içrahim hayranlığından
bayılmaların sayısı gittikçe artıyordu. İsis, Alise ve Chick bulundukları
yerden, kürsünün altına sığınıp bir yandan da daha az yer kaplayabilmek için
el yordamıyla soyunan yirmi dört seyircinin solumalarını rahatlıkla
duyabiliyorlardı.

- Hatırladın mı? diye sordu, Alise tatlı tatlı bakarak Chick"e.
- Evet, dedi Chick. Burada tanışmıştık...

Alise"e doğru eğildi ve usulca öptü onu.

- Bunun altında mıydınız? diye sordu İsis.
- Evet, dedi Alise. Çok hoştu.
- Anlıyorum, dedi İsis. O elindeki ne, Chick?

Chick yanında oturduğu kocaman, siyah bir sandığı açmaya başlamıştı.

- Bir ses alma makinası, dedi. Konferans için satın aldım.
- Ah! dedi İsis. Ne iyi bir fikir!.. Biz dinlemesek de olur artık!
- Öyle, dedi Chick. Eve döndüğümüzde, istersek bütün gece
dinleyebiliriz ama, plakları eskitmemek için bunu yapmayacağız. Önceden
kopyalarını çıkarttırırım belki, ya da «Efendisinin :ığlığı» firması
tarafından özel baskı yaptırırım.

- Çok pahalıya mal olmuştur bu size, dedi İsis.
- Yoo! dedi Chick. Hiç önemi yok bunun!..

Alise içini çekti. Öylesine hafif bir iç çekmeydi ki bu, yalnız kendi
işitti... ve de güçlükle işitti...

- İşte!.. dedi Chick! Başlıyor. Ben de mikrofonumu devlet
radyosununkiyle birlikte masanın üstüne koydum, hiç farkına varmayacaklar.

Jean-Sol henüz başlamıştı. Başlangıçta fotoğraf makinelerinin
şipşaklarından başka bir şey işitilmedi. Fotoğrafçılar, basın ve film
röportajcıları arı gibi çalışıyorlardı. Fakat içlerinden biri, elindeki
makinenin geri tepmesiyle yere düşünce korkunç bir kargaşalık çıktı. Kızgın
meslektaşları, üstüne üşüşüp adamı magnezyum tozuna buladılar. O da gözleri
kör edici bir şimşek olup, genel kıvanç bağırtıları arasında kayboldu ve
polisler geri kalanları toplayıp cezaevine götürdüler.

- Harika! dedi Chick. Yalnız ben kayıt yapmış olacağım.

O ana kadar iyi kötü rahat duran dinleyiciler de artık çığırından
çımmış ve Partre"ın her söylediği kelimeyi alkış ve çığlıklarla karşılayarak
o"na olan sevgilerini göstermeye koyulmuşlardı; bu da, tabii söylevin tam
olarak anlaşılması konusunda epey güçlük yaratıyordu.

- Herşeyi çakmaya uğraşmayın, dedi Chick. Kayıdı istediğimiz kadar
dinleriz.

- Üstelik buradan da hiçbir şey duyulmuyor, dedi İsis. Adamın sesi bir
fare kadar bile çımıyor. Bak aklıma geldi, Chloé"den bir haber var mı?

- Ondan bir mektup aldım, dedi Alise.
- En sonunda varmışlar mı?
- Evet, yokmuşlar en sonunda, fakat galiba tatillerini biraz kısa
kesecekler. Çünkü Chloé"nin sağlık durumu pek iyi değilmiş.
- Ya Nicolas? diye sordu İsis.
- O iyiymiş. Chloé"nin dediğine göre, kaldıkları otelde ne kadar
patron kızı varsa hepsine çok kötü davranmış.
- Nicolas çok tatlı, dedi İsis. Ne diye aşçılık yapar bilmem ki...
- Evet, dedi Chick. Garip bir şey...
- Neden garip olsun? dedi Alise. Ben bunu Partre biriktirmekten daha
akıllıca buluyorum, diye ekledi sonra Chick"in kulağını çimdikleyerek.
- Chloé"nin hastalığı pek önemli değil herhalde? diye sordu İsis.
- Nesi olduğunu söylemiyor bana, dedi Alise. Göğsünde bir ağrı varmış.
- Chloé o kadar güzel ki, dedi İsis. Hasta olabileceğini hiç
düşünemiyorum.
- Vayy! diye fısıldadı Chick. Şuraya bakın.

Tavanın bir parçası aralanmış, bir sıra baş görünmüştü. Cesaretli
hayranlarından bazıları camlığa kadar tırmanmayı başarmış ve bu güç işlemin
sonuna gelmişlerdi. Arkalarından başkaları onları itiyor ve ön sıradakiler
bütün güçleriyle aralığın kenarlarına tutunmaya çalışıyorlardı.

- Haksız da değiller, dedi Chick. Kaydadeğer bir konferans bu!..

Partre ayağa kalkmış ve halka, kurutulmuş çeşitli kusmuklarından
örnekler gösteriyordu. İçlerinden en güzeli çiğ elma ve kırmızı şarap
karışımından olanıydı ve çok övgü topladı. Artık Chick, Alise ve İsis"in
bulundukları perde arkasında bile kimse birbirini duyamıyordu.

- Pekiyi, dedi İsis. Ne zaman burada olacaklar?
- Yarın ya da öbürgün, dedi Alise.
- O kadar uzun zaman oldu ki onları görmeyeli!.. dedi İsis.
- Evet, dedi Alise, düğünden beri...
- Çok başarılıydı o düğün, diye bitirdi İsis.
- Evet, dedi Chick. O akşam götürmüştü Nicolas seni evine...

Neyse ki tavan bütünüyle salonun içine dökülerek, İsis"in bu konuda
ayrıntılara girmesini önledi. Kalın bir toz tabakası havalandı. Alçı
parçalarının içinden beyazımsı şekiller ayağa kalkıyor, sendeliyor ve
yıkıntıların üstünde kümelenmiş buluttan zehirlenip yeniden çöküyorlardı.
Partre durmuş, bu serüvende varoluşan bu kadar kişiyi görmekten kıvançlı,
elleriyle kıçını döve döve kahkahalarla gülüyordu. Bu arada koca bir nefes toz
da yutup deliler gibi öksürmeye başladı.

Chick ateşlenmiş, ses alma makinesinin düğmelerini çeviriyordu.
Makineden yeşil bir ışık çıkıp yer boyunca koşuştu ve aralıklardan birinde
kayboldu. Arkasından bir ikinci, bir üçüncü ve tam her yanı ayaklarla dolu bir
böcek çıktığı an Chick akımı kesmeyi başardı.

- Ne yapacağım şimdi? dedi. Takıldı bu. Mikrofonun içine giren toz
yüzünden. Salondaki gürültü en yüksek noktasını bulmuştu. Partre sürahiyi
başına dikmiş içiyor ve bir yandan gitmeye hazırlanıyordu, çünkü en son
sayfasını da okumuştu artık. Chick birden karar verdi.

- O"na şuradan yol göstereceğim, dedi. Siz gidin, ben arkanızdan
yetişirim."




Paylaş