VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
15 Eylül 2013 Pazar | Anasayfa > Haberler > Daisy Buchanan: Pervaneler, gömlekler ve yanlış anlaşılmış kadınlar
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Daisy Buchanan: Pervaneler, gömlekler ve yanlış anlaşılmış kadınlar

“Muhteşem Gatsby”yi ilk kez şimdi okusam ve gene Daisy Buchanan’a hayran olsam, bu sefer savunmaya çalışarak kendimi yormam. “Ben bu kadını seviyorum,” der, kestirir atarım.

Emrah Güler

“Yaz geceleri boyunca komşumun evinden çalgı sesleri dinmek bilmedi. Çimenliklerde erkekler, kızlar; fısıltılar, şampanya kadehleri ve yıldızlar arasında pervaneler gibi uçuştular.” Can Yücel’in dokunuşuyla otantik ruhuna neredeyse yaklaşan bu cümleyle yıllar içerisinde farklı yerlerde karşılaştım. İçinden kopartıldığı romanı anlatan bir dolu yazıda bu cümle, oraya buraya serpiştirilmiş haliyle beni defalarca ergenlik yıllarıma götürdü.

İngilizce okuduğum zamanlar içim o cümledeki “pervaneler” gibi pır pır etti. Türkçesini okuduğumda kendi kendime orijinalini tekrarladım. Hem de tane tane. Hızlı konuşan, hızlı düşünen bir insan için büyük bir şey bu. Okuduğum kitaplardan çok az cümleyi hatırlarım. Hatırladıklarımın hemen hepsi de beni lise yıllarıma, okuduğum her sözcükten hayatın nasıl bir şey olduğuyla ilgili bir şeyler yakaladığımı sandığım ergenliğime götürür.

Unutmayacağım cümleler vardır Pınar Kür’ün “Bitmeyen Aşk”ında, J.D. Salinger’ın kimine göre “Gönülçelen” kimine göre “Çavdar Tarlasında Çocuklar”ında. Bir de ara ara aklıma gelip okuduğum, her defasında boğazımı düğümleyen “Fareler ve İnsanlar” var. Hatta tüm diyaloglar var Steinbeck’in romanından soluksuz sıralayabileceğim. “George, hadi şu hikayeyi anlatsana George.”

Ama hiç bir cümle Nick Carraway’in uzaktan hayranlıkla izlediği, adım adım hayatının parçası olduğu komşusunun evindeki partileri anlattığı bu cümle kadar derinden etkilemedi beni. “Muhteşem Gatsby”nin muhteşem partileri o kadar doğru bir yerden vurmuştu ki ergen kalbimi. Bir de, “ne güzel gömlekler!” diyerek kendinden geçen Daisy Buchanan.

F. Scott Fitzgerald’ın romanını ilk kez şimdi, kırklı yaşlarımda okusam takılacağım şeyler farklı olurdu herhalde. Renksiz, alışılagelmiş okumalar yapardım gibi geliyor. Amerikan rüyasının çöküşünden söz ederdim bolca. Sonra toplumsal sınıf tanımlarının ne kadar kaygan zeminde şekillendiğini falan araya sıkıştırırdım. On sene önce okumuş olsaydım ilk kez, kadın erkek rollerine kafayı takardım. Kimbilir belki de Daisy Buchanan’ın acizliğine sinir olur, Jay Gatsby’nin dişiyle tırnağıyla yarattığı karizmasının ne kadar şişirilmiş olduğunu düşünürdüm. Yirmili yaşlarımda yeşil fenerin neyi simgelediğine kafa patlatırdım.

On altı yaşında okuyunca “Muhteşem Gastby”yi, Gatsby’nin partilerine ve Daisy’nin ele avuca sığmaz hallerine vuruldum. Aciz değil kırılgan buldum Daisy’i. Kişilik bozukluğu olarak algılayacaklarımı yardım çığlığı olarak gördüm. Yatakhanedeki arkadaşlarım Daisy’nin dizi dizi gömlekle karşılaşınca kendinden geçmesiyle dalga geçerken ben çatlak sesimle Daisy’i savunmaya çalıştım. Beceremedim. Daisy’nin savunulacak bir yanı yoktu. Kendi çocuğunu bile önemsemeyen, para için, gösteriş için yakınındaki herkesi satmaya hazır Daisy’nin sevilecek bir yanı da yoktu.

“Muhteşem Gatsby”yi ilk kez şimdi okusam ve gene Daisy Buchanan’a hayran olsam, bu sefer savunmaya çalışarak kendimi yormam. “Ben bu kadını seviyorum,” der, kestirir atarım. “Ben bu kadını görüyorum,” derim. Nick’in de, Gatsby’nin de, kocası Tom’un da, bu kadına zaaflarını anlatabilirim. Tek tek, her bir erkeğin neden Daisy’nin etrafında pervane olduklarını, neden o muhteşem partilerin ışıltısının Daisy olduğunu, neden tüm kırılganlığı, tüm çekiciliğiyle Daisy’nin romanın orta yerinde durduğunu anlatırım.

Romanı bitirip, bazı yerleri tekrar okuyup, bazı yerleri de sonsuza kadar beynime kazıdıktan sonra uzunca bir rapor yazdım İngilizce dersimiz için. Birkaç gün sonra öğretmen dersten sonra beni odasına çağırdı. 1920’lerin New York’unun, partilerin, şampanyanın, umutsuz aşkların, hayal kırıklıklarının, Caz Çağı’nın ve Daisy Buchanan’ın heyecanıyla saçmalamıştım. Raporumun çoğunda Daisy’ye bir şans daha vermemiz gerektiğinden, onu tanımaya çalışırsak anlayabileceğimizden söz etmiştim.

Raporum bir İngilizce ödevinden çok, popüler kültürü yeni keşfeden bir ergenin kafa karışıklığıydı. Marilyn Monroe’dan Lady Macbeth’e, hatta Madonna’ya, yanlış anlaşılan kadınların bir listesiydi yazdıklarım. Mrs. Room’un sözlerindeki övgüyü geç algıladım. Daisy’i, dahası bir kadını anlamaya çalışmam etkilemişti Mrs. Room’u. “Burada Zelda Fitzgerald eksik,” dedi, küçük bir diva tarihine dönüşmüş raporumu göstererek.

Sonrasında F. Scott Fitzgerald’ın büyük aşkı, roman kahramanlarından daha roman kahramanı gibi olan, karmaşık Zelda’nın kim olduğunu öğrendim. Ona da hayran oldum. Bu yaz gösterime giren Baz Luhrmann uyarlamasını heyecanla bekledim ve şans eseri, yılda birkaç kez gördüğüm, ayrı ülkelerde yaşadığımız liseden yatakhane arkadaşımla beraber izledik “Muhteşem Gatsby”yi. Sessizce izledik. Bir tek Daisy Buchanan’ın Jay Gatsby’nin gömleklerini görüp, kendinden geçtiği sahnede birbirimize bakıp gülümsedik.

Paylaş