VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
04 Kasım 2017 Cumartesi | Anasayfa > Haberler > Deliliğimden ancak yazarak kurtulabilirdim!
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Deliliğimden ancak yazarak kurtulabilirdim!

“Her roman, iki parça eşyanı toplayıp kendini dışarı atar gibi çıkılan heyecanlı bir yolculuk. Üstelik giderken aylarca dönmeyeceğimi de biliyorum” diyen Ece Erdoğuş, kendini ve edebiyatını anlattı.

ECE ERDOĞUŞ


Yazmak için bir yol, bir harita var mı gerçekten? Tek bildiğim, tutunduğum bir şeyler olduğu... Aslında her romanım söyleyemediklerimden, gösteremediklerimden, yeterince anlatamadıklarımdan, öfkelendiklerimden, bazen de yaşamak istediklerimden, hayal ettiklerimden çoğalıyor.

Edebiyat, yazar kimin hikâyesini anlatırsa anlatsın, sadece seçtiği hikâye için bile olsa otobiyografik olmaktan kaçamaz. Beni sarsan güçlü duyguların, hatta daha açık söyleyeyim, yenilgilerimin yazdıklarımda payı benden daha çok. Beni yazmaya iten en güçlü dürtü bu. Çünkü biliyorum ki yazı dönüştürür… Edebiyat dönüştürür… Hayatla ancak böyle savaşabilir ve galip çıkabilirim. Nihayetinde her şey bir hikâyedir. Böylece yenilgim, kırgınlığım, öfkem, mutsuzluğum, cesaret edemediklerim, söyleyemediklerim, kendimi yeterince anlatamayışım hediyem olur… Başka hiçbir şeye değişmeyeceğim ve beni başka hiçbir şeyin bu denli mutlu edemeyeceği bir hediye. Dedim ya, edebiyat dönüştürür. Hissedildikleri, yaşandıkları, hatta verdikleri huzursuzlukla içimde yarım kaldıkları için mutlu olabilirim artık. Hatta “İyi ki…” diyebilirim. Belki biraz da bu yüzden kahramanlarım sıra dışı, uyumsuz, huzursuz tipler. Bir o kadar da sinik, alaycı! Gizli bir bildikleri varmış gibi üstten bakarlar dünyaya. Çünkü ne olursa olsun yenilmek onlara göre değildir.

İlk iki romanımın kilidi “gitmek”
Her kitabın bir yolculuk olduğuna inanıyorum sonra... Her roman, iki parça eşyanı toplayıp kendini dışarı atar gibi çıkılan heyecanlı bir yolculuk. Üstelik giderken aylarca dönmeyeceğimi de biliyorum. Yazı masasına oturmak, her şeyin dışında ve “tam” olmak benim için. Fazla hesap kitap yapılmamış bir hikâyenin peşinden “gitme” isteğiyle heyecanı var içimde, durduramadığım, karşı koyamadığım bir istek... Bu hem kitabı yazma sürecimi anlatabileceğim bir kelime, hem de ilk iki romanımın, “Kolpa”nın ve “Yok Olma Kılavuzu”nun kilidi gibi: “Gitmek”.

“Kolpa”da uzaklara, ıssıza, dünyanın yalanlarından ve kendi hayatının gerçeğinden kaçış var. Ancak kaçış tam tersi bir yüzleşmeye dönüşüyor. “Yok Olma Kılavuzu”ndaysa bu dünyadan tümüyle gitmek, silinmek isteği.

Üçüncü romanım “Tuhaf Hikâyeleri Sever misiniz?”deyse edebiyata, edebiyatın içinden bakmaya çalışıyorum. Edebiyatımın en önemli meselelerinden biri de bu. Bir hikâyenin kendi içinde kaç boyutu olabileceğini araştırmak. Hayattaki gibi; yalanlarımız, saflıklarımız, ters köşelerimiz, sırlarımız, aldanışlarımız, kendi kendimize ve başkalarıyla oynadığımız oyunlar gibi. Metinle okur da hayattaki bu oyunu oynuyor bence. Bu romanda,başkaldıran, tuhaf ve dilbaz yanımın diyemediklerini avaz avaz Jaklin’in ağzından söylüyorum.

Yeni yayımlanan çocuk romanım “Dünya İçin Bir Şans”ta da bu böyle.
Aynı kasabada yaşayan, aynı sınıfta okuyan Türkiyeli Can ile Suriyeli Tahir’in hikâyesi. Can, çocuk gözüyle hayata, zevklere, savaşa, aile ilişkilerine dair merakıyla soruların sınırlarını, babasınınsa zaman zaman asabını zorluyor. Çünkü onun için Dünya, üzerindeki her şeyle yepyeni ve alışılageldiği, öğretildiği gibi olmak zorunda değil. Savaşı, önce sınıf arkadaşının suskunluğunda, mutsuzluğunda, sonra da yaptığı fantastik yolculukla tanıyor.
Suriyeli bir aileyi yerde gazete kâğıdı üstünde üç beş parça bir şey yerken görmek dünyanın en sıradan şeyi gibi oldu bizim için... Bunu yazarken bile utanıyorum. Bu utancım yüzünden ve o çocukların aklından geçenleri merak ettiğim için yazıyorum… Gerçeği hiçbir zaman görmezden gelemediğim için…

İlk kez çocuklar için yazdım ama yazmaya devam edeceğim. Zaten yazarken kendimi, düş kurup oyun oynayan bir çocuk gibi hissediyorum. Evimin sessizliği içinde kahkaha attıktan sonra bir anda tuşlara sert sert, takır takır vurmaya başlıyorum mesela. Üstelik çocuklar için yazmak bambaşka, çünkü onlar henüz yetişkinler dünyasının kurallarıyla tam tamına -neyse ki!- çevrelenmiş değiller. Orada her şey çok daha renkli, canlı, çılgın ve olası görünüyor. O halde birlikte daha pek çok hayal kurabiliriz.

37 kahramanlı kitap
Henüz yayımlanmayan beşinci romanım “Her Şeyi Baştan Anlat”taysa bambaşka bir yolculuğa çıkıyorum. Bu bir akıl hastanesi romanı. Sait Faik “Yazmasam deli olacaktım” diyor, ben de bu romanla diyorum ki, “Deliliğimden ancak yazarak kurtulabilirdim!” “Her Şeyi Baştan Anlat”, ilk ‘kalabalık’ romanım. Otuz yedi kahramanı var. Yazar olarak da sınırlarımı zorladığım bir roman.

Her romanımın yazım süreciyse benzer gelişiyor. Yazı masasına oturduğumda, yazdıklarımın içimde çok derinde, bilinmez bir yerden geldiğini hissediyorum. Yazmak benim için keşfetmek demek de bu yüzden. Hem dışarıyı hem de o yeri, kendimi keşfetmek... Bulabildiğim kadar bulmak belki de. İçimdeki insanları, hisleri, hikâyeleri, hatta şiiri... O derin, bilinmez yerin bana neler söyleteceğini merak etmek. O bilinmez yerin boyunduruğunda geçen zamandan sonra kitaplarımı gördüğümde kendime ‘Bunu ne zaman yazdım?’ diye soruyorum. Çünkü roman yazma süreci benim için çok hızlı gelişiyor. Çok uzun saatler aralıksız çalışıyorum, o günü ve duygumu sonuna kadar tüketmeden kalkamıyorum başından. Kalkmak zorunda kalsam da zihnimin bir yarısı hikâyemde kalıyor. Hatta türlü türlü aptallıklar yapıyorum bu yüzden. Ancak kitap bitince hayat kaldığı yerden eski akışına ve ritmine dönüyor.

Yazmak, kurduğun hayallere inandığın bir delilik hali ne de olsa.

Paylaş