VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
14 Eylül 2014 Pazar | Anasayfa > Haberler > Delilik ve dahilik arasındaki tarih
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Delilik ve dahilik arasındaki tarih

Laurent Lemire’nin kaleme aldığı “Çılgın Dahiler” Arşimet’ten günümüze bilim tarihi boyunca çılgınlıklarıyla nam salan çeşitli dâhilerin, dünyamızı değiştirirken akıl ve ruh sağlıklarında ödedikleri bedelleri ve çılgın projelerini anlatıyor


Londra, 1936. Sotheby’s’te bir adam açık artırmada Newton’un elyazmalarının bir kısmını satın alır. Adamın adı John Maynard Keynes ’tir. 1929 krizinin büyük iktisatçısı bu belgelerin İngiltere dışına çıkmaması için adını ve servetini ortaya koyar. Birkaç hafta sonra, bu metinleri okumaya daldığında keşfettiği şey onu şaşkınlık içinde bırakır. Elyazmalarının büyük bölümü fizik ya da mekanikle değil, teoloji ve simyayla ilgilidir.”

“Çılgın Dahiler” kitabında bu cümleleri okuduğum an, Keynes’in yaşadığı şaşkınlığı ve bir o kadar da hayal kırıklığını düşündüm. Çünkü söz konusu olan, yerçekimi kanunu bulan, rasyonel gerçekçi biliminsanlarının en ünlüsü Newton’dan başkası değil. Meğer yıllarca bu kimlikle bildiğimiz, Newton aslında yeni bir doğa biliminin mesihi olarak gören biriydi ve üstelik kişiliği yerçekimi denklemi kadar da basit değildi. Söz konusu kişi, yalnız, kılı kırk yaran, kibirli ve genellikle despot gibi davranıyordu. Akıl kendisine hata ise başkalarına aitti. daydı! Yani Keynes büyük bir keşifte bulunmuştu: “Yere göğe yerleştiremediği insan, kendisinin devlerin omzuna tünediğini söyleyen kusursuz bilgin, Galileo ve Kepler’le birlikte dönemin en önemli zihni, dinsel bazı kuruntulardan kurtulmuş değildir. İngiliz simyacılarının yasadışı cemiyetine mensup olduğundan, farklı antimon bağlarının sembolü ve bir çekim gücünün simyasal işareti olan ‘yeşil aslan’la bile ilgiliydi.” Yani Newton kimyanın değil simyanın peşindeydi ve dahilik ile delilik arasında duruyordu.
Sahi, deliler ve dahileri ayıran nedir? Tüm dünyanın, yeryükürenin bir boğanın boynuzu üzerinde durduğunu düşündüğü bir dönemde, “dünyanın yuvarlak olduğunu” iddia eden Galileo’ya sanırım kimse “deha” gözüyle bakmamıştı. Ama bugün biliyoruz ki, o bir deha! Ya da kaldığı otellerde her daim, biri kendisi diğeri hayaleti için olmak üzere iki oda tutan tüm zamanların en büyük matematikçisi Kurt Gödel için ne diyeceğiz. Ya da hayatı sinimeya da uyarlanan ve bir dönem kendini Antartika’nın imparatoru sanan Nobel Ekonomi Ödüllü John Nash için...

Peki ya, tüyler ürpertici projeleri nasıl yorumlamak gerek? Mesela Soğuk Savaş döneminde bir köpeğe fazladan kafa ekleyerek Sovyet cerrahisinin üstünlüğünü tüm dünyaya ispat etmeye çalışan doktor Vladimir Demikhov gibi. Ya da 1963 yılında, Amerikalı bir araştırmacının bir boğaya elektronik bir devre yerleştirerek, saldırısını uzaktan kumanda yardımıyla kesin olarak durdurmayı amaçlaması... Bu çılgınlık ötesi deneylere bugün şaşkınlıkla bakabiliriz. Ancak bunlar da bir zamanlar bilimsel deneyler olarak tanımlanmıştı. Üstelik bu fikirler sadece tarihin tozlu sayfalarında kalmış nostaljik unsurlar da değil.

Daha 2006 yılında, Nobel Kimya Ödüllü Paul Crutzen stratosfere içinde kükürt ya da hidrojen sülfürü bulunan balonlar göndermeyi önermişti. Kükürt yanarak kükürtdioksit meydana getirecek, o da güneş ışığını yansıtan sülfat partiküllerine dönüşecekti.Bu kükürtlü uzay engeli de yerkürenin ortalama ısısını azaltmayı sağlayacaktı. Bu ilginç fikirlere bir diğer örnek de, deniz suyundan yoğun bir şekilde bulut üretmenin önerilmesiydi. Buna göre de deniz suyu içindeki tuz nedeniyle daha beyaz olacak ve bu bulutlar güneş ışığını yansıtacaktı.

Çılgın DahillerÇılgın Dahiller

Laurent Lemire

Detay için tıklayın

Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163