VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
23 Nisan 2010 Cuma | Anasayfa > Haberler > Demokrasi neye yarar?
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Demokrasi neye yarar?

Norveçli sosyolog ve siyaset bilimci Ringen reform ihtiyacını sorguluyor.

Aytekin Hatipoğlu

Diyelim ki siyasi rejimimiz artık ileri demokrasi. Veya yerleşmiş demokrasi.

Yani:

En başta siyasetin finansmanı sorununu çözmüşüz. Partilerin başlıca geliri üye aidatları. Üyelerinin sayısını artırmak bir de bu nedenle partilerin birincil hedeflerinden. Ayni ve nakdi bağışlar çok düşük bir düzeyle sınırlanmış. Devlet hazinesinden bütün partilere üye sayıları oranında belirli bir destek sağlanıyor. Eğer çıkarsa, bağımsız adaylar da talip oldukları seçmen sayısına ve aday oldukları bölgenin koşullarına göre belirlenen hazine yardımı alabiliyor.

Hem tüzüklerde ve hem de pratikte parti içi demokrasi hâkim. Delegeler genel merkez kulislerini değil; genel merkez delegelerin nabzını tutup parti tabanını kokluyor. Parti disiplini ana ilkelere ve temel ahlaki kurallara kadar indirilmiş. İlçelerden başlayarak tüm teşkilatlar harıl harıl çalışıyor, incelemeler, analizler yapıyor, öneri ve teklifler üretiyor, bunlar parti genel kurulunun ve meclis grubunun gündemini oluşturuyor ve bu yolla TBMM’nin gündemine giriyor. Artık işler böyle yürüyor ve milletvekili listeleri de tabii genel başkanla genel sekreterin masasında değil tabanda oluşuyor. Herkes vekilinin seçiminde kendi iradesini kullanıyor; vekiller de genel başkana değil, kendi tabanına hesap veriyor.
Seçimlerde ülke barajı kaldırılmış. Temsilde adaleti azami düzeyde sağlayacak bir oy dağılımı sistemi belirlenmiş. Artık eskiden olduğu gibi oyların yüzde 40’ıyla Meclis’teki sandalyelerin yüzde 70’i elde edilemiyor. Grup oluşturamayan temsilcilerin ikna edilmesi kritik bir önem taşıyor ve bu bir “istikrar” sorunu olarak görülmüyor.

Siyasetin finansmanı ve parti içi demokrasi sorunu çözüldüğü için Meclis’te bekleyen bir tek fezleke bile yok. Zaten milletvekili dokunulmazlığı unutulmuş, kürsü masuniyeti var ama o da kimsenin aklına bile gelmiyor. Çünkü her şeyi eleştirmek, önermek, teklif etmek ve ısracı olabilmek “imtiyaz” olmaktan çıkmış.
Erkler arası sürtüşme, çekişme diye bir şey kalmamış; çünkü erklere seçilenler, seçildiği erkin ne ve ne için olduğunu gayet iyi biliyor. Herkes kendisine emanet edilen erkin hakkını vermeye çalıştığı için örneğin “geciken adalet” unutulmaya yüz tutmuş, A‹HM’e tek tük dosya gidiyor. Tazminat kararı çıktığında da tazminatı halk değil sorumlu olan ödediği için kıyamet kopmuyor çünkü bürokraside ve sistemin her köşesinde gizli imtiyazlar, korumacılık hayat bulamıyor.

MİLLİ İRADE UNUTULMUŞ
Yine erki yerine getirmekle yükümlü olanlar erkin ne ve ne için olduğunu kavradıkları için “milli irade” lafı da edilmez olmuş, herkes siyasi planı ve programıyla, aldığı oy oranıyla halkın hangi kesimini temsil ettiğini biliyor ve o kesim adına konuşuyor. Böylece toplumdaki siyasi eğilim ve yapılar denge içerisinde bir arada bulunabiliyor. Herkes bu dengenin demokrasinin olmazsa olmazı olduğunu biliyor.

Erkler erkin ne ve ne için olduğunu bildiği, yani nepotizm ve kendi zenginini yaratma da tarihe karıştığı içindir ki ülkenin batısı çağı yaşarken doğusu 5 çağ öncesini yaşamıyor artık. Kaynak israfı en aza indirilip ülkenin her yanında üretime yönelik yatırımlar yapılmış ve bunların güvencesi sağlanmış. Böylece nüfus ülkeye dağılmış, terk edilmiş topraklar hayat bulmuş, batı illeri kalabalık nüfusun ağırlığı altında çökme tehlikesini atlatmış; işsiz sayısı azalmış, işsizlik sorununun nedenlerinden biri olan nitelikli iş gücünü artırmanın yolları aranıyor.
Ve saire...

Halimiz böyle olaydı, başlıktaki soruyu sormayacak mıydık. Soracaktık. Hep soracaktık çünkü her zaman “daha iyisi” vardır. Bulunduğumuz noktaya en başta her beremez kendimizi demokratikleştirerek geldiğimiz için daha iyisini aramaya en elverişli ortamın demokrasi olduğunu, bunun için de demokratik siyaseti ve demokratik kültürümüzü geliştirmemiz gerektiğini biliyor olacaktık.

“Demokrasi neye yarar” sorusunu soran ve kitabına başlık olarak koyan, Oxford’ın sosyoloji ve sosyal politika profesörlerinden Stein Ringen (1945). Norveçli profesörün bu soruyu demokrasinin bir işe yarayıp yaramadığını ortaya çıkarmak için sorduğunu düşünmeyeceğiz tabii. Tersine; yerleşmiş ileri demokrasilerde bugün gelinen durum nedir, onu irdelemek için soruyor.
“Demokrasi Neye Yarar / Özgürlük ve Ahlaki Yönetim Üzerine” (YKY 3059-Cogito 180, fiubat 2010) (“What Democracy is For - On Freedom and Moral Government” Princeton University Press 2009).

Bu kitap, Ringen’in 1980’lerde “iyi yönetim” üzerine giriştiği üç ayaklı projenin üç ayağı. İlk iki ayak The Possibility of Politics (1987 ve 2006) ve Citizens, Families and Reform (1997 ve 2005) başlıklı kitapları.

YEREL DEMOKRASİYE NE OLDU?
Yazar günümüzün ileri (ya da yerleşik) demokrasilerindeki durumu “neye yarar” kıstasıyla ve iki ana unsurdan bakarak inceliyor:

“Demokratik siyaset mekanizmasının kusurları” ve “Bizzat yurttaşların demokratik yurttaşlığı anlama ve uygulama tarzı.”

Projesinin son ayağının ürününü “Demokrasinin bir amacı vardır. Bu da demokratik yönetimlerde yaşayan kişilerin yararınadır (daha doğrusu öyle olmalıdır). Özerk ve güvenli yaşamalarına, hayatlarına makul ölçülere göre diledikleri gibi yön vermelerine yardımcı olur. Onların ve çocuklarının gerçekte kendi efendileri olarak yaşayacaklarına güven duymalarını sağlar. Kısacası, sıradan insanın özgürlüğüne dönüktür. Demokrasi sonuçta özgürlük içindir. Elinizdeki kitaba temel oluşturan fikir budur” diyerek açıklayan Stein Ringen’in bir özlü sözü bugünün Türkiye’sinde yaşayan bendenize pek manalı geldi: “Demokrasiyi korumanın yolu, çokça yaptığımız gibi ona alkış tutmak değil, nadiren yaptığımız gibi onu reforma tabi tutmaktır.”
“Alkış tutma”yı hemen bildim de “reforma tabi tutma”yı ne yapacağımı bilemedim. Fakat günün birinde bize de lazım olur diye hafızamda sıkı sıkı saklayacağım.

Ringen’in geldiği noktanın “acil reform ihtiyacı” olduğunu tahmin etmek elbette zor değil. Kitabın bir bölümü de kendisinin reform önerilerini içeriyor. Bu bölüm, durmaksızın demokrasi derken esasen neden bahsetmekte olduğuna dair pek bir fikri olmayan bizler için de önemli. Ringen bu bölümde “ihmal edilen ‘yerel demokrasi’ye yeniden dönüp bakmanın kaçınılmazlığından” söz ediyor. Biz kendimiz için ona “yeniden bakmak” demeyelim de “tanışmak” diyelim. Belki demokrasimiz için yola çıkacağımız yer orasıdır.

Nurettin Elhüseyni’nin titiz çevirisi ve güzel Türkçesiyle dilimize kazandırdığı bu kitapta demokrasiye hayat veren bütün unsurları bütün detaylarıyla bulabiliyoruz. Olur da bir gün demokrasimizi kurarsak, Ringen’in uyarılarına ihtiyacımız olacaktır...

Paylaş