VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
14 Ekim 2016 Cuma | Anasayfa > Haberler > Derdim dünyadan büyük değil!
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Derdim dünyadan büyük değil!

Türk edebiyatının usta şair-yazarı Haydar Ergülen, 10 yaşında başladığı edebiyat yolculuğunda 50 koca yılı geride bıraktığını söylüyor ve ekliyor: “Kimseyi karşıma almak için değil, yan yana durmak için yazıyorum şiirlerimi.”

OYLUM YILMAZ



Hayatın ve dilin kendiliğindenliğini her zaman şiirine taşıyan şair, bu defa tam anlamıyla gündelik ve sıradan olanın peşine düşüyor yeni yayımlanan şiirleriyle. “Ve ben yaşadım, ve ben yazdım öyle küçük şeyler yüzünden”, diyor. Çünkü “derdim dünyadan büyük değil”, diyor... Haydar Ergülen’le ilk yazdığı şiirden bugüne aldığı yolu; şiirin yol arkadaşlığını; yazarak bir şeylerin karşısında değil de, içinde olabilme imkanlarını; hayatımızda Gezi’nmeye başlayan şiiri ve yeni ateşli, mesafesiz, genç şiir okurunu konuştuk. Ama en çok da “Öyle Küçük Şeyler”i…

Bir yazınızda “Şiir karşımıza almak için değil, yanımızda olsun diyedir,” diyorsunuz. Herkesin bir şeylerin ya da birilerinin karşısında olduğu bu günlerde, yazarak bir şeylerin karşısında değil de içinde olmak mümkün mü sizce? Bunu elbette ki ümitle soruyorum.

Çok yazı yazıyorum, çok da şiir yazıyorum galiba. Yine de daha az şiir yazmak için daha çok yazı yazdığım söylenebilir. 6 çocuklu bir evde abi olarak büyüdüm, kardeşlerimi ve kardeşlik duygusunu çok severim. Eskişehir’de Göçmenevleri’nde yetiştim, insan göçmenlerle büyüyüp onları severse dünyayı sever zaten. Öyle dünya iyisi insanlardır. 60 yaşındayım, şükür hâlâ sosyalistim. Her fraksiyondan sosyalistle arkadaş oldum. Yalnızca bizim mahalleden değil, İslamcı yazar ve şairlerden de çok ve iyi arkadaşlarım vardır gençliğimden beri. Alevi dedesiyim, yolum barış yoludur, anlayış yoludur. O yüzden kimseye kin gütmem, düşmanlık beslemem. Elbette ırkçılar, zalimler, insan, hayvan ve tabiat düşmanları hariç. Bunları niye söyledim? Kardeşlik kadar kıymetli bir şey de arkadaşlık ve yoldaşlıktır benim için. Kitaplarımı alan, okuyan, imza ve söyleşilerime gelen arkadaşların yarısı da başörtülüdür. Üstelik benim Alevi ve sosyalist olduğumu bilirler, zaten konuşmada da söylerim bunları. İşte bu nedenlerle yazdığım şiirler kimseyi karşıma almak için değil, yan yana durmak içindir diye düşünürüm.
Mükemmellik peşinde değilim

“Öyle Küçük Şeyler” imgenin, dünyanın, hayatın, şiirin büyüklüğünü bilen, kavrayan ve o bilişin içinden kendini küçültmeye, seyreltmeye, azaltmaya çalışan şiirler gibi geldi bana. Haydar Ergülen şiiri zaten çok kendiliğinden, sade ve dolaysız bir şiir, şimdi daha da mı öze iniyor?
Gündelik ve sıradan olanın şiirleri diyelim. Tıpkı “Üzgün Kediler Gazeli” kitabımın adı gibi, bu kitabın adını da sevgili şair arkadaşım Engin Turgut’tan, onun çok sevdiğim “ve ben öldüm öyle küçük şeyler” dizesinden aldım. “Ve ben yaşadım, ve ben yazdım öyle küçük şeyler yüzünden” demek istedim. Bir tür günlük, şehir içi ve şehirlerarası ve ülkelerarası yolculukların notları olarak da okunabilir. Şiir büyük bir olanak. Her şeyden, edebiyattan, yazıdan, imgeden de önce böyle düşünüyorum, insana alan açıyor. Yazana da, okuyana da. Bir ‘yolluk’ olarak da geliyor bana. Yol arkadaşı, yoldaş, yolluk. Yolculuk hâli diyelim. Yalnızca biz onu var etmiyoruz, aslında o bizi var ediyor, onunla var oluyoruz. Eh, arkadaşlarımızı da bir yabancı gibi sevemeyiz, olduğu gibi, doğal, kendiliğinden ve sade bir ‘tören’le severiz. Şiir de öyle yakınımız. Şiiri de öyle severiz.

“Makilerin kokusu epik/ ağaçların kokusu lirik / hep böyle bir şiir / yazmak istemişimdir!” Sizi bir ömür peşinde koşturan o “hayaL şiir” nasıl bir şiir? Yoksa çoktan yazdınız mı?
Mükemmellik peşinde olan biri değilim. Buna da çok inanmam zaten. Günümüzde insanları daha çok çalıştırmak, sömürmek için kapitalizmin uydurduğu ‘yaratıcılık’ kavramı gibi bir şey bu. Dediğim gibi şiir bir yoldur, ne kadar gidebilirim, sonu var mıdır, neye ve nereye varır bilmiyorum. Yola çıkmak da hakiki anlamında bilmemek ama aramak üzere çıkmak değil midir? Benimki de öyle. Şiiri hem bir hakikat hem de bir oyun olarak çok seviyorum, elbette kendi yazdıklarım kadar, belki onlardan da çok okuduğum şiirlerden söz ediyorum.
Birkaç şiir kitabı daha yazmak istiyorum. Ama araya başka yaşantılar, anılar, hayatlar, ölümler, acılar giriyor, bambaşka şeyler yazıyor insan. Hele Türkiye’de! Hele yazarın, şairin, sanatçının özerkliğine ve bağımsızlığına inanıyor, böyle davranıyorsan işin daha da zor! Ben bir ara sanat edebiyat âleminde de pek moda olan kavramla ‘cool’ bir yazar ve insan değilim. Memlekette olan bitenden ziyadesiyle etkileniyorum. O zaman da istemediğin ama kendini yazmak zorunda hissettiğin şeyler yazıyorsun. Bunu şiirden çok yazı için söylüyorum. Asıl uğraşına, şiire uzun uzun zaman ayıramıyorsun çoğu kez. Bu kitaptaki şiirler işte son yıllardaki gelişmelerden çalabildiklerim, kaçırabildiklerim. Hayal şiirim yok kısacası, sadece daha geniş zamanda şiir yazabilmeyi hayal ediyorum!
Şiirdeki son büyük hareket

“Öyle Küçük Şeyler”de yine aşk, dünyanın kederini gündelik dertlere dönüştüren insan ve onun hem derdinin çaresi hem de derdinin eşlikçisi olan doğaya dair imgeler görüyoruz. Ama bu defa diğerlerinden farklı olarak zaman üzerinde daha çok düşünmeye başlamışsınız gibi geldi bana...
Demek ki ‘zaman’ı gelmiş zaman üzerine daha fazla düşünmenin! Oktay Rifat’ın dizesi hiç unutulur mu, “Bir çekitaşı gibi üstümde zaman” diyordu. Sanırım düşünürken de, tıpkı bu kitaptaki gibi yazarken de, ‘dünya’ ve ‘zaman’ kavramlarını birlikte ele alıyorum. Bunu sonradan fark ettim, dünya, zaman demek, zaman da dünya demek olmuş benim için. Dünya için dizeler yazmak istedim, biraz yazdım, biraz kaybettim, sonra yine yazdım. Yazınca geçer diye de düşünmüş olabilirim. Belki sonra bir tür dertlenme imgesi olan dünya yerini başka şeylere bırakır. Ama derdim dünyadan büyük değil!

Şiirde çok büyük bir değişimi yaşadığımızı konuşuyoruz, özellikle de Gezi’den sonra. Şiir değişiyor ama siz bu değişimin merkezine şairi, şairleri değil, okuru koyuyorsunuz daha çok sanırım. Genç, tutkulu ve bütün şiirlerin kendine yazıldığını, bütün şiirlerin kendine ait olduğunu düşünen bir okura işaret ediyorsunuz. O okur, o “mesafesiz okur” sizi nasıl etkiliyor?
Gezi’den sonra söylediğim şey şu: Gezi, benim için politik bir hareket olmaktan da öte poetik bir hareketti. Ezberimiz önce politik olmak, sonra da bunun poetik uçlarını oluşturmaktı. Gezi bu ezberi bozduğu için bence ‘poelitik’ bir hareket, yani hem poetik hem politik. Sonra neye yaradığı, neyi değiştirdiği çok sorgulandı Gezi’nin. Hiçbir şeyi değiştirmediyse bile, şiiri hayatımıza daha çok yaklaştırdı. Şiiri yalnızca kitaplarda yazılanlardan, okunanlardan ibaret sanan ve bu nedenle de pek sevmeyenleri şiirin bir ‘yaşantı’ olduğuna inandırdı. Şiirin insanda, doğada, yeryüzünde, canlılarda, ağaçlarda var olduğunu kavradı insanlar. İşte onlar benim için ‘mesafesiz okur’dur. Her şeyin şiir diye okunabileceğine inanmış okurdur.
Ve o okurken ayırarak okumaz. Çok ilginç ve güzel elbette. Gezi’den sonra Turgut Uyar, Ece Ayhan, Edip Cansever, Cemal Süreya okunup paylaşılmadı sadece; Didem Madak, Birhan Keskin, Nilgün Marmara da paylaşıldı, Metin Altıok da, Cahit Zarifoğlu da. Bu önemli, çünkü Zarifoğlu İslamcı bir şair ve Gezi gençliği ayırmadan onu da okudu. Benim “Gezi direnişi, Türk şiirindeki son büyük harekettir” derken söylemek istediğim bu. Şiir yeniden hayatımızda Gezi’nmeye başladı!

Şiir barışı getirir, barıştırır

Sizin için ezberlediğimiz bir cümle var; “80 sonrası şiirimizin en önemli isimlerinden.” En az iki kuşak, şiiri, şairi sizden biliyoruz. Peki Haydar Ergülen kırk seneye yaklaşan şiir deneyiminde, şimdi nasıl bir yere geldi? Şiir onu kırk yılda nasıl bir şaire dönüştürdü?

Ben şiirle uğraşınca zaman daha yavaş geçer diye düşünmüş olmalıyım ki şimdi biraz şaşkınım açıkçası. Ne çabuk! Şiirin bir yavaşlık hâli olduğuna, dünyayı, yani zamanı da yavaşlattığına fazla inanmışım demek ki! Kırk yılda, hatta 10 yaşımdan beri nerdeyse şiir okuyup yazdığım düşünülürse 50 yılda bir şiir boyu yol gelmişim. Fena bir yol değil benim için. Şiirin bir insanlık hâli olduğuna, arkadaşlığa yaradığına inandım. Şiiri abartmamak gerektiğini, şair olmanın pek de önemli olmadığını, hiç şiir okumamış, yazmamış nice insanda şairlerden daha fazla şiir olduğuna da inandım. Eh, bu kadarı da yalnızca şaire değil, hepimize yeter! Bu yeterlilikle şiir yazıyorum ve ne kadar çok şair, ne kadar çok iyi şair, genç şair olduğunu görüp çok seviniyorum. Daha çok şair olsun, daha çok şiir yazılsın, okunsun, bundan güzel bir şey olabilir mi? Şiir insan içindir, dünyayı güzelleştirmek içindir, çok şair, çok şiir, barışı getirir. Şiir barıştırır.

Siz çok üreten bir şairsiniz, aynı zamanda verdiğiniz derslerle, atölye çalışmalarıyla, yazdığınız güncel denemelerle kültür ve sanat hayatımızın merkezindesiniz. Şiirin ve yazının geleceğinde ne görüyorsunuz? Ya da şöyle sorayım, gelecek günlerin şifasını şiirden beklemeye devam edelim mi? Şiirin bir iyilik olduğuna hep inandım, yazana da okuyana da, dünyaya da iyi geleceğine safça ama umutla inanmaya devam ediyorum.


Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163