VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
28 Kasım 2012 Çarşamba | Anasayfa > Haberler > Diktatörlerin "kara kutuları": Kadınları
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Diktatörlerin kara kutuları: Kadınları

Dünyada bir milyondan fazla satan “Diktatörlerin Kadınları” kitabının çevirmeni Dr. Elif Ertan, yazar Diane Ducret ile Fransa’da Vatan Kitap için buluştu. İşte Hitler'in, Mussoli'nin ve diğer diktatörlerin sır dolu özel hayatları

ELİF ERTAN

Kitabın arka planını ve etkilendiği tarihi kişilikleri Ertan’a anlatan Ducret, “Medyatikleştirmekle siyasal gücü karıştırmamak gerek. Lider eşlerinin artık iletişim dışında gerçek siyasal ağırlığı yok. Gerçek güçlerini geri planda gerçekleştiriyorlar” diyor.
Tüm dünyayı savaş alanına çeviren bir diktatöre âşık olmak mümkün mü?
Hitler’in aldığı hayran mektuplarının Beatles’ın aldıklarından fazla olduğu gerçeğinden yola çıkarsak buna evet demek hiç de zor değil. Siyasi, hukuki hiçbir yetkisi olmamasına rağmen, birlikte olduğu diktatörle benzer iktidar gücüne sahip olmak da bu aşkın geri plandaki büyük sır elbette. “Diktatörlerin Kadınları” kitabını kaleme alan Diane Ducret de aynı görüşte zaten, “Bazen eş, bazen dost, akıl hocası, kimi zaman sevgiliydiler, hiçbir yasal hakları olmadığı halde her şeyi yönettiler” diyor. Ducret ile, kitabını Türkçeye çeviren Dr. Elif Ertan konuştu.



Böyle bir kitap yazmaya nasıl karar verdiniz?
Siyasi isimlerin özel hayatları çoğunlukla gizli tutulur, kaynaklara ulaşmakta zorluk çektiniz mi?

Diktatörlerin kişilikleri üzerine tarihsel bir boşluk vardı. Genellikle hatalar yapan erkekler olduklarını ve en kötü yanlarının kadınlar için cazibe noktası haline geldiğini unutuyoruz. Hitler’in Beatles ve Rolling Stones’un toplamından daha çok hayran mektubu aldığını öğrendiğim an, bu konunun önemini fark ettim. Mussolini, çoğu kadınlardan gelen, ayda ortalama 30 bin mektup alıyordu. Ortalığı bu kadar kasıp kavuran adamların cazibesi nereden geliyordu? İşte 20. yüzyıl tarihine sormak istediğim soru buydu. Elbette bu iş hiç de kolay olmadı, çünkü özel yaşamları arşivlerin en gizli köşelerinde saklanıyordu, tarihin unuttuklarını ortaya çıkarmak için birçok araştırma ve söyleşi gerçekleştirdim.

HEPSİNİN SONU TRAJİK OLDU

Diktatörlerin hayatına giren kadınlar arasındaki farklar ve benzerlikler neler?

Bütün bu kadınlar birbirinden çok farklıydı; Eva Braun ya da Mussolini’nin sevgilisi Clara Petacci gibi genç, güzel, uçarı kadınlar ya da Elena Çavuşesku veya Mao’nun karısı, Çin’in sonraki hakimi olmak isteyen Çiang Çing gibi güçlü kadınlar. Mussolini’nin sevgilisi ve danışmanı Margherita Sarfatti gibi zengin ve eğitimli kadınlar da vardı. Ancak her birinin bir ortak noktası bulunuyordu; bir diktatörü kendi yaşamlarından çok sevmiş ve aşkları uğruna her şeyi feda etmeye hazır olmuşlardı. Hepsi de, tragedyalardaki kadın kahramanlar gibi diktatörleriyle birlikte öldü ya da Nadya Stalin gibi yaşamına son vererek trajik bir son yaşadı.

Aralarında sizi en çok etkileyen hangisiydi?
Her birinin kendine özgü, insanın içine dokunan ya da insanı rahatsız eden yanları vardı. Hitler’in aşkı uğruna altı çocuğunu öldürmeye ve intihara karar veren Magda Goebbels ya da kocasının işlediği suçlara dayanamayarak intihar eden Nadya Stalin’i sayabilirim.

Genele baktığımızda, tarih hep erkekler tarafından yazılıyor. Sizce bu hikayeler “Her başarılı erkeğin arkasında bir kadın vardır” sözünü doğruluyor mu, yoksa yanıltıyor mu?

Çok doğru. Kitapta en otoriter, kendisini en sert göstermeye çalışan erkeklerin bile sevdikleri, danıştıkları, iktidara gelmelerinde yardım eden bir kadın olduğunu görüyoruz. Bu erkeklerin birçoğu bu kadınlar olmadan iktidara asla gelemezdi. Tek bir eşe, Mira’ya sahip Miloseviç’in söylediği esprili bir söz vardır : “Her liderin arkasında bir sevgili bulunur denir. Öyleyse ben asla büyük bir lider olamayacağım.”

Kitaptaki diktatörleri neye göre seçtiniz?
20. yüzyılda düşünceleri ve ordularıyla bütün dünyanın güvenliğini tehlikeye atan ve yıkıcı bir savaşla karşı karşıya kalan diktatörler üzerinde çalışmak istedim. Kadınların da, nasıl bu diktatörlerin hırslarının kurbanı olduklarını ortaya koymak için birbirine düşman ya da müttefik Stalin, Hitler, Mussolini ya da Mao gibi diktatörleri ele almak önemliydi.



Bugünkü diktatörlerin kadınlarıyla ilgili ne düşünüyorsunuz? En bariz örnek olarak mesela
Esma Esad’ın durumuyla ilgili ne düşünüyorsunuz?


İkinci Dünya Savaşı diktatörleriyle günümüzdekileri karşılaştırmak çok zor, çünkü artık koşullar değişti. Son diktatörlerin neyse ki askeri, ideolojik işgaller ya da etnik soykırımlar gibi bir arzuları yok. Esma Esad’ın ülkesini yönetmediğini unutmamak ve başkasının hatasını ona yüklememek gerekir. Elbette Batı medyası modern görünümü ve “batılı” eğitimiyle ondan kendisi için bağımsız müttefik kadın yaratmak isteyecektir. Ancak Esma Esad hem bir eş, hem bir anne hem de bu korkunç durumda kalmıştır.

Günümüzde diktatörlerin sayısı azalmakla beraber demokrasilerde güçlü adamlar artıyor. Sizce onların eşleri de eskisinden daha önemli pozisyonda mı? Bu anlamda öne çıkanlar hangileri?

Evet bizlerde cumhurbaşkanı eşlerinin ön saflarda yer aldığı, televizyonlarda, gazete ve dergilerde ön sırada bulunduğu doğrudur. Örneğin François Hollande’ın seçim kampanyasında Valerie Trierweiler merak konusu olmuştu. Ancak medyatikleştirmekle siyasal gücü karıştırmamak gerek. Artık lider eşlerinin iletişim dışında gerçek siyasal ağırlığı yok. Gerçek güçlerini geri planda gerçekleştiriyorlar.




Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Hanım’la ilgili izlenimleriniz neler?

Kendisini çok az tanıyorum. Ancak 2011 yılında benim için çok önemli bir cümle dile getirmişti:
“Kadınların çıkarmadığı ve kadınların sürdürmediği savaşlarda, en önce kadınların, en önce çocukların hedef tahtasına yerleştirildiği bir dünyada yaşıyoruz. Bangladeş’te, sokakta geceleyen, sabah, özürlü evladına çöplükten ekmek kırıntısı toplayan anneler gördüm. Pakistan’da, sel felaketinde, ailesinin tüm fertlerini yitiren, yoksulluk içindeki yaşamına bir de yalnızlığı ekleyen kadınlara şahit oldum. Saraybosna’da, sistematik şiddet uygulanan kadınlar tanıdım. Irak’ta, ellerinden eşleri, ellerinden çocukları, ellerinden gelecekleri alınmış kadınlara tanık oldum. Gazze’de, Kudüs’te Sudan’da, Ramallah’ta, umutları, sesleri, nefesleri, insani hakları çalınmış; yavruları fosfor bombalarıyla katledilmiş, gözyaşları dahi, sinirleri dahi alınmış kadınlar gördüm. Doğu’da ve Batı’da zulme uğramış kadınlar gördüm.” Bazı kadınlar diktatörleri sevmiş olsa da bazıları da diktatörlerin kurbanları olmuşlardı. Fransa dahil Batılı ülkelerde de kadınların kaderlerinin daha da iyileştirilmesi gerekir.


Diktatörlerin KadınlarıDiktatörlerin Kadınları

Diane Ducret

Detay için tıklayın


Paylaş

Bir VatanKitap’ın perde arkasıBu ay üç özel röportajla çıkıyoruz okur karşısına. Bunlardan ilki Türk tiyatro tarihine sahneleye çıkan ilk kadın oyuncu Afife Jale'nin yaşamını romanlaştıran Osman Balcıgil'le bu büyük değer üzerine Ece Erol'un yaptığı şöyleşi oldu. Diğer bir özel röportajımızı Cemre Nur Meleke, Aslı Perker'le yeni romanı Flamingolar Pembedir üzerine gerçekleştirdi. Sinemaya da uyarlanan Kocan Kadar Konuş kitabıyla büyük çıkış yakalayan Şebnem Burcuoğlu ise özlenen sıcak mahalle özlemimizi, Cemal Süreya'ya gönderme yaparak Cemal ve Süreyya aşkı üzerinden giderdiği yeni romanı Süreya Kuaför Salonunu anlattı.

Devam