VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
11 Ocak 2017 Çarşamba | Anasayfa > Haberler > Dilin gözlemevinde
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Dilin gözlemevinde

Julio Cortázar, hikâyeye oyuncu ruhunu geri getiren olağanüstü bir yetenek olarak edebiyatın içinden gelip geçti. Sadık okurları “Gözlemevi”nde bu kez karşılarında farklı, yepyeni bir yazar bulacaklar.

OYLUM YILMAZ


Julio Cortázar. Yazdığı dili sarsan, hikâye etme şekliyle dilin sınırlarını zorlayıp anlatı kalıplarını yıkan bir yazar. Bunca sevilmesinin nedeni ise bir yandan yazdıklarıyla anlatı sanatının araçları ve amaçları hakkındaki değerleri, inanışları yıkıma uğratırken diğer yandan sanatın alanını genişletmesi, genişletirken de anlatı türünün, yazmanın bir tür eğlenme biçimi olabileceğini kanıtlaması. Hani bazı yazarlar vardır, yazdığı hikâyelerin sevilmesi ve okunmasıyla kalmazlar, hikâyenin kendisini değiştirirler ya, işte Julio Cortázar da o nadir örneklerden biri. Hikâyeye hak ettiği neşeyi, oyuncu ruhunu geri getiren olağanüstü bir yetenek olarak edebiyatın içinden gelip geçti. Geriye “Seksek”, “Mırıldandığım Öyküler”, “Oyunun Sonu”, “Manuel’in Kitabı” gibi yapıtlar bıraktı. Elimde sayfalarını birer birer çevirdiğim, karşıma çıkan her cümle üzerinde uzun uzun düşündüğüm “Gözlemevi” ise hem yazarın sözünü ettiğim oyuncu yanının bir ürünü hem de bütün bu saydığım yapıtların çok dışında duran bir metin. Aslı Biçen’in özenli çevirisiyle Türkçeleşen kısacık ve baş döndürücü bir oyuna hazırsanız, başlayalım…

“Gözlemevi”, gezi yazısı, deneme ve öykü türleri arasında gidip gelen ve hiçbirisinde inatla karar vermeyen şaşırtıcı bir metin. Jaipur’dayız. Mihrace II. Sawai Jai Singh tarafından 18. yüzyılda inşa edilen ve Unesco Dünya Mirası Listesi’nde yer alan astronomik gözlemevinde. Yani bilinen adıyla Jantar Mantar’da…
Jantar Mantar büyülü bir kelime çünkü her şeyden önce Sanskritçe! Ve bu büyülü dilde “büyülü aygıt”, “büyülü makine” anlamına geliyor. Nasıl büyülü olmasın ki, Mihrace Jai Singh onu çıplak gözlerle astronomik pozisyonları gözlemek için tasarlatıp yaptırmış. Tamamen mermerden inşa edilen gözlemevinde göksel cisimlerin yüksekliklerini, tahmini tutulmaları ve takımyıldızların durumlarını izlemiş. Yani burada dünyanın düzenini evreni gözlemek için değiştirmiş.

Her şey cevap verir
Julio Cortázar’ın kalemi de işte tam bu noktada işlemeye başlayacaktır. İnsan dünyayı neden değiştirmek ister, bilim bu isteğin neresinde durur, güç dünyaya mı aittir yoksa, tüm kainatı ilgilendiren bir şey olma ihtimali de var mıdır? “Her şey cevap verir diye düşünmüşler Jai Singh ve Baudelaire bir asır arayla, gözlemevinin en yüksek kulesindeki cihannümadan, ona irtibatın anahtarını verecek sistemi, o şifreli şebekeyi aramış olsa gerek sultan: daha en başından astral çeliğin ciğerlerinde olmasa, suların yeşil göğsünü bir indirip bir kaldıran güneşin ve ayın sinsi çekiminde olmasa, dünya denen bu hayvanın ağır bir atalet içinde boğulup gideceğini bilmemesi mümkün müydü? Mermer bir kulenin ve uykusuz gözlerin dokunmasına ramak kalan uzaklardaki bir gücün etkisiyle, ancak akıl almaz vasıtalarla ölçülmesi mümkün olan bir salınımın zarafetiyle, göğsü kalkıp inen okyanus nefes alıyor ve ciğerlerindeki petekleri büyütüyor.” Evet, neden çökmekte olan bir imparatorluğun sultanı gözlemevi inşa eder ki? Zamanın geçişi mi ilgilendirmektedir onu, gözlemevi kendi zamanının bitişini ona gösteren yepyeni bir dünyanın aracı teknolojisi olabilir mi? Yoksa bir hayal kırıklığı mıdır kendisini harekete geçiren; askeri fetihlerin bir öneminin kalmaması, haremden artık keyif almaması, dinin içinin boşalması, bilimin ona elini uzatması…

Büyük bilmece üzerine
Cortázar, bir sultandan yola çıkıp, sıradan insanın zamanı ve geleceği üzerine, her şeyden de önce yaşamak dediğimiz o büyük bilmece üzerine yepyeni bir imge kurmaya çalışıyor. Yanına bilimsel bilgiyi, hiçlikten gelip hiçliğe giden o var olma arzusunu ve bir bir çöken tüm dünyevi kaygıları alıyor ve tıpkı Jai Singh gibi kendisine bütün bunların üzerinde yükselen bir gözlemevi inşa ediyor. Dilsel ve düşünsel bir gözlemevi bu. Dediğim gibi imgenin peşinde ama tüm kalıpları yıka yıka ilerleyen bir biçimde. “Henüz sevişmeyi öğrenemedik, hayatın polenini solumayı, ölümün suçlar ve borçlardan örülü esvabını çıkarmayı; daha bizi bekleyen çok savaşlar var, Acteon, köpek dişleri tekrar batacak baldırlarına, cinsel organına, gırtlağına; henüz siyah yılanın ritmini bulamadık, dünyanın ve insanın saf teni içindeyiz. Orada, çok uzakta değil, yılanbalıkları muazzam nabızlarıyla atıyorlar, kendi yörüngelerini tamamlıyorlar, dünyanın bu yakasındaki hiçbir Isadora’nın yapmadığı dansa katılmak için bekliyor hepsi, insanın kıyısız üçüncü küresel dünyası, kendi kendisinin kıyısında tarihi sıçratarak oynuyor.”
Julio Cortázar okurları, Gözlemevi”ni okurken karşılarında yepyeni bir yazar bulacaklar, yazarla ilk defa tanışanlar ise Cortázar’ın izlerini takip etmekten kendilerini alamayacaklar.

(Gözlemevi / Julio Cortázar / Çev. Aslı Biçen / Everest Yayınları)

Paylaş

Doğada depresyon yoktur En zoru okuyamamak. Bir kitabı zorlanmadan elinde tutamamak. Zaten insan anatomisine uygun değildir ya okumak, hangi pozisyonu alırsan al bir süre sonra sıkıntı verir ki, bence okur sayısının az olmasının en büyük sebebi de budur.

Devam
11 Ocak 2017 Yıl : 12
Sayı : 155