VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
04 Şubat 2011 Cuma | Anasayfa > Haberler > Doğru tek değil ama vicdan tek
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Doğru tek değil ama vicdan tek

Onur Caymaz, son çıkan öykü kitabı “Gece Güzelliği”nde İETT’den emekli hacı amcaları, eşya satarak geçinen bir devrin hüzünlü zenginlerini, dulları ve hayatın içinde kavrulan nicelerini kitabında anlatıyor.

Canan Hatiboğlu

En klişe soruyla başlamak istiyorum: Neden yazıyorsunuz?

En klişe cevabı vereyim: “Yazmasam deli olacaktım.” Sait Faik’in “Haritada Bir Nokta”sından alınan bu güzelim cümle, çok dertliyim, öyle beter haldeyim ki yazmasam mahvolurdum makamında epeyce kullanıldı. Oysa öykü başkadır... Kahramanımız orada bir sürü şey yaşadıktan sonra adasına dönmüştür. Bir gün sefer dönüşü, ava dışarıdan katılan bir gariban, balıktan pay alamaz. Kimse garibe kalkıp bir parça balık uzatmaz. Yazar bu haksızlık karşısında gittikçe umudunu yitirir. Yazmamaya söz vermiştir üstelik. Fakat dayanamaz, bu gördüklerini, duyduklarını, kendisini acıtan hayatı yazmasa delirecektir... Çıkar adanın tenha yollarına. Burada, bireysel iç yolculuktan çok haksızlığa dayanamamak, hayatla baş edememek var. Yoksa yazmasam da idare ederdim.

Hikâyeleriniz daha ziyade sıradan insanlar üzerine... Ve daha ziyade o insanları anlamaya çalışan hikâyeler... Sıradan insanı anlamaya çalışmak, yazarlığın yanı sıra politik bir duruş mudur?

Son kitabımda bu “sıradan insan” klişesiyle alay ettim epeyce. Necatigil, şiirlerinde hayata dokunur ama edebiyatımız ona nedense evler şairi demiştir; kimi ümit ve hasretten ibaret öykülere dair, sanki artık yersiz bir duyarlıktan bahsettikleri için ötekileştirerek bu niteleme kullanılır: “Küçük insanı anlatmış.” Dostoyevski kimi anlattı? Sanki öteki en büyük edebiyatı mı yapıyor?

Peki yazar politik olarak nerede durmalıdır? Yazında politik bir görüş taşımak etik bir duruş mudur?

Şimdi şöyle durmalı desem, öyle durmayanları hiçe sayarız. Sanatta kesin ölçü aramamalı... Celine’ye bak, adam Nazi yanlısı. Naziler, ölüm kamplarına götürdükleri Yahudilerden bilet parası almıştı. İnsanlık mı? Faşist Paund’a kim büyük şair değil diyebilir? Doğru tek değil ama vicdan tek. Vicdandan yanayım. Her gün 600 milyon insan, aç uyuyor dünyada. Edward Said’in İsrail’e attığı taş, en etik şey; çağa tanık olmak değil, elini taşın altına koymak. 19 yaşında bir kız polis tekmesiyle çocuğunu düşürdüğünde Türkiyeli yazarlar bunun üzerine tek kelime edemeyecekse yapılan edebiyat da sahiciliğini yitirmiş olmaz mı?

Birgün’de yazılarınız yayınlanmakta. Diğer taraftan başka dergiler için de yazı yazıyorsunuz. Bu da bir noktada türler içinde bir yolculuk demek. Değişik mecralarda yazıyor olmak yazarlığınıza ne katıyor?

Yazarlıkta yetenek, kuşkusuz son derece önemli bir etken, fakat bu çağda çalışmadan yazar kalabilmek zor. Her şeyin birbirine girdiği bu görüntüler, kaygılar ve mesajlar çağında... Tür denen şey değişken. Dünya farklı bir yere gidiyor. İngiltere’de matbu gazetelerin kaldırılması konuşuluyormuş, Wikileaks ile birlikte medya yeniden sorgulanıyor, elektronik kitaplar vs. Çağ, edebiyata da yansıyacak. Baudrillard, Duchamp’ın pisuarından sonra sanatın bayağılık statüsünden bahsetmişti. Yakın gelecekte bizi bekleyeni bilemiyoruz. Yazının her türü, aynı ağacın dalları...

Diğer yandan katmanlı şiirsel bir dili öykülerinize taşıyorsunuz. Türler arasında, belki türler üstünde bir yazım dili kullandığınızı düşünürsek türler arasında bir birliktelik ne kadar mümkün? Bir sınır var mı? Dahası olması gerekiyor mu?

Az önce de dediğim gibi, türlere pek inanmıyorum. Bir gün okurluğuna çok güvendiğim bir dostum, gönderdiğim kısa öykümü yeni şiirim sanmıştı.

“Her yazın, yazarın da bir parçasıdır” önermesinden bakarsak “siz” Gece Güzelliği’nin neresindesiniz?

Bir apartmanın giriş katında, pencere önünde, nefessiz yazdığım bölümler vardı. Kimi zaman yazamayıp küfrettiklerim de... Özünde muhakkak gözümün, gönlümün hakkı vardır. Ama üzerinde çok çalışılmış bir metinden söz ediyoruz. Oturup tek tek gereksiz “bir” kelimesini ayıkladığımı, fazla uzun cümleleri kestiğimi, düzelttiğimi, usanmadan düzelttiğimi, bir süre unutmak için bakmadığımı, yeniden okuyup yazdığımı hatırlıyorum. Böyle olunca doğal olarak yazıda eriyorsunuz. Yine de Binali’yi söylerken oradaydım, Üvey’deki kız, gerçek annesinin evine gittiğinde, Rakı Mavisi’nde İETT’den emekli hacı amcamız rakıyı ve karısını özlerken...

Öykülerinizde tasavvuftan yakın kuşağın şiirlerine kadar geniş bir edebiyat yelpazesinden beslendiğiniz, dahası bu dili de kullandığınız görülüyor. Reddedip yenisini yapmaya çalışmaksa edebiyat tarihimizde sık görülen bir şey... Sahiplenip o yolda ilerlemek reddedip yenisini yapmaktan evla mıdır?

Bu coğrafyada söylenmiş, yazılmış, yakılmış her şeyle ilgiliyim. Reddedip yenisini yapmak; yapılmış her şey tam anlaşılmamışken... Meseleye böyle kavramlar üzerinden bakmamalı. Bugün Orhan Kemal’in yazdığı tarzda bir romanı Orhan Kemal gibi yazan biri olsa duraksamadan okurdum. Neden reddedeyim? Ama Hasan Ali Toptaş’ı okumak da aynı derecede güzel. “Yeni”, çağdaş sanatın en büyük soru başlığı; bir sürü adam bayağılığı meşrulaştırarak sanat yapmaya devam ederken üstelik...

Reddetsek bile ne kadar yeniye gidebilir, nereye kadar kendimizden kaçabiliriz? Kendimizi bulmamız için kendimiz kavramından mı kaçmamız gerekiyor?

İnsan kendisinden ne kadar kaçabilir? Herakleitos “Kendimi aradım” demişti değil mi? İnsanın kendi olabilmesi, kendi olarak kalabilmesi artık öyle
zor ki...

Biraz vefasız bir edebiyatımız var

Türkiye’de edebiyatın seyri nasıl sizce?

Henüz çok genç olmasına karşın bir dolu yetkin eserle bu günlere gelen, ama yine de yaşamdan, insandan umudu kesmiş kimi çevrelerin arada bir ölüyor mu, bitiyor mu diye tartışıp durduğu, sadece belli kitapların çok okunduğu, kimi insanların ancak öldüğü zaman değerli olabildiği, biraz vefasız bir edebiyatımız var. Fakat bir süredir kendi okuma programımın en dibini bulmaya çalıştığım için güncel bir değerlendirme yapmam pek mümkün değil. Yazmaya çalıştığım 12 Eylül romanı için bir süredir 30 yıl geriden izliyorum bugünü. Edebiyat da tüm sanatlar gibi insan umudu ve yaşama inadı oldukça var olacak. Ben de ona canla başla katkıda bulunabilmek için bir süredir kitaplarımla, odamda, işimde gücümdeyim. Çok çalışıyorum. Çalışmadan bir şey olunmayacağını erken öğrendim. Hem yazarların hali de insanların halinden ayrı, bağımsız olarak görülmemeli herhalde. Hepimizin hali, insanlığın hali gibi işte...

Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163