VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
15 Haziran 2013 Cumartesi | Anasayfa > Haberler > Doğu ve Batı ya da Karagöz ve Hacivat!
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Doğu ve Batı ya da Karagöz ve Hacivat!

Seval Şahin'in kaleme aldığı Modernizmin Oyunu/ Oyunun Modernizmi, Tanpınar'da Oyun isimli kitap, Türk edebiyatının büyük kalemi Ahmet Hamdi Tanpınar'ın romanlarını, içerdiği oyunlar üzerinden ele alıyor ve bunu dünya edebiyatı ile ilişkilendirerek yapıyor. Kitaptan bölümler, şöyle:

Ahmet Hamdi Tanpınar, hayat yolculuğu ile edebî yolculuğu iç içe geçmiş yazarlardandır şüphesiz. Belki de her yazar gibi "Yolculuk", kendini aramak, kendine rastlamak, sonunda da kendiliğe kavuşmak adınadır. Tanpınarın özellikle hikâye ve romanlarında sadece ikiye bölünmekle kalmamış neredeyse parça parça olmuş karakterlerin benlikleri ve bellekleri çarpar durur okuyucuya. Tanpınar hakkında söz söyleyen pek çok ismin de bu bölünmüşlüğü devam ettirmeleri ilginç ama Tanpınara yakışan da bir tesadüf değil midir?
Yahya Kemal'i, milli edebiyatı öven ve Halid Ziya'yı milli olmadığı için eleştiren bir Tanpınarı gören ve bu nedenle onu daha çok muhafazakâr çizgiye yakın bulanlar; James Joyce'tan, sanatın her şeyin üstünde olması nedeniyle, tabiat sanatı taklit ederden bahseden bir diğer Tanpınar ve bu özelliklerinden dolayı onu modernist sayanlar Fakat bunların hiçbiri tek başına Tanpınar değildir, Tanpınar bunların eczasıdır.
İnsan siyasal, toplumsal şartlara ve kendi koşullarına göre birden çok kimlik oluşturabilen bir yapıya sahiptir. Söz konusu bir kimlik oluşturma yolcuğu ise, bu yolculuğun parçalanma ve bölünmeye tabi olduğu söylenmelidir.

KAFKA'NIN KARABASANI
Kafka, neredeyse bir karabasana benzeyen dünyasını ilk defa anlatmaya başladığında birçok eleştirmen, onun için fantastikten bahsediyor, dünya böyle değil demişti. Bir süre sonra Kafkanın dünyasının modernleşme sonrasındaki birçok toplumun dünyası olduğu anlaşıldı. Virginia Woolf, Aralık 1910’da veya civarında insan karakteri değişti’ derken bir dönüşüme tarih düşmekten ve daha çok Avrupa ve Amerika’da özellikle aydınlar arasında başlayarak, yaşamın geleneksel idame şekillerinde ortaya çıkan derin değişikliklere işaret etmekteydi. Bu hızlı değişim, başta da belirttiğimiz gibi sadece Tanpınar'ı değil diğer aydınları da zaman üzerinde düşünmeye yöneltir, bu da onları Bergson felsefesine götürür. Hıza ayak uyduramasalar da onun üzerinde düşünmeye çalışırlar.
Tanpınar'ın belki de bütün hayatı bu hızı anlamak ve ona bir yer vermekle geçmiştir. Karakterlerinin hepsi hayatın akışı içinde kendilerine geçmişleriyle bağlantılı olarak bir yer bulmaya çalışırlar. Bu yüzden parçalanmışlardır ve bu nedenle onlar için oyun ciddi bir kavramdır. Bu araf kuşağını bir araya getiren toplumsal mekânların başında kahvelerin geldiği bilinmektedir. Bu kahvelerde insanlar, sadece bir şeyler öğrenmekle, birbirlerini tanımakla
kalmazlar aynı zamanda birbirlerini eğlendirirler. Bu kuşağın aralarında ilginç ve mizahi kişiliklerin bulunması ve yaptıklarının insanda bir tebessüm uyandırmasının temelinde de oyun vardır. Başta da belirttiğimiz gibi üst üste siyasal ve toplumsal olayları yaşayan bu devrin aydınları bir arayış içindeydiler.
Kendilerini anlatmak için bu arafta kalmışlığın izlerini sürmüşlerdi. Yeni bir dille, yeni bir edebiyat meydana getirilecekti. Bu noktada kahvelerde, içinde bulundukları değişimin hızından biraz da kendilerini korumak istercesine eğlenceli bir dünyaya sığınan bu insanlar, kendi sanatlarında da bir arayışa girmişlerdi. Birbirlerini eğlendirirken sürdürdükleri bu sanatsal arayış, özellikle Ahmet Hamdi Tanpınar'ı, başta dil olmak üzere, sonrasında kurgu ve yapıya da aksedecek bir şekilde oyuna yöneltti. Oyun olgusu, döneminden ve arafta kalmışlığından da bağımsız değildir. Dolayısıyla bu kitabın temel meselesi Tanpınar'da oyunun karşılığını bulmak. Bunu yapabilmek için de yazarın malzemesi ve dönemini göz önünde bulundurmamak da (doğal olak) imkânsızdır. Oyun kavramı üzerine matematik, iktisat, felsefe, antrolopoloji ve edebiyat alanlarında yapılmış birçok araştırma vardır.
Kitapta, daha önceleri oyunu çoğunlukla antropoloji ve folklor çalışmalarında kültür tarihiyle bağlantılı olarak inceleyen Johan Huizinga ve Roger Caillois gibi bilim insanla rının çalışmalarıyla, psikolojide oyun konusu üzerinde duran Sigmund Freud ve D.W. Winnicot'un çalışmalarından yararlanıldığı gibi Jacques Ehrmann, Mihai Spariousu, Brian Edwards gibi daha çok metin üzerinden yola çıkılarak orta ya konulmuş doğrudan edebiyattaki oyun konusunu ele alan çalışmalardan da faydalanılmış.
Kitabın birinci bölümünde oyun-kültür ilişkisi sorgulanıyor. Burada Tanpınarın halk edebiyatı kültürü ile Batı kültürünü eserlerinde bir araya getirirken oyunu nasıl kullandığı irdelenirken ikinci bölümde ise oyun-bellek başlığı altında Tanpınar'ın eserlerinde genişçe yer tutan bellek meselesinin
oyun ile arasındaki ilişkisi sorgulanıyor. Üçüncü bölümde oyun-zaman ilişkisi yine Tanpınar'ın eserlerinde önemli bir unsur
olan zaman meselesi üzerinden tartışılırken dördünce bölümde de oyun-gerçeklik ilişkisi ve beşinci bölümde oyun-mizah ilişkisi sorunsallaştırılarak Tanpınardaki karşılığı aranıyor.

Kutuda saklanan gölgeye yansıyan oyun
Ahmet Hamdi Tanpınar, hikâye ve romanları içinde Türk gölge oyununun iki karakteri Karagöz ve Hacivattan "Emirgân'da Akşam Saati" hikâyesinde bahseder. Burada Karagöz ve Hacivat, hikâyenin karakteri Sabrinin zihnindeki konuşmalara eşlik ederken, Sabrinin zihninin hem birbirini tamamlayan unsurları haline gelir hem de birbirine zıt iki alt benlik olarak işlev kazanır. "Emirgânda Akşam Saati", hikâyesi, öykünün karakteri Sabrinin Boğaz'da oturduğu bir günde, anne ile kızının konuşmasına kulak kabarttığı anda çocukken sahip olduğu Karagöz ve Hacivatı hatırlamasıyla açılır. Sabri, onların perdeye yansıdıkları anları değil, babasının odasında, dolaba kilitlendiklerinde başlayan hayatlarını anahtar deliğinden gözetlediğini anımsar. Kapalı bir kutu içine hapsedilmiş bir hayattır bu.
Karagöz ve Hacivat, daha sonra Tanpınar'ın başka eserlerinde olduğu gibi en önemli eserlerinden olan "Saatleri Ayarlama Enstitüsünde" de görünür. Bu defa isimleri Hayri İrdal ve Halit Ayarcı olacaktır. Karşılaştıkları andan itibaren bu ikisi sanki Hacivat ve Karagöz oyununu oynamaktadır. Halit Ayarcı, Hacivat; Hayri İrdal ise muaddel bir Karagözdür. Bir hayal perdesinde gerçeğe dönüşen bir enstitü kurarlar. Nitekim "Saatleri Ayarlama Enstitüsü"nde, karşılaşmalarından itibaren Ayarcı ve İrdal arasında geçen diyaloglarda hep birinin diğerini anlamaması ya da yanlış anlaması söz konusudur.

Paylaş