VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
13 Eylül 2013 Cuma | Anasayfa > Haberler > Don Quijote''yle hayata nehir yatağı çizmek
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Don Quijote'yle hayata nehir yatağı çizmek

Avrupa’nın 3’üncü en eski üniversitesi, İspanyol Altın Çağı’nın parlak simalarının diplomasını taşıdığı Salamanca’da doktor olmaya karar verdim, “Don Quijote”yi okurken... O denli kararlıydım ki, bavulumu alıp üniversitenin kapısında beliriverdim. Onlar da “Türkiye’den bir deli gelmiş” diyerek beni geri göndermediler.

Özlem Kumrular

İki Don sevdim hayatta: Don Quijote ve Don Camillo. Birisini diğerinden biraz daha fazla. Bir hamur gibi yoğurup şekil verdi bana Don Quijote. Hayatımın akışını düzenledi, kendi istediği şekilde ve debide akmasını sağladı. Kitapların üzerimde hükmünün geçmesine izin verecek bir yaştaydım. Boğaziçi Üniversitesi’nde Jale Parla’dan aldığım anlatım teknikleri dersinde sadece ve sadece “Don Quijote” okumaları yapıyorduk. Eğitimi ve bilgeliği temsil eden bir kahramanı vardır Avrupa’nın ilk romanı olarak bilinen eserin: Sansón Carrasco. İspanya’nın en eski, Bologna ve Paris’ten sonra Avrupa’nın ise 3’üncü en eski üniversitesi olan Salamanca Üniversitesi’nde okumuştur. İşte ben de Okullu Carrasco’nun okuduğu, İspanyol Altınçağı’nın parlak simalarının diplomasını taşıdığı üniversitede doktor olmaya karar verdim, “Don Quijote”yi okurken. O denli kararlıydım ki, bavulumu alıp üniversitenin kapısında beliriverdim. Onlar da “Türkiye’den bir deli gelmiş” diyerek beni geri göndermediler.

Kimler geçmemişti ki bu sıralardan? Meksika fatihi ve kıyıma uğrayan Aztekler’in hafızalarında hiç de hoş bir yer etmeyen Hernán Cortés, daha üniversitenin rektörlük koltuğuna da oturacak olan büyük düşünür ve yazar Miguel de Unamuno, büyük astronom, astrolog ve matematikçi Sefarat Abrajam Zakuto, Quevedo’nun kendisiyle sürekli bir yarış içinde olduğu için “buruna yapışık bir adam” olarak satirize ettiği şanlı saray şairi Luis de Góngora’yla başlayan ve uzayan bir liste…

Bir de kocaman hayalim vardı Salamanca’ya giderken: Osmanlı tarihini değiştirecek belgeler bulmak. Öyle de oldu. Hep zafer gibi gösterilen, Kanuni’nin dönüşte beş gün beş gece kutlama yaptığı Alaman Seferi’nin aslında büyük bir hezimet olduğunu gösterdi belgeler. Kanuni dönemine ait binlerce belgeyi bavullarla taşıyıp eve yığdım. İspanyollar düzenli arşivlemeyi bizden yüzyıllarca önce öğrenmişlerdi çünkü. Şehre 1 saat uzaklıktaki Simancas Arşivi yarım milenyumdur tüm gelen belgelerin saklandığı bir şato olarak sık sık ziyaret ettiğim bir mekân haline gelmişti.

Okullu Sansón Carrasco tam anlamıyla hayatımı değiştirmişti. Uçsuz bucaksız hayallerin orta yeri olan bana bile bir hayat planı çıkarmış oldu. Baştan aşağı aynı kehribar sarısı taştan örülmüş, gerçek bir şeker kent olan Salamanca’da hiç uyanmak istemediğim bir rüyada yaşadım. Carrasco’nun Salamanca’sı da en az benimki kadar renkli olmalıydı. Bugün demografik olarak 35 kişiye 1 barın düştüğü şehirde, 16. yüzyılda öğrenciler yerleri süpüren kara pelerinleriyle şehri türlü yaramazlıklarla şenlendiriyorlardı. Sakal Günü’nde sakal traşı olup bütün gün eğleniyorlar, taberna’larda iyip içiyorlar ve eğleniyorlardı. Salamanca’ya çocuklarını okumaya gönderen aileler o dönemde de şehrin sadece bilim değil, bir eğlence yuvası olduğundan bittabi haberlarlardı.

Salamanca aslında sizin de evinizde. Bir köşeye astığınız ve “miladi takvim” adını verdiğiniz takvimin doğum yeri çünkü! Bugün kullandığımız bu Gregoryen takvimin tarihi ise gerçekten bir yılan hikâyesidir. 1515’te Salamanca Üniversitesi’nde matematikçiler ve astronomlar tarafından yapılan ölçümlerle geliştirilen takvim Papalığa sunulur. Papalık ise 63 yıl sonra “kendileri tarafından geliştirildiğini” iddia ettikleri takvimi onaylanması ise Salamancalı bilginlere sunarlar. Şaka gibi değil mi? Dolayısıyla takvim tarihe XIII. Gregory’nin adıyla “Gregoryen” olarak geçerken gerçek bilimadamlarının adı da, Salamanca da unutulup gider. Siz gününüzü belirleyen Salamancalı bilim adamlarını unutmayın.

Küçük bir not daha. Belki biraz konu dışı ama büyük önem arz eden… llk cildi 1605 yılında çıkan “Don Quijote” Avrupa’nın ilk romanı kabul edilir. Tabii ki 1554 yılında basılan pikaresk roman “Lazarillo de Tormes”, roman sayılmazsa. Oysa 1536 yılında Petar Zoraniæ’in kaleminden çıkıp Hırvat okura ulaşan “Planine” (Dağlar) aslında Avrupa’nın ilk romanıdır. Bilinsin yeter.

Paylaş

İtimatGaliba en iyisi bir çırpıda söylemek. Doktorların yaptığı gibi. Ekim’den beri kanser tedavisi görüyorum ve biraz daha yolum var.

Devam
15 Eylül 2017 Yıl : 13
Sayfa : 163