VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
15 Nisan 2013 Pazartesi | Anasayfa > Haberler > Dormen’den 3 perde kitap
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Dormen’den 3 perde kitap

Büyük usta, ünlü tiyatrocu Haldun Dormen’in “Anılar” kitabı, Dormen’in zaman zaman güldüren, çoğu zaman hüzünlü ama içindeki çocuksu umudu kaybetmeyen traji-komik bir piyes hissi veren anılarından oluşuyor. Bu kitapla yıkılan sinema duvarlarının sesini, kapanan tiyatroların perde gıcırtılarını daha bir güçlü duyacaksınız.

LEVENT TÜLEK

Cumhuriyetin tarihini, kültürel hayatımızın geçmişini ve tiyatronun ülkemizdenereden nereye geldiğini kısa yoldan öğrenmek isterseniz yapacağınız şey çok kolay. Haldun Dormen’in cumhuriyetin hayatımıza tam gazla soktuğu modern kültür sanat hayatının başladığı 20. Yüzyıl başlarından günümüze kadar anılarını derlediği üç kitaplık seriye bakmanız yeterli olacaktır. Tiyatro özelinde müziği, sinemayı, plastik sanatları ve her şeyden önemlisi kentli yaşamının tarihsel bir haritasını oldukça keyifli, rahat ve nesnel bakış açısından anlatıldığı lezzetini unutamayacağınız bu kitap serisi tek bir başlık halinde YKY tarafından yeniden basıldı. Sadece tiyatro severlerin değil, anı kitaplarından, yakın tarihi merak edenlerden edebiyat severlere kadar geniş bir yelpazeye sesleniyor Haldun Dormen’in anıları. Üstelik bu kitapların en önemli tarafı hepimizin hayatına muhakkak ama muhakkak değiyor olması. İstanbul’da ya da Ankara, İzmir gibi büyük şehirlerde yaşamınızı geçirmenizin bir önemi yok, çünkü Dormen Tiyatrosu’nun ve onun yetiştirdiği birbirinden değerli oyuncuların turneleri ile Anadolu’da bir yerde kesinlikle kesişmiştir yolunuz. Ya da en azından gençseniz ebeveynlerinizin veya büyük yakınlarınızın...
Bu kitap serisinin tabii ki beni heyecanlandıran ve etkileyen özel bir tarafı var. Çünkü kısa da olsa benim de yolum Dormen Tiyatrosu ile ve Haldun Dormen’le kesişti. İki büyük dönem yaşadı Dormen Tiyatrosu. İlk dönemi 1950’lerde bir grup idealist gencin (Asaf Çiğiltepe, Erol Günaydın, Duygu Sağıroğlu) şimdilerde kafe ve gece kulüplerinin doldurduğu Beyoğlu Küçükparmakkapı Sokağı’ndaki büyük apartmanlardan birinin ikinci katında Cep Tiyatrosu adı altında oluşturdukları tiyatro ile başlamıştı. Galatasaray Liseli bu gençlerin (ki kendisi de çok gençmiş Dormen’in) toparlanıp modern Türk Tiyatrosu’nun temellerini attıkları ve çekirdek bir Dormen Tiyatrosu oluşturdukları bir dönemdi o yıllar. Günümüzde alternatif tiyatroların, ya da bir kesimin deyimi ile “merdivenaltı” denilen tiyatroların öncü modeli Cep Tiyatrosu imiş kanımca. Ve “apartman katında tiyatro olur mu?, Bu nasıl çılgınlıktır?” gibi salvolara maruz kalan Haldun Dormen’in ne kadar yenilikçi ve ileri görüşlü olduğunu sadece bu örnekten bile anlayabiliriz. 1950’lerin başında başlayan bu macera önce yine Beyoğlu İstiklal Caddesindeki Küçük Sahne ve ardından hepimiz için hâlâ büyülü (Ferhan Şensoy- Ortaoyuncular’ın halen ikamet ettiği) Ses Tiyatrosu’nda devam eder. 1972 yılında maddi zorluklar nedeni ile kapanmak zorunda olan Dormen Tiyatrosu bu 15 yıllık dönemde tiyatronun daha sonradan da kendileri adına gruplar kurup efsane olan isimlerini yaratır. Kimler yoktur ki bu dönemde? Metin Serezli, Nisa Serezli, Erol Günaydın, Altan Erbulak, Ulvi Uraz, Ayfer Feray, Cahide Sonku, Gülriz Sururi, Engin Cezzar, Müşfik Kenter, Hadi Çaman, Fikret Hakan, İzzet Günay, Ali Poyrazoğlu, Nevra Serezli, Belgin Doruk vs. Şimdi tamamını yazsam Türk Tiyatro ve Sinema Tarihi’nin envanterini de çıkarmış olurum, ancak yazımın da tamamını kaplar ne yazık ki...



MERKEZ FERİKÖY

İlk Dormen dönemi kapandıktan sonra Haldun Dormen çalışmalarına tabii ki ara vermez. Dünyada ne olup bittiği ile ilgili bu tiyatro insanının ülke ülke dolaşıp oyunlar izlemesi, yönetmesi, yeni akımları gözlemlemesi ve bunları ülkemizdeki meslektaşları ve öğrencileri ile paylaşması ile geçer zamanı. Ta ki 80’li yıllarda Dormen Tiyatrosu’nu ikinci kez açana kadar... 1980’lerin başında açtığı ve bu kez Feriköy’ü merkez alan tiyatro kapılarını 2000’li yılların başına kadar açık tutacaktır. Ve bu dönemde de yine devrin en usta oyuncuları ve parlak gençleri ile çalışıp üretmeye devam edecektir. Ancak ne yazık ki bu tiyatro da yine aynı nedenlerden kapısına kilit vuracaktır. İşin hüzünlü yanı müze olacak değerdeki kültür sanat binalarının talan olduğu günümüzde Feriköy’deki mütekait Dormen tiyatrosu da atıl bir şekilde durmakta, tanımamama rağmen bir mağazanın deposu ya da süpermarket yapmamaya direnen sahibinin elinde yeni misafirlerini beklemekte... Tabii nereye kadar?

Üç kitabın ortak özelliği de Haldun beyin o kendine has hayat enerjisini, mizahını ve hüznünü yani kısaca bizzat kendini yansıtması. Onu tanıyan ya da tanımayan herkesi bir dostla konuşuyormuşçasına sarıvermesi. Dormen yakın bir dostuna anlatır gibi hiç çekinmeden, gocunmadan açık yürekli ve dobra dobra yazmış anılarını. Sadece kuru kuruya bir anlatı değil yazdıkları. Ülkemizde bir türlü oluşturulamamış yerleşik kültür-sanat politikalarının nelere mal olabildiğinin de tarihi birer belgeseli aynı zamanda. Kültürün ve sanatın bireylerin çabalarıyla, hayatlarıyla ve varlıklarıyla ayakta tutma gayretlerinin canlı bir örneği Haldun Dormen. Aslında uzaktan baktığınız veya tanımadığınız anda size snop ve soğuk bir görüntü verebilme tehlikesi gösteren bu eski İstanbullu varsıl bir ailenin ferdi olan tiyatro gönüllüsünün, aldığı eğitim, bilgi ve entelektüel durumuna göre ne kadar sıcak, samimi, alçakgönüllü ve fedakar olduğunu görünce mahcup oluveriyorsunuz. Ben Dormen Tiyatrosu’ndan 90’lı yılların başında teklif aldığımda açıkçası ilk olarak çok çekinmiş ve hatta korkmuştum. Ancak gruba dahil olduğumda Dormen’in tiyatroyu nasıl sıcacık koskoca bir aile haline getirdiğini görünce çok rahatlamış ve anında onlardan biri oluvermiştim. Ancak ne yazık ki -tıpkı kitabında anlattığı gibi- Dormen’in hayatı boyunca cesurca yaptığı yeni tiyatro arayışlarından birine kurban gittim maalesef. Dormen Tiyatrosu seyircisinin hiç de alışık olmadığı aykırı yazar Joe Orton’un “Uşak Ne Gördü”sü tepkiler yüzünden 15 oyun oynayıp gösterimden kalktı.



NEDİM SABAN ADLI GENÇ

Amerika’dan yeni gelmiş yirmili yaşlardaki Nedim Saban adlı genç bir tiyatro yönetmenine emanet etmişti oyunu. Ama olmadı. Ve işin tuhaf tarafı o kadar masrafa ve prestij kaybına rağmen Haldun beyin bir kez şikayet ettiğini duymadım. Tam tersi bu fiyaskoyu (!) ve oradaki anılarını gülerek anlatıp dururdu her gördüğümde. Benim burukluğum ise ustalarımızın pembe bir masal gibi anlattığı, bilhassa uzun yıllar birlikte çalıştığım Erol Günaydın’dan duyduğum efsanevi Dormen Tiyatrosu’nda belki de bir ömür geçirmek niyetindeyken iki aylık prova ve on beş oyunla yetinip ayrılmamdı.

İşte bunun gibi birçok anıyı içinde barındıran, çoğu zaman içinizi acıtacak ama çokça gülümsetecek, “iyi ki böyle bir tiyatro varmış” ya da “iyi ki Haldun Dormen Amerika’dan dönüp tiyatro yapmak için Türkiye’yi seçmiş” diyeceksiniz. Tiyatrocuların yaşadıklarını daha doğrusu bu ülkede tiyatro oyuncusu olmanın nasıl zorlu bir uğraş olduğunu bir çok önemli ve efsane isim özelinde öğreneceksiniz.

Haldun Dormen bu üç anı kitabını sanki üç perdelik bir oyun gibi yazıvermiş. Zaman zaman güldüren, çoğu zaman hüzünlü ama içindeki çocuksu umudu kaybetmeyen traji-komik bir piyes gibi yazmış oyunu büyük usta... Maalesef yeni kuşakların bir televizyon dizisinden akıllarında kalan “Uşak Pertev” olarak tanıdığı Haldun Dormen bu anımsamadan çok çok daha fazlasını hak ediyor. Dünyanın en iyi gösteri sanatları okullarından olan Yale Üniversitesi’nden üstün başarıyla mezun olmuş, yönetmenlik, oyunculuk, çevirmenlik, kuramcılık ve eğitmenlik yapmış olan Dormen’in Anılar’ı toplumsal belleğimizin şahane bir haritasını çıkarıyor bu lezzetli derlemelerde... Bence bu yazın ne yapıp edin bu şahane, tatlı dilli, muzip ve sımsıcak “Anılar”ı okuyun. Yıkılan sinema duvarlarının sesini, kapanan tiyatroların perde gıcırtılarını ve yok olan tiyatrolarda oynanmış oyunlardaki repliklerin havada uçuşan fısıltılarını daha bir güçlü duyacaksınız...

İyi seyirler...

Paylaş

Bir VatanKitap’ın perde arkasıBu ay üç özel röportajla çıkıyoruz okur karşısına. Bunlardan ilki Türk tiyatro tarihine sahneleye çıkan ilk kadın oyuncu Afife Jale'nin yaşamını romanlaştıran Osman Balcıgil'le bu büyük değer üzerine Ece Erol'un yaptığı şöyleşi oldu. Diğer bir özel röportajımızı Cemre Nur Meleke, Aslı Perker'le yeni romanı Flamingolar Pembedir üzerine gerçekleştirdi. Sinemaya da uyarlanan Kocan Kadar Konuş kitabıyla büyük çıkış yakalayan Şebnem Burcuoğlu ise özlenen sıcak mahalle özlemimizi, Cemal Süreya'ya gönderme yaparak Cemal ve Süreyya aşkı üzerinden giderdiği yeni romanı Süreya Kuaför Salonunu anlattı.

Devam