VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
15 Ekim 2017 Pazar | Anasayfa > Haberler > Dostluk, şiirdir!
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Dostluk, şiirdir!

Cevat Çapan’ın “Son Duraktan Bir Önce” adını verdiği en yeni şiir kitabı, tüm hüznüyle, sarısı, yeşili, mavisi, güzü, baharı, yazıyla, akşamı, sabahı, komşuluğu dostluğuyla, varlığın güzelliğini, iyi ki var olduğumuzu, gelmiş bulunduğumuzu, şimdi ve buradalığımızı nasıl duyuruyor, anlatamam.

HAYDAR ERGÜLEN



Cevat Çapan’ı ya da Cevat Hoca’yı pek çok açıdan severiz. Dünyaya aynı açıdan baktığımızı söylemiyorum bile. Ama Cevat Hoca’nın hiç kuşkusuz hepsi de şairliğinden el alan sevilesi öyle çok yönü var ki daha! Sanki kimselerin bilmediği şeyleri anlatır gibiyim. Değil. Ama sevdiğimiz şiirleri tekrar tekrar okumak, hatta onları, en az bizim kadar sevdiğini bildiğimiz kişilere de okumak gibi bir duygu bu. Sevdiğimiz insanları sevdiklerimize ve tabii onu henüz tanımayanlara, az tanıyanlara da anlatmak arzusu diyelim buna.

Cevat Çapan için klasik cümlelerden biri: Şair, çevirmen, hoca, tiyatrocu, rind, hatırlı, kadirbilir, kıymetli, John Berger’in arkadaşı, muzip ve 80 Kuşağı’nın en iyilerinden. Doğrusunu isterseniz Cevat Hoca, iki bakımdan da 80 Kuşağı’ndan sayılır. Hem şiirimizin her dem gençlerinden olarak 90 Kuşağı’na doğru yol almaktadır, hem de şiir kitaplarının yayımlanması da 80’li yıllara denk düştüğü için bu kuşaktandır.
Gerçi ilk şiirleri yayımlandığında, 80 Kuşağı şairleri bırakın şiir yüzü görmeyi, daha dünya yüzü bile görmemişlerdi. 1952’de Varlık’ta çıkmış, yani 65 yıl önce. Ama şiire yeniden dönmesi ve ilk kitabı “Dön Güvercin Dön” (1985) 80’lerde. 6 şiir kitabına bir yenisi, yedincisi eklendi geçenlerde: “Son Duraktan Bir Önce”.
Son durağı filan geçip önce şunu söylemek istiyorum: Güze girerken içimi en çok ısıtan, ruhumu ışıtan, yer yer de gözlerimi ıslatan bir kitap oldu ki bu, hani tuhaf karşılanmayacağını bilsem “Aşkolsun delikanlıya!” demek de geliyor içimden. Nasıl taze, dalından yeni koparılmış gibi, yaz güneşinde yıkanmış, göğe bakmış, bulutlarla şakalaşmış, yere düşen yoldaşları için biraz kederlense de hep ileriye bakmış bir meyve.

Ümidi bir cumhuriyet rozeti gibi yakasına, bir nişan gibi şapkasının kenarına takmış, Hereke’den yola çıkmasa da, Darıca’dan çıkmış, sağa sola selam vermeyi unutmamış, insanın ikinci doğasının şiir olduğu bilgisine erken varmış ve şiirin insanla birlikte yolculuk ettiğinin de en yakın tanığı olmuş bir bilge.

İnsandan yola çıkan doğaya, doğadan yola çıkan insana, ikisinde de şiire varır. Cevat Çapan’ın şiiri bence çok rüzgâra açık olmanın, açıklığın, etkilenmenin ve bu farklı etkilerin etkileyici bir şiire dönüşmesinin çarpıcı, olağanüstü ve görkemli bir örneği. Tabii ulaştığı söylem, yani şiiri yalın ve açık kılan şey de, yolculuğunun aynı zamanda şiirlerarası bir yönü olmasından da geliyor.

Sanırım tümüyle insan-doğa ilişkisine odaklanan ya da yolculuğun bir aşaması olarak bu ilişkide bulunan şiir, klasik hale geliyor. Yani o şairin diğer kitaplarının yanı sıra, artık döne döne okuduğumuz şiirler. Çünkü varoluş sorunu, başkalarına da en çok bu şiirlerle geçiyor, paylaşılıyor, benimseniyor. Herkesin böyle bir yolculuk dilediğine hiç kuşku yok: “Ne Güzel Yolculuktu Aklımdan Çıkmaz” diyerek elbette.
Akıldan çıkmayan şiirlerle dolu güzel yolculuk sürüyor işte. Daha ilk şiir, “Ten Akılla Buluşunca”da, her zaman “şevk akşamında endülüs üç defa kırmızı” olacak değil ya, bu kez “vakit biraz akşam” oluyor ve güzle açılan kitap, tıpkı bir film kurgusu gibi, geri dönüşlerle ömrün güzel mevsimlerine doğru gidiyor: “Bir İlkyaz Düşü”, “İpek Yolu”, “Yazdan Kalan”, “Yeniden O Kıyıda”… Varlığın doğal bilgisi, ve ‘olmanın neş’esi’yle dolu bu şiirlerde güzü de yaz gibi karşılamanın, yaşamanın ve yazmanın, hadi ‘hüzünlü’ diyelim, ‘hüzünlü bilgeliği’ okunuyor:
“Tut ki sen Buda’dasın şimdi, ben de Peşte’de,/boz bulanık akan Tuna’yı seyrediyoruz ayrı kıyılardan./Hani ‘vakit biraz akşamdı’ der ya Turgut/Büyük Saat’inin üç yüz elli altıncı sayfasında,/işte öyle bir saatte, bir sabit kalem çıkar da cebinden,/ıslanıp kurumuş dilinle uzun bir mektup yaz bana,/haber ver geriye hiç dönmeyenlerden.”

Yaşamın tılsımı
Kitapta ”Uzaktan Yakına”, “Kıyılarda Mevsimler”, “Ezberimde Rüzgarlar” başlığını taşıyan üç bölüm var. Hepsi de yaşamın tılsımını duyuran sözcükler, benzetmeler, yakıştırmalar, yakınlaştırmalar, dilekler, özlemler, pişmanlıklar, keşkeler, anılar, güneşler, gölgeler, bulutlar, bulutlanmalar, mırıldanmalar, bakmalar, gitmeler, kalmalar, susmalar ve en yoğun, en açık, en dolu, en koyu biçimde ‘dostluk’la, ‘dostlar’la dolu. Cevat Çapan şiirinin baştan beri ‘tema’sı değil, adeta ‘ne’liği ve varlık sebebi de sayabileceğimiz ‘dostluğu’, bu kez yaşamboyu şiire, yaşamboyu ödüle ve yaşamın nedenine dönüşmüş olarak çıkıyor karşımıza. Bu dostlar yaşamdan ve şiirden toplanmış, damıtılmış ve sınanmış kişiler. İlhan Berk’ten Turhan Günay’a, Melih Cevdet’ten Bünyamin’e, lise arkadaşlarından yol arkadaşlarına kadar, şiirin sözcükleri ve boşlukları kadar yerleri belli dostlar. Kitaba adını veren şiirde, böyle bir dostu, yakını Turhan Günay’ı sevgiyle ağırlıyor: “Nasıl yanıt vermeli salakça bir soruya?/ Dürüstçe, serinkanlı, kurumuş dudaklarında/bıyık altı bir gülümsemeyle ve sabırla./ Şeker Ahmet Paşa’nın kendine özgü/bakışım ve derinlik duygusuyla,/ karanlık ormanların yoğun yeşilliğinden/akşam saatlerinin uçucu pembeliğiyle,/ sesini hiç yükseltmeden./Gene de tatlı sert esrikliğiyle/ dostlarla bir arada olmanın…”

Dünyayı memleket, doğayı şiir ve dostluğu evi olarak gören bir şairin şiiri de elbette dünyaya ve ülkesine aynı yakınlık, sadelik ve doğallıkla bakmayı ve arkadaşça konuşmayı da bilecektir. Cevat Çapan şiirinin eski huyudur bu. Şaşırtıcılığıdır aynı zamanda. Doğanın ve doğallığın bu denli şaşırtıcı bir şiire dönüştüğü pek az görülür. Ve bir şiirin, anlatırken, bunca lirik olmayı başarması da.

Cevat Çapan’ın “Son Duraktan Bir Önce” adını verdiği en yeni şiir kitabı, tüm hüznüyle, sarısı, yeşili, mavisi, güzü, baharı, yazıyla, akşamı, sabahı, komşuluğu dostluğuyla, varlığın güzelliğini, iyi ki var olduğumuzu, gelmiş bulunduğumuzu, şimdi ve buradalığımızı nasıl duyuruyor, anlatamam. Belki bunun yerine bir şiirini paylaşırım teşekkür yerine: “Aylardan Hazirandı hep bizi yaza taşıyan, /yazın bereketli hasadına, kutsal buğdayına;/açlık yokmuş gibi geceleri damlarda yattığımız/yıldızlarla ışıyan lacivert göklerine.” dizeleriyle başlayan “Eski Takvim” şiirinden şu dizelerle ayrılırız: “Eski bahçedeki evin penceresinden bakıyorum bu sabah/Kıpkızıl gün doğarken yılllar önce çıktığın yola./Dolana dolana dağlara tırmanıyor yorgun bir kalabalık,/Ama nerede sevdiklerimiz? Dünya artık çok tenha.”






Paylaş