VATAN KİTAP - Vatan Gazetesi VATAN KİTAP - Gazetevatan.com
Gazetevatan Anasayfa
15 Nisan 2018 Pazar | Anasayfa > Haberler > Dostoyevski kurmacasında Batı izleri
Normal Yazı Boyutu Orta Yazı Boyutu Büyük Yazı Boyutu

Dostoyevski kurmacasında Batı izleri

Dostoyevski’nin insan ruhundaki krizleri anlatmasına odaklanan değerlendirmelerin, insan ruhunun Batı’daki krizini es geçtiğini söyleyen Bruce K. Ward, “Dostoyevski’nin Batı Eleştirisi” kitabında, onun romanlarındaki sanata ve fikre dair izlenimleri birbirinden ayırmadan incelemeye çalışıyor.

TEKİN BUDAKOĞLU


"Suç ve Ceza” yayımlanmadan evvel bilinçaltı, psikanaliz gibi kavramlar romanda işlenmek bir yana dursun, henüz bilimsel olarak ortaya atılmamıştı bile. Sonraları Virginia Woolf ve James Joyce’un elinde farklı bir yolla, daha ustalıkla işlenecek olan bilinçaltını, insanın psikolojik varlığını romana aktardı Dostoyevski. Belki de bu yüzden -Moore, Nabokov gibi bazı isimlerin aksini iddia etmesine rağmen- gerek çağdaşları gerekse de ardılları tarafından roman sanatının köşetaşı sayılır: Camus yirminci yüzyılın peygamberi olarak gösterir Dostoyevski’yi, Nietzsche ruhbilimi konusunda yalnızca ondan bir şeyler öğrenebildiğini söyler, Woolf ise “Dostoyevski romanları kaynayan girdaplardır,” der “kıvrıla kıvrıla yükselen kum fırtınalarıdır, tıslayan kaynayan ve bizi içine çeken su hortumlarıdır. Yalnızca ve tamamıyla ruhun malzemesinden yapılmadırlar.”

Bakhtin, genel-geçer kural ve değer yargılarının oluşturduğu sarsılmaz gerçeklik anlayışını (ki ondan alıntılayan Jale Parla buna ‘tek-doğru anlatıları’ der) on dokuzuncu yüzyılda yalnızca Dostoyevski’nin kırabildiğini söyler, böylelikle “doğru” ve “gerçek” gibi kavramlar görece bir anlam kazanır. Bilinçaltını keşfetmemiş olsa, kendine bu görece alanı açma fırsatını yakalama ihtimali belki imkânsızlaşacak, hiç değilse oldukça zorlaşacaktı.

Bireyin iç dünyasına yönelişi, benzer pek çok roman karakterinde onun kişilerinden izler taşır. Söz gelimi Berna Moran, “Huzur”daki Suat’ın Dostoyevski’den gelme bir karakter olduğuna Mehmet Kaplan ve Fethi Naci’nin işaret ettiğini aktarır, Yaşar Kemal romancılığının temelindeki isimleri sayarken Dostoyevski’yi es geçmez, hem Yıldız Ecevit hem de Berna Moran, Oğuz Atay’daki Dostoyevski etkisini hem anlatı düzleminde hem de karakterlerdeki koşutlukta gözlemler: Yalnızca bizdeki literatüre kısaca göz atıldığında bile karşılaşılan bu ilk örnekler, elbette dünya edebiyatı ölçeğine yayılınca oldukça genişler.

Dostoyevski’nin roman sanatına eklediği, bireyin iç dünyası olgusunun onun kurmaca metinlerinin en güçlü yönü olduğu muhakkak. Peki, bu kurmaca metinlerden fikir düzleminde çıkarımlar yapılabilir mi?
“Suç ve Ceza”nın önsözünde Murat Belge, Doğu-Batı meselesinin romanın her yerine işlediğini vurguladıktan sonra Dostoyevski için şunu söyler: “Doğu/Batı çatışmasını kendi içine aktardı ve kendi içinde -sona kadar- sürdürdü.” Kendi ruhuna yerleşen bu çatışmayı, kurmaca metinlerinden büsbütün soyutlaması elbette güç. Benzer bir noktadan hareketle, Dostoyevski’nin insan ruhundaki krizleri anlatmasına odaklanan değerlendirmelerin, insan ruhunun Batı’daki krizini es geçtiğini söyleyen Bruce K. Ward, “Dostoyevski’nin Batı Eleştirisi” kitabında, onun romanlarındaki sanata ve fikre dair izlenimleri birbirinden ayırmadan incelemeye çalışıyor.

İnsanlık yalnızca Batı mı?
Ward öncelikle, Büyük Petro döneminde başlayan ve Katerina döneminde ivme kazanan Batı düşüncesinin Rusya’daki tarihsel arka planına odaklanıyor. Bu süreci gözlemleyen ve Rus üst sınıfının halktan bir kopuş yaşadığını gören Dostoyevski için hastalığın sebebi belli, köksüzlük. Tanzimat aydınındaki arayışın gerekçelerine benzer görünen bu köksüzlüğün yön vereceği, halktan kopuk gelişen bir hareketin gerçek Batıcılık olmadığının farkında. Bu nedenle çağdaşlarının Rus Batıcılığını “İnsanın kendisini feda etmesi” diye niteliyor “ve genel olarak hakikate ulaşmak için her şeyin feda edilmesi…”

Öncelikle hakikatin ve ardından gerçek Batıcılığın ne olduğu problemlerinden yola çıktığında, toplumsal olarak çözülen hâlihazırdaki Batı medeniyetine karşı durduğunu söylemek mümkün. Peşi sıra, insanları bir arada tutacak, toplumsal uyumu sağlayacak çıkış yolunun kilisede olduğu sonucuna varıyor ve böylelikle gözükara bir milliyetçi olarak beliriyor: Kilisenin gücünü arkasına alarak Doğu’ya (özellikle Osmanlı’ya) diz çöktürecek güçlü bir Rusya’nın, kendisinden korkan diğer Batılı devletlere öncülük edeceği ve nihayet bu sayede gerçek bir “Batılılaşmanın” mümkün olacağı fikrinde. Söz konusu birlik sağlanınca da bütün Avrupa’yı “hakikatin emrindeki kudretli, bilge, yumuşak huylu ve asil bir dev” olan Rusya’nın idare edeceğini düşünüyor.

İnsanlığı kurtaracağına inandığı Rusya’nın önündeki en büyük engel olarak, Ortodoks Kilisesi’ni elinde tutan Osmanlı’yı görüyor ve “İstanbul,” diyor “eninde sonunda bizim olacaktır!” Böylelikle “insanlık” kelimesiyle yalnızca Batı’ya odaklandığını anlıyoruz. Kitabın çevirmeni Güneş Ayas da konuyla ilgili bir makalesinde “Dostoyevski’nin gelecekteki evrensel birlik hayalinde” diyor “Doğu halklarına düşen, boyun eğmek ve sömürge olarak Ruslara hizmet etmektir.”

Bruce K. Ward, kitap boyunca “Karamazov Kardeşler” (Özellikle Büyük Engizisyoncu bölümü), “Budala”, “Delikanlı” gibi kurmaca metinlerinde onun bu düşünce yönünün izini sürüyor. Genel olarak, verdiği örnekleri de göz önüne alınca, Ward’ın fikir yürütme biçimi ve analizleri tutarlı görünüyor. Buna karşın, Dostoyevski’nin Doğu hakkındaki kesin ve yıkıcı fikirlerini yumuşatma çabasının bu tutarlılığı yorduğunu, zedelediğini düşünüyorum.

Nihayetinde yazar odaklı kuramsal metinler değerlidir: Metin okuma yöntemlerine dair ipuçları verir, yeni tartışma alanları açar ve dönemler, metinler ve sanatçılar arasında iyi-kötü bir karşılaştırma olanakları tanırlar. Ward’ın çalışmasını da bu yaklaşımla okumak gerekir.

Paylaş

Bir VatanKitap’ın perde arkasıBu ay üç özel röportajla çıkıyoruz okur karşısına. Bunlardan ilki Türk tiyatro tarihine sahneleye çıkan ilk kadın oyuncu Afife Jale'nin yaşamını romanlaştıran Osman Balcıgil'le bu büyük değer üzerine Ece Erol'un yaptığı şöyleşi oldu. Diğer bir özel röportajımızı Cemre Nur Meleke, Aslı Perker'le yeni romanı Flamingolar Pembedir üzerine gerçekleştirdi. Sinemaya da uyarlanan Kocan Kadar Konuş kitabıyla büyük çıkış yakalayan Şebnem Burcuoğlu ise özlenen sıcak mahalle özlemimizi, Cemal Süreya'ya gönderme yaparak Cemal ve Süreyya aşkı üzerinden giderdiği yeni romanı Süreya Kuaför Salonunu anlattı.

Devam